Sun Savunma

Türkiye’de Kadınlar Ölüyor

GÜNCEL HABER 11 Mayıs 2017 - 21:21 1 KEZ OKUNDU 0 YORUM YAPILDI

Türkiye’de Kadınlar Ölüyor

Türkiye’de Kadınlar Ölüyor

Ve problem giderek daha da kötüleşiyor.

Yazarlar: Sophia Jones ve Nicole Tung, 27 Nisan 2017

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 29 Nisan 2017

Eda Okutgen, 2014 yılı sakin bir Kasım akşamında, Türkiye’nin batısında bir sahil kenti olan İzmir’de, yaşadığı apartmandan çıkar, sağlıklı bir yaşam için biraz koşu yapmaktır niyeti, fakat ne yazık ki çok uzağa gidemez.

Eski kocası Uğur Buynak, onu geçmişte de bir mutfak bıçağı ile bacağından bıçaklamıştır. Eski karısını takip eder ve merdivenlerde yakalar, 38 yaşındaki başarılı iş kadını ve annesi yardım için bağırırlar. Boşuna bağırıyordular, Buynak eski karısına bıçağını defalarca saplarken komşular kapılarını kilitlerler. Eda merdivenlerde kan kaybetmektedir, güvenlik kameraları, Türk televizyonlarında defalarca yayınlanacak olan cinayetin her anını kaydetmiştir.

Ablası Nazlı Okutgen, gözlerindeki yaşları silerken; ‘‘Bu dünya için çok fazla iyiydi’’ sözleriyle duygularını açıklıyor.

Eda’nın öldürülmesi şok edici olsa da Türkiye’de nadir rastlanan bir olay değildir. Türkiye’de gazete manşetleri sık sık, caddelerde, toplu taşıma araçlarında ve evlerde işlenen tüyler ürpertici ve korkunç kadın cinayetlerinden bahsetmektedir. 20 yaşında bir öğrencinin olayında, kıza tecavüz etmeye çalışan bir otobüs sürücüsü onu dövmüş, yakmış ve sonra da bir nehre atmıştır. Televizyon yayıncısı bir kadın, doğum yaptıktan kısa bir süre sonra kocası tarafından öylesine feci şekilde dövülmüştür ki felç geçirmiştir. Bir adam karısına yaklaşmama cezası ile polis tarafından serbest bırakıldıktan sonra onu, çalıştığı kuaförde vurarak öldürmüştür. Ve Eda, genç oğlu birkaç kat yukarıda merdivenlerde saklanırken, eski kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür.

Eda, son yıllarda öldürülen veya saldırıya maruz kalan binlerce Türk kadınından yalnızca bir tanesidir. 2015-16 yıllarında, Türkiye’de en az 414 kadın, çoğunlukla hayat arkadaşları veya akrabaları tarafından öldürülmüştür. Ülke çapında kadın cinayetlerini takip ederek kayıt altına alan ve şiddet gören kadınlar ve ailelerine yardım eden ‘‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’’ kayıtlarına göre öldürülen kadın sayısı; 2014 yılında 294, 2013 yılında ise 237’dir. İnsan hakları savunucuları, avukatlar ve erkek şiddetinden kurtulanlar, durumun giderek kötüleştiğini ve kadınlara sağlanan haklar ve korumanın alarm verici boyutlara ulaşarak, giderek çok daha fazla sınırlandığını ifade etmektedirler. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın giderek artan otoriter iktidarı altında, polis muhalefeti ezmekte ve kadınlara zarar veren politikalar uygulamaktadır. Oysa Türkiye, bir zamanlar istikrar, modernlik ve İslami demokrasi için örnek gösterilen bir ülkedir.

Türkiye’de, 2015-16 yıllarında, en az 414 kadın hayat arkadaşları ve akrabaları tarafından öldürülmüştür.

KORKU KÜLTÜRÜ

Cinsiyet eşitliği için mücadele eden Türkler, mahkemelerin genellikle kadınlar aleyhine karar verdiklerini ifade etmektedirler. Hâkimler, cinayet ve şiddet davalarında, kendi inisiyatiflerini kullanarak ceza indirimleri uygulamaktadırlar. Örneğin bir adam, eşine şiddet uygulamasının nedeninin ihanet veya uygunsuz giyim olduğunu iddia ettiğinde veya mahkemede iyi hal sergilediğinde cezasında indirim yapılmaktadır.

Eda’nın ablası bu sistemi değiştirmek için iki yıldır mücadele ediyor. Buynak, Eda cinayeti nedeniyle halen cezaevinde olsa da mahkûmiyetten kurtulmak için üst seviyeli iyi bir avukat ile birlikte çalışmaktadır. Deli olduğunu iddia etmekte ve eski karısının onu sözde bir ilişkisi olduğu ve kendisiyle seks yapmayı reddettiği için provoke ettiğini iddia etmektedir. Eda’nın tarafında olanlar, bu iddiaları gülünç olarak nitelendirmekteler, fakat bu iddialar Buynak açısından, mahkûmiyetten kurtulmak için yapılan stratejik bir hamledir; tıbbi muayenede, cinayet esnasında gerçekten deli olduğuna karar verilir ise katil eski koca serbest bırakılabilir. Ve oldukça kısa süreli bir tedavi sonrasında da tamamen özgür kalabilir.

Eda’nın davasını yürüten İsmail Altun, son 22 yılda dövülen, tecavüz edilen ve öldürülen en az 40 kadının davasına bakmıştır. O, olan biten her şeyi görmüş bir avukattır.

Altun başını sallayarak, ‘‘Cinayetlerin oranının azalacağını düşünmüyorum’’ diyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız gibi gruplara göre; oran gerçekten de giderek yükselmektedir. Fakat Türkiye’de dayak ve şiddete maruz kalan kadınların gerçek sayısı bilinmemektedir. Birçok kurban, kendi başlarına yaşayabilecek ekonomik özgürlüğe sahip olmadıkları veya polise başvurmaktan korktukları için yardım istememektedirler.

Altun; ’Polise gitseler dahi, polis bunun aile içi bir mesele olduğunu söylemektedir’’  diyerek üzgün bir şekilde başını sallamaktadır. 2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ne yazık ki Türkiye’deki aile içi şiddet iddiaları ile ilgili olarak; ‘‘yetkisizlik kararı’’ vermiştir. Altun, durumun giderek daha da kötüleştiğini ifade etmektedir.

NICOLE TUNG. Eda Okutgen Dava Dosyası, İsmail Altun’un ofisi, İzmir, Nisan 2017

Türkiye, kadınların korunması için oldukça sağlam yazılı yasalara sahiptir, fakat problem, bu yasaların uygulanamamasıdır. Bir takım yasal kazanımlara rağmen maalesef durum budur: Örneğin 2012 yılında Türkiye, evlenmemiş kadınları da içerecek şekilde aile içi şiddet yasasının kapsamını genişletmiştir. Bu tarihten önce sadece evli kadınlar aile içi şiddete karşı korunmaktadırlar. Yasa ile polise, aile içi şiddet meseleleri ile ilgili daha fazla yetki de verilmiştir. Fakat uygulanmadığı sürece, sadece yasalar kadınların korunması için yeterli olmamaktadır.

Son aylarda durum iyice kötüleşmiştir. Ocak ayında Adalet Bakanlığı, hâkim veya savcı olabilmek için yapılan sınavlardan alınması gereken notu düşürmüştür. Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi sonrasında uygulanan olağanüstü hal kapsamında; 4.000 hâkim ve savcı görevlerinden alınmış ve cezaevlerine atılmıştır. Bunların yerine, seçim ölçütü genel olarak Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisine (AKP) sadakat olan deneyimsiz birçok hâkim atanmıştır. Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nden kıdemli uzman ve Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü Soner Çağaptay bu durumu; ‘Erdoğan hukuk sistemini politize etmek maksadıyla darbe sonrası tasfiyeleri kullanıyor’’ sözleriyle açıklamaktadır.

Yargıdaki tasfiyeler, Türk hükümetini eleştirenlerin yıllardır uyardıkları, otoriterliğe kayışın bir parçasıdır ve Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi sonrasında iyice yoğunlaşmıştır. Otoriterliğe doğru kayış, dini tutucu söylem ve politikalar ile daha da artmış durumdadır. Erdoğan yaptığı bir açıklamada doğum kontrolünü hainlik olarak nitelendirmiş ve kadınlara en az üç çocuk yapmaları yönünde çağrıda bulunmuştur. Ateşli bir şekilde, sezaryen ile doğuma karşıdır ve çalışan bir kadını, doğum yapmadığı ve ev işlerini bıraktığı için ‘‘yarım’’ olarak nitelendirmektedir.

“Kadının iş hayatındaki konumu onun anneliğini asla geriye atmamalıdır. Çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkâr ediyor demektir. Bu benim samimi düşüncem. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın istediği kadar iş dünyasında başarılı olsun özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır, eksiktir, yarımdır.’’  Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Efsane oyuncu Ayşen Gruda, Bülent Arınç’a: ‘‘Bir erkek olarak sen sus! Ağlamaya devam et. Tam ağlanacak zaman zaten. Devam et ağlamana, otur oturduğun yerde’’ şeklinde cevap vermiştir.

‘‘İffet sadece bir isim değil kadın için de bir süstür iffet, erkek için de bir süstür. İffetli olacak erkek de olacak, zampara olmayacak eşine bağlı olacak, çocuklarını sevecek. Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.’’ Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç (2014)

2014 yılında başbakan yardımcısı olan Bülent Arınç, uygunsuz olduğu gerekçesiyle kadınların sokakta kahkaha atmaması gerektiğini ifade ettiğinde Türkleri şoka sokmuştur. Birçok kadın sosyal medya hesaplarında kendilerini gülerken gösteren fotoğraflarını paylaşmışlardır. Ve Kasım 2016 ayında AKP, kamuoyunda ‘‘TECAVÜZ YASASI’’ olarak nitelendirilen ve tecavüz ettikleri çocuklar ile evlenmeleri durumunda, tecavüzcülerin affedilmelerini teklif eden, insan hakları organizasyonlarını dehşete düşüren tartışmalı bir kanun teklifi vermiştir. Binlerce Türk sokaklara dökülerek kanun tasarısını protesto etmiş ve AKP kanun teklifini geri çekmek zorunda kalmıştır. AKP’nin kanun teklifini geri çekmesinde Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamanın da büyük bir etkisi olmuştur.

“Görevi, sorunlara çözüm üretmek olan siyaset kurumunun, bu önemli toplumsal sıkıntının çözümüne yönelik arayış içinde olmasından daha tabii bir durum yoktur. Ancak, söz konusu kanun tasarısının görüşmeleri esnasında başlayan tartışmanın, kamuoyunda çok farklı tepkilere, eleştirilere, önerilere neden olmasının, konunun yeniden ele alınmasını gerektirdiği açıktır. Hükümetin toplumun değişik kesimlerinden gelen eleştiri ve önerileri dikkate alarak, geniş bir mutabakat içerisinde bu sorunu çözmesinde büyük fayda görüyorum.” Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

NICOLE TUNG, Eda Okutgen, Şubat 2017

 

KADIN HAKLARINI SAVUNMA MÜCADELESİ

16 Nisan 2017 günü Türkler referanduma giderek, kadınları erkeklerden daha aşağı varlıklar olarak gören Erdoğan’a, kıl payı ile de olsa çok daha fazla yetkiler verdiler. ABD Başkanı Donald Trump, zaferi nedeniyle Erdoğan’ı kutlamış olsa da ABD Dışişleri bakanlığı ve diğer gözlemciler, oy verme işlemindeki prosedürler ve tehditler hakkında endişelerini dile getirmişlerdir. Erdoğan da referandumla ilgili eleştirileri reddetmiş ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatından (AGİT) uluslararası gözlemcileri ‘haddinizi bilin’’ sözleriyle uyarmıştır. Liderlikte değişiklik olma olasılığının çok zayıf olması nedeniyle; kadın hakları mücadelesinde ön saflarda yer alanlar, bundan sonra işlerinin çok daha zor olacağını ifade etmektedirler.

‘‘Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir. Tabiatları bünyeleri fıtratları farklıdır. İş hayatında hamile bir kadını erkekle aynı şartlara tabii tutamazsınız. Çocuğunu emzirmek zorunda olan bir anneyi, bir erkek ile eşit konuma getiremezsiniz. Kadınlara erkeklerin yaptığı her işi yaptıramazsınız, komünist rejimlerde olduğu gibi. Eline ver kazmayı küreği çalışsın, olmaz böyle bir şey. Onun narin yapısına ters düşer. Anadolu’da da böyle yapılmadı mı? O garibim analarımız ne çileler çektiler be, kamburları çıktı’’.  Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Geri çekilmek ve pes etmek yine de birçok Türk kadını için asla bir seçenek değildir. Örneğin, Eda’nın yaşamını yitirmesi, ablası gibi birçok kadını kadın hakları için mücadele etmeye yönlendirmiştir. Eda’nın ablası Nazlı, Türk hükümetinin kadın haklarına karşı olan tartışmalı pozisyonunun, sadece kadınlara yönelik şiddeti artırdığını savunmaktadır. Nazlı’nın mücadele etmesinin asıl nedeni de budur.

‘‘Türkiye’de bir deyim vardır: Ateş sadece düştüğü yeri yakar’’ sözleriyle düşüncelerini anlatan Nazlı, insanların sadece tanık oldukları veya başlarına gelen olayları önemsediklerini vurgulamaktadır.

‘‘Bütün bunları televizyonlarda görüyorduk’’ diye konuşmalara katılıyor Eda’nın küçük kız kardeşi Nida Okutgen. ‘‘Kurbanlar için üzülüyorduk fakat sonra arkamızı dönerek kendi hayatımıza devam ediyorduk. Eda öldürüldükten sonra bunun ne kadar yaygın olduğunu görmeye başladık. Her gün bu tür olaylar oluyordu’’ diyerek düşüncelerini açıklamaya devam ediyor.

Kız kardeşler şimdi, kadın hakları yürüyüş ve protestolarına katılıyorlar. Nazlı öldürülen ve şiddet uygulanan diğer kadınların duruşmalarına katılıyor, Eda için onların ellerini tutmaya gidiyor.

Nazlı, kız kardeşi ile yaptığı son konuşmayı asla unutmayacağını söylüyor. Nazlı, o gün, Eda’nın çok sevdiği elma ve mandalina reçeli yapmıştır, fakat eve götürmek için reçel henüz çok sıcaktır. Eda, ertesi sabah soğuduğunda alacağını söyler, fakat Eda, şafak vakti gelene kadar bu hayata gözlerini çoktan yummuştur. Nazlı, reçel kavanozlarını kardeşinin mezarının üzerine yerleştirir.

Nazlı, bütün acı ve kederini, Eda’nın hayatı ve ölümü hakkında yazdığı bir kitapla unutmaya çalışmaktadır. Nazlı, kitaptan elde edeceği gelirlerin tamamını, Eda gibi kadınlara yardım eden organizasyonlara bağışlamayı düşünüyor. Kitabının adı şimdiden belli, gözlerinde yaşlarla gülümseyerek ‘‘Elma ve Mandalina Reçeli’’ diye açıklıyor.

Bu makalenin yayımlanması The International Women’s Media Foundation ve The Fuller Project for International Reporting tarafından desteklenmiştir.

Çevirenin Notları: Çevirmekten gerçekten utandığım bir yazı. Bu benim ülkem olamaz! Gerçekten yazıklar olsun. En kötüsü de ailenin direği, temeli, öğreteni, doyuranı, yol göstereni, ANA’sı her şeyi olan kadınlarımızın bu kadar eziyet görmelerine, şiddete, dayağa, aşağılanmaya ve KADIN CİNAYETLERİNE rağmen hala EVET diyebilmeleri. İnanın bana, bu hiç de onların suçu değil.

Benden sonra beni benimsemek isteyenler bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlarTürkiye Cumhuriyetinin Kurucusu İlk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.

EĞİTİM EĞİTİM EĞİTİM!

Eğer Cumhurbaşkanı olmasam, Eğitim Bakanlığı’nı almak isterdim.

Milli eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz.

Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.

İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve fenni versin, fakat o kadar pratik bir şekilde versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun.

Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.

Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.

Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır.

Eserinin üzerinde imzası olmayan yegâne sanatkâr öğretmendir.

Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.

Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz…

Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.

En önemli ve verimli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Milli eğitimde süratle yüksek bir seviyeye çıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır.

Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.

Milli eğitim ışığının memleketin en derin köşelerine kadar ulaşmasına, yayılmasına özellikle dikkat ediyoruz.

Okul genç beyinlere; insanlığa hürmeti, millet ve memleket sevgisini, şerefi, bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takip edilecek en uygun, en güvenli yolu öğretir. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur.

En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.

Yeni nesil, en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.

Şimdiye kadar uygulanan eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin geri kalmasında en önemli etken olduğu kanısındayım. Onun için bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaratılışımızla hiç ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve milli tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.

İlim ve fen çalışmalarının merkezi okuldur. Bundan dolayı okul lazımdır. Okul adını hep beraber hürmetle, saygıyla analım.

Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari inkılâplar sizin, sayın öğretmenler, sizin sosyal ve fikri inkılâptaki başarılarınızla pekiştirilecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.

Türkiye’nin birkaç seneye sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılâplar çok büyük, çok mühimdir. Bu inkılâplar, sayın öğretmenler, sizin; toplumsal ve fikrî inkılâptaki muvaffakiyetlerinizle desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister!

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Memleketi ilim, irfan, ekonomi ve bayındırlık alanlarında da yükseltmek, milletimizin her hususta çok verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek, gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lazımdır. Bu kutsal amaçlar elde etmek için mücadeleye atılanların arasında öğretmenler en önemli ve en hassas yeri almaktadır.

Öğretmenlik ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir.

Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz… Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor, demektir. Bir taraftan genel olan cahilliği yok etmeye çalışmakla beraber, diğer taraftan toplumsal yaşamda bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar yetiştirmek lazımdır. Bu da ilk ve orta öğretimin uygulamalı bir şekilde olmasıyla mümkündür. Ancak bu sayede toplumlar iş adamlarına, sanatkârlarına sahip olur. Elbette milli dehamızı geliştirmek, hislerimizi layık olduğu dereceye çıkarmak için yüksek meslek sahiplerini de yetiştireceğiz. Çocuklarımızı da ayni öğretim derecelerinden geçirerek yetiştireceğiz.

Kadınlarımız! Medeniyetin kurucusu sizlersiniz, bu ülkenin geleceğine de karar verecek olan sizlersiniz!

Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

https://www.foreignaffairs.com/articles/turkey/2017-04-27/women-are-dying-turkey



Kürşat Toksoy - Sanatsal Deri
Editör
levent@oledya.com

Oledya Reklam & Tasarım Ofisi adlı firmada çalışmaktadır. Aynı zamanda bazı haber sitelerinde editörlük ve blog sitelerinde webmasterlik yapmaktadır.

BU MAKALEYE YORUM YAP

BU YAZIYA YORUM YAP