Sun Savunma

Putin’i alt edeceğini sanan Erdoğan Suriye’de mat oldu

ANALİZ 30 Mart 2017 - 7:50 37 KEZ OKUNDU 0 YORUM YAPILDI

Putin’i alt edeceğini sanan Erdoğan Suriye’de mat oldu

Putin’i alt edeceğini sanan Erdoğan
Suriye’de mat oldu

Yazar: David Barchard, Middle East Eye, 24 Mart 2017

Çeviren: Ercan Caner, http://sunsavunma.net/, 30 Mart 2017

Türkiye’nin Suriye’de Rusya ile iş birliği Erdoğan için büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı ve Ankara’ya Rusya’nın Kürtleri korumasını kabul etmekten başka seçenek bırakmadı.

Türkiye, Rusya ile uzlaştığında ve Kasım 2015 tarihinde düşürdüğü Rus jeti için özür dilediğinde yaptığı hamle tam bir ustalık işi gibi algılanmıştı. Suriye’deki ABD’nin diplomatik ve stratejik oyununa son veren bu hamle, aynı zamanda Ankara, Suriye’deki askeri gücü ve Moskova arasında bir işbirliğinin de yolunu açmıştı.

Sekiz ay sonra bugün işler, hiç de eskisi gibi görülmemektedir. Türkiye’nin Suriye politikasının, Ankara’nın ülkedeki askeri unsurlarını da çaresiz bir duruma sokarak kötüye gittiği görülmektedir. Türkiye, ülkenin kuzeyinde, sınırlarına yakın Cerablus ve Al-Bab kasabalarını ele geçirmekten öte bir şey yapamamıştır.

Ankara için daha da kötüsü, Rusya’nın Suriyeli Kürtleri, Türkiye’nin yapabileceği otonomluk karşıtı hamlelere karşı koruyor görülmesidir. Bu hafta içinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ve ABD’nin, Suriye’de YPG ile sürmekte olan ilişkileri nedeniyle üzüntülerini ifade etmiştir. Erdoğan bu açıklamasını, Rusya’nın birliklerini batıda izole edilmiş durumda olan ve Suriyeli Kürtlerin yoğun olduğu Afrin’e göndermesi sonrasında yapmıştır.

Afrin’in Türk birlikleri için kalan olası birkaç hedeften bir tanesi olmasının yanı sıra geçenlerde bir Türk askeri de sınır ötesinden açılan ateş sonucu hayatını kaybetmiştir. Türkiye bu olaya, Ankara’daki Rus büyükelçisini Dış İşleri bakanlığına çağırarak, Rusya’nın ateşkesi muhafaza edememesi ve PYD tarafından kontrol edilen bölgede giderek artan askeri varlığı nedeniyle kuvvetli bir şekilde protesto ederek karşılık vermiştir. Türkiye’nin, Rusya’nın yaptığı Afrin hamlesinden önceden haberdar olmadığı görülmektedir. Türkiye, bundan sonra yapılacak PYD saldırılarına karşılık vereceğini açıklamış olsa da Rusya’nın orada bulunmasının kaçınılmaz varsayımı, otonom Suriye Kürtlerine bir koruma şemsiyesi sağladığıdır.

Kolunda YPG arması ile Nevruz kutlamalarına katılan, Afrin’deki Rus birliklerinin komutanı Rus General Andrei Volkov.

Bu nedenle Moskova ile ortaklık kurmak ve Türk birliklerini Suriye’ye göndererek Suriye Kürt yerleşim birimlerinin kopuşlarını bastırmak isteyen Türkiye mat olmuştur.

İki taraflı baskı

Ankara için daha da kötü olan ise, Suriye’de Ruslarla birlikte örtülü bir Amerikan ortaklığı karşıtlığı sergileyen Türkiye’nin aksine, Moskova’nın Washington ile birlikte hareket etmesidir.

Yaklaşık olarak iki buçuk hafta önce Afrin’e girmeden önce Rus kuvvetleri çok daha kuvvetli bir güç gösterisi olarak kuzey Suriye’de Kürtlerin kontrolünde olan ve Türkiye’deki muhafazakârlar ve Müslüman Kardeşler örgütünün bir zamanlar Türkiye’nin bir sonraki hedefi olarak gördükleri Arap kasabası Manbij’e girmişlerdir. Rus kuvvetleri Manbij’de ABD kuvvetlerine katılmışlardır.

Rus kuvvetlerin girdikleri Al-Bab kasabasının doğu ve batısında yer alan Manbij ve Afrin kasabaları.

Türkiye Şubat ayı boyunca Manbij ve diğer Kürt bölgelerini bombalamıştır fakat artık bu seçenek Türkiye açısından mümkün görülmemektedir. Bu arada YPG unsurları, İslami Devlet terör örgütünün sözde başkenti olan Rakka’ya doğru ilerlemek üzere ABD ordusu ile birlikte çalışmaya başlamış durumdadır ve Türkiye’nin Rakka’nın ele geçirilmesinde herhangi bir rolü olmayacak gibi görülmektedir.

Ankara bu nedenle ABD ve Rusya’nın kendi ajandalarına uygun olarak Suriyeli Kürtlere yardım ettikleri yönünde acı şikâyetlerde bulunmaktadır. Siyasi komplekslerden arındırılmış olarak Ankara’da herkesin korktuğu şey ABD ve Rusya’nın gerçek ajandasının bölgede yarı bağımsız bir Kürt devletine yol açacak bir çeşit Kürt özerkliğinin tanınmasıdır.

Bu gelişme görünüşte, Erbil’de Kürt Bölgesel Hükümeti’nin ortaya çıktığı Irak’ta 2003 yılında olup bitenler gibi görünmeyebilir.

Bu da Amerikan müdahalesinin sonuçlarından bir tanesidir. Kuzey Irak’ın durumuna bakıldığında, Bağdat’ta Şiilerin hâkimiyetindeki Irak hükümetine karşı yaygın Sünni muhalefeti ve mahalli Kürt liderliğinin karşılıklı ekonomik çıkarlar ile birlikteki muhafazakârlığı, Ankara’nın Iraklı Kürtler ile bir ‘‘modus vivendi’’ yani bir uzlaşma zemini bulmasına neden olmuştur.

Orta Doğu ABD Kuvvetleri Komutanı General Joseph Votel tarafından ağır silahlara ihtiyacı olduğu ifade edilen Suriye Demokratik Güçleri, Rakka’nın batısında eğitim esnasında. Foto: ARA News

Kürt liderliğinin (ve birçok savaşçının), Türkiye içinde Türk silahlı kuvvetleri ile acımasız bir savaş yürüten Kürt terör hareketi olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile yakın bağları olduğu Suriye’de ise benzer koşullar bulunmamaktadır.

Böylesine bir zeminde Türk-Rus uzlaşmasının da hayal kırıklığı yaratması hiç de şaşırtıcı değildir. İki ülkenin, 2015 yılında bozulan ilişkileri yeniden onarmak için çaba harcadıkları Ticaret cephesinde de işler iyi gitmemektedir. Ruslar, büyük bir olasılıkla kalite kontrol ve başka problemler nedeniyle, birkaç Türk tarım ürününü yeniden satın almak için oldukça ağır hareket etmektedir. 15 Mart 2017 tarihinde Türkiye, misilleme olarak Rusya’dan yapılan buğday, mısır ve Ayçiçek yağı dâhil bazı ürünlere  % 130 oranında vergi uygulamasını yürürlüğe koymuştur.

Görüşme masasında zayıflayan güç

Türkiye’nin Suriye’deki barış sürecindeki rolü de zayıflamış görülmektedir. Türkiye, Rusya ve İran hala Suriye’deki ateşkesin üç garantör gücü olarak kalmaya devam etmektedir fakat Kazakistan başkenti Astana’da 15 Mart 2017 tarihinde yapılan görüşmelerin üçüncü turunda Türkiye’nin desteklediği Suriye muhaliflerinin görüşme masasında olmalarına izin verilmemiştir. Astana’da yapılan ortak açıklamada görüşmelerin yapıcı ve faydalı olduğu öne sürülse de Suriye tarafı muhalefet boykotu nedeniyle Türkiye’yi suçlamıştır.

ABD ordusunun ana tanksavar silahı olan M136 AT4. Geri tepmesi olmayan silah, 84 mm çaplı HEAT başlığının hassas bir şekilde düşman tank ve zırhlı araçlarına atılmasını sağlar. Taşınması kolay, hafif olan silah, gece ve gündüz etkili bir şekilde kullanılabilmektedir. SAAB Firması üretimi olan bu silah, Türkiye sınırları içinde PKK’ya karşı yürütülen operasyonlarda da ele geçirilmiştir.

Türkiye’nin müttefikleri olan Özgür Suriye Ordusu içindeki çeşitli fraksiyonlar kendileri açısından oldukça elverişsiz olan anlaşmanın çerçevesinden hiç de memnun değildirler. Fakat YPG’nin çok başarılı bir şekilde başardığı gibi, güçlü ve modern bir savaşan ordu ile bir araya gelmemeleri nedeniyle, Özgür Suriye Ordusu içindeki grupların yaptıkları, uluslararası seviyede çok az dikkat çekmekte veya hiç önemsenmemektedir.

Bu grupların, 20 Mart 2107 günü Şam kentine yaptıkları sürpriz saldırı başarılı olarak, ülkedeki askeri dengeyi değiştirebilseydi, bugünkü durum oldukça farklı olabilirdi,  fakat çatışmaların yeniden geniş kapsamlı bir hale gelmesi, büyük bir olasılıkla ana sponsorları olan Türkiye’yi Rusya ile bir savaşın içine sürükleyecektir.

Ankara, Suriye’de Rusya ile bir çatışmaya girmekten kaçınmakta kararlı görülmektedir. Ruslar ile olan bağlantıları (Moskova’da Putin ve Erdoğan’ın katıldıkları son toplantı dâhil) hiç tatmin edici olmasa da bugüne kadar neredeyse hiçbir eleştiri yapılmamıştır ve iki ülkenin arka plandaki gerçekler ile çelişen resmi açıklamaları giderek artan iş birliği alanlarından bir tanesidir.

Zafer Günü kutlamalarında geçit yapan Rus Askeri Gücü. Foto: Getty Images

Garip bir biçimde Ruslar, NATO’yu düşmanı olarak gören Putin açısından, kesinlikle çok büyük bir stratejik ödül olan, Türkiye ile dostluğu sağlamlaştırma ve onu Batıdan koparma yönünde çaba göstermemektedirler.

Bunun nedeni küresel etki alanları hakkında gizli bir ABD-Rusya anlaşması olabilir mi? Ya da bu durum, Avrupa Birliği ile anlaşmazlık içinde olan ve Amerika’nın YPG’yi desteklemesi nedeniyle oldukça öfkeli olan Türkiye’nin Moskova’ya yönelik yumuşak ve ılımlı bir politika izlemesinin tek seçeneği olduğunu yansıtan bir Rus yaklaşımını mı yansıtmaktadır?

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve tamamen yazarın düşüncelerini yansıtmaktadır. Yazının çevrilmesi çevirenin yazarın düşüncelerini paylaştığı anlamına gelmemektedir. Yazının çevrilmesinin maksadı Suriye ve Irak’ta neler olup bittiği hakkında bir durumsal farkındalık yaratmaktır.

Ankara’nın Suriye’de çatışmaya girmekten kaçındığı Rusya’nın askeri gücü, 2016 yılı rakamlarına göre; askerlik çağında olan 47 milyon nüfus, 15.398 tank, 31.208 zırhlı muharebe aracı (ZMA), 4.625 çekili top, 3.793 Çok Namlulu Roketatar (ÇNRA), 3.547 hava aracı ve 352 adet savaş gemisinden oluşmaktadır. (Kaynak: www.globalfirepower.com)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Manbij ile ilgili açıklamaları: ‘‘Bab’tan sonra Münbiç’e yaklaşmış durumdayız. Fakat benim daha önce Sayın Obama’ya söylediğim şeyler vardı. PYD ve YPG Münbiç’te kalmayacak, burası Arap toprağıdır. Bu ikisi terör örgütüdür. Terör örgütüyle iş tutmayın dedik. Ancak bu konuda mesafe alabilmiş değiliz. İnsani yardım adı altında Münbiç’teki bayrak dalgalandırmalar doğru değil. Bunun da arkadaşlarımızla değerlendirmelerini yapıyoruz. Üzerine üzerine gitmeye devam edeceğiz. 16 Nisan işte bunun için de önem arz ediyor. 16 Nisan’ı başarılı bir şekilde atlattığımız takdirde, Irak ve Suriye konusunu da başarılı şekilde çözeceğimize inanıyoruz’’ şeklindedir.

Moskova ve Washington, savaş sonrasında Suriye’nin merkezden yönetimi konusundaki anlaşmazlıklarını çözmüş gibi görünmektedirler. Rusya, iç savaş sonrasında Suriye’nin federal yapılanmasına artık açık görülmektedir.

Huffington Post’a göre; İslami Devlet terör örgütünü saf dışı bırakmak maksadıyla Suriye savaşına aktif olarak katılan Rusya’nın, hava saldırılarının % 85’i IŞİD terör örgütünü hedef almamakta ve muhalif unsurlara yönelmektedir. Rus hava saldırıları sivilleri öldürmekte ve Ruslar insan haklarına aykırı olarak beyaz fosfor bombaları kullanmaktadır.

Bir Türk mahkemesi tarafından, Şubat 2016 ayı içerisinde Ankara’da gerçekleştirilen bomba saldırısı ile ilgili olarak hakkında tutuklama kararı çıkarılan ve Almanya tarafından 18 Mart 2017 tarihinde Frankurt kentinde düzenlenen mitingde, PKK’lılara hitap etmesine izin verilen terör örgütü PYD’nin lideri Salih Muslim de Suriye’nin bütünlüğü ile ilgili söylemlerinden vazgeçmiş görünmektedir. Kobani’de PKK terör örgütünün ilk teröristlerinden Mahsum Korkmaz’ın heykeli dikilmiş ve Muslim, PYD’nin Suriye koluna ele geçirdikleri yerlerde kanton kurma ve tek taraflı özerklik ilan etme yetkisi vermiştir.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin, Türkiye’ye yaptığı ziyarette, İstanbul Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’ne gelişi sırasında kapının önündeki direğe ve Esenboğa Havalimanında çekilen Irak Kürdistan Bölgesel yönetimine ait bayrakla ilgili tartışmalar üzerine, 28 Şubat 2017 tarihinde verdiği demeçte Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Binali Yıldırım; ‘‘Bir bayrak hikâyesidir gidiyor. Irak Anayasası’na göre, kuzey Kürdistan Bölgesel Yönetimi özerk bir yapıdır. Parlamentosu, başbakanı, bakanları, bayrağı vardır ve dünyada da bu şekilde tanınır. Yeni bir uygulamaymış gibi bunu gündeme getirmenin iyi niyetle izahı mümkün değil. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğüne sonuna kadar saygı duyar, Irak Anayasası’nın gereği neyse saygı duyar. Bizim bunun dışında başka diplomatik teamül geliştirmek gibi bir uygulamamız olmadı.’’ açıklamasını yapmıştır.

 

Ortada Nevruzu/yeniden doğuşu simgeleyen 21 ışınlı Mezopotamya güneşi ve kırmızı-beyaz-yeşil şeritleri ile Irak Kürdistan Bölgesel yönetiminin bayrağı. Kırmızı şerit Kürdistan savaşçılarının kanını ve ihtilali, beyaz şerit barışı, yeşil şerit ise Kürdistan ve Mezopotamya’nın bereketini simgelemektedir (wikipedia).

Kerkük Vilayet Meclisinde gerçekleştirilen oylama kararı sonrasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağının vilayetteki bütün resmi dairelere Irak bayrağı ile birlikte asılması kararına karşı Türk dış işleri bakanlığının açıklaması ise: “IKBY bayrağının vilayetteki tüm resmi dairelerde Irak bayrağıyla birlikte asılmasına ilişkin kararın kabul edilmesini doğru bulmuyor ve endişeyle karşılıyoruz. Vilayet Meclisi’nin Türkmen ve Arap üyelerinin boykot ettikleri oylamada alınan kararı doğrudan Kerkük’ün ihtilaflı statüsüyle ilgili ve Irak anayasasına aykırı tek taraflı bir tasarruf olarak değerlendiriyoruz. Farklı kimliklere mensup Irak vatandaşlarının ortak varlığı olan Kerkük’ün statüsüyle ilgili tek taraflı adımlarda ısrarcı olunması uzlaşı, diyalog ve anayasal süreçlere bağlılık kavramlarına zarar verecektir. Bu tür yaklaşımlar, ülkede kalıcı güvenlik ve istikrar çabalarını da olumsuz etkileyecektir. Irak’ın geçmekte olduğu kritik süreçte ilgili tüm tarafların sağduyu, sorumluluk ve itidal içinde hareket etmesi gerekmektedir.” şeklindedir.

 

Mukaddes Kürdistan bayrağının (Ala Rengin) İstanbul ve Ankara şehirlerini şereflendirmesi nedeniyle aziz Kürt milleti ve diğer halklardan erdemli insanlar mutlu olurken, ırkçı ve faşist çevreler her zamanki gibi kin ve öfke kustular. (Sediyani haber sitesinden alıntıdır).

Biz Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ‘‘Yani Başkanlık’’ ile oyalanırken Irak ve Suriye’de olup bitenler bunlar.

Yazının orijinaline aşağıdaki linke tıklayarak erişebilirsiniz.

http://www.middleeasteye.net/columns/checkmate-
syria-erdogan-s-gambit-putin-not-paying-159544833

 



Oledya Tasarım Evi -  Reklam
Editör
levent@oledya.com

Oledya Reklam & Tasarım Ofisi adlı firmada çalışmaktadır. Aynı zamanda bazı haber sitelerinde editörlük ve blog sitelerinde webmasterlik yapmaktadır.

BU MAKALEYE YORUM YAP

BU YAZIYA YORUM YAP