Sun Savunma

Almanya’daki casus ‘‘Türk İmam’’ olayı bütün Avrupa’ya yayılıyor

GÜNCEL POLİTİKA 11 Mart 2017 - 13:48 651 KEZ OKUNDU 0 YORUM YAPILDI

Almanya’daki casus ‘‘Türk İmam’’ olayı bütün Avrupa’ya yayılıyor

Almanya’daki casus ‘‘Türk İmam’’ olayı
bütün Avrupa’ya yayılıyor

Almanya’da yürütülen, Türkiye’nin düşmanları hakkında bilgi toplayan dini görevliler hakkındaki soruşturma, aysbergin görünen ucu olabilir. Deutsche Welle (DW), Almanya ve Avrupa devletlerindeki Türk faaliyetlerini ortaya çıkaran birkaç belgeyi ele geçirdi.

Ercan Caner, Ankara-Türkiye, 11 Mart 2017

Alman polisi, Türk hükümetine muhalefet edenler hakkında casusluk faaliyetlerinde bulunduğu iddia edilen dört imamın evlerini sabah erken saatlerde basmıştır. Polisin bu baskını, Ankara’nın, son 15 Temmuz darbesini yapmakla suçladığı dini hareket hakkında, bütün Avrupa’ya yayılan, çok daha geniş bir Türk bilgi toplama faaliyetini ortaya çıkaran, DW tarafından elde edilen belgeler hakkında yürütülen soruşturmanın bir parçasıdır.

Alman polisi tarafından sabahın erken saatlerinde yapılan baskınlar; Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 900 camiyle, Almanya’nın en büyük İslami grubu olan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) üyesi dört Türk imamın evlerine yapılmıştır.

Almanya Federal Savcılar Bürosu, Ankara’nın geçtiğimiz Temmuz 2016 ayında darbe yapmakla suçladığı, ABD’de yerleşik imam Fettullah Gülen taraftarlarının aleyhine casusluk faaliyetleri yürüttükleri iddia edilen, North Rhine-Westphalia ve Rhineland-Pfalz eyaletlerinde, imamların evlerine yapılan baskınlar sonrasında herhangi bir tutuklama yapılmadığını açıklamıştır.

Fettullah Gülen, Pennslyvania–Salyorsburg’da bulunan evinin önünde. 24 Eylül 2013, Reuters.

Savcılık ofisi yaptığı açıklamada, baskınların nedeninin, Türkiye’nin başbakanlığa bağlı kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Eylül 2016 ayında Almanya’da kendi görevlendirdiği imamlara verdiği, Gülen taraftarları hakkındaki bilgilerin gönderilmesi ile ilgili emri olduğunu belirtmiştir.

Casusluk ile suçlanan imamların hiç birisi tutuklanmamasına rağmen, Almanya Şansölyesi Angela Merkel, 2 Şubat 2017 günü Ankara’ya yaptığı ziyarette, Türkiye’den DİTİB’e bağlı altı adet imamın geri çağrılmasını talep etmiş, Merkel’in ziyaretinin hemen sonrasında da bu imamlar Türkiye’ye geri çağrılmıştır. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, olayla ilgili yaptığı açıklamada; imamların yetkilerini aşmış olabileceklerini, fakat casusluk faaliyetlerine karıştıklarını kabul etmediğini açıklamış ve Almanya ile Türkiye arasındaki 40 yıllık dostluğun bozulmaması için imamların geri çağrıldığını ifade etmiştir. Türkiye’de hükümet yanlısı medya ise, casus imam krizinin, Batılı ülkelerin Gülen hareketini desteklemek ve korumak için ortaya attığı bir dalavere olduğunu ileri süren yayınlar yapmaktadırlar.

Hristiyan Demokrat Parti ikinci başkanı Armin Laschet yaptığı açıklamada, Almanya’nın en büyük İslami cemaati olan ve Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile bağlantılı, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nde görevli bütün imamların görevlerinden uzaklaştırılmalarını talep etmiştir. Laschet yaptığı açıklamada; ‘‘İslami dini bir eğitim olmasını istiyoruz, fakat bu uzun vadede yabancı bir devletten bağımsız olmalıdır.’’ ifadelerini kullanmıştır. Almanya genelinde, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği bünyesinde 900 adet cami bulunmaktadır ve bunların imamları Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilmektedir.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği ise yaptığı açıklamada, federal savcılara yürüttükleri soruşturma kapsamında yardımcı olacaklarını ifade etmiş ve polis baskınlarının imamların kendilerine ait özel evlerine yapıldığına ve organizasyonun direkt olarak hedef alınmadığına dikkat çekmiştir.

Almanya Adalet Bakanı Heiko Maas, imamların evlerine yapılan polis baskınları sonrasında yaptığı açıklamada, İslam dinini casusluk faaliyetleri için bir örtü olarak kullananların kendilerini savunmak için din özgürlüğüne sığınamayacaklarını ifade etmiştir.

Hollanda hükümetinin ülkede bulunan 145 camide, Gülen sempatizan ve destekçileri hakkında bilgi topladığı gerekçesiyle, Hollanda dini ataşesini protesto etmesi sonrasında Türk hükümeti, geçtiğimiz yıl Aralık ayında bu ataşeyi geri çekmiştir.

Ayrıca Norveç yetkilileri tarafından; Stockholm’de görevli Türk İslam Birliği genel sekreteri Yusuf Yüksel’in, Facebook aracılığı ile ülkede bulunan Türklere, Gülen taraftarları hakkında casusluk yapmaları yönünde çağrı yaptığı ve Norveç’te yaşamakta olan bazı Türk vatandaşlarının pasaportlarının, Türk imamların faaliyetleri sonucu, Ankara tarafından iptal edildiği iddia edilmektedir.

DW tarafından elde edilen belgelere göre, iki eyalette görevli olan 13 imam ve bir koordinatör yardımcısı tarafından, Köln’de bulunan Türk dini ataşeliğine, Gülen taraftarı en az 14 kurum ve Gülen hareketi ile bağlantısı olduğu öne sürülen 45 kişi hakkında bilgi sağlanmıştır. North Rhine-Westphalia eğitim bakanlığı, listedeki beş kişinin kimliklerinin devlet tarafından görevlendirilen öğretmenler olduğunu tespit etmiştir.

North Rhine-Westphalia iç işleri bakanlığı sözcüsü, Türk konsolosluğundan, DW tarafından elde edilen belgelerin kendi ellerindeki belgeler ile aynı olduklarını doğrulamıştır. Sözcü yaptığı açıklamada; ‘‘Aynı içerikli ilave raporların, Almanya ve komşu ülkelerde de düzenlenmiş olabileceğinin göz ardı edilmemesi’’ gerektiğini ifade etmiştir.

İnsanların adlarını içermesinin yanı sıra, konsolosluk tarafından hazırlanan belgelerde genel olarak, Gülen hareketinin sempatizanları ve onu destekleyenlerin faaliyetleri ve kendi bölgelerindeki geçmişte faaliyette bulunan kurumlardan da bahsedilmektedir.

Alman yetkililer, listelerde adları olanlar ile temas kurmuş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe girişimi sonrasında yoğun bir tasfiye hareketine giriştiği Türkiye’ye gitmemeleri yönünde tavsiyede bulunmuşlardır.

Temmuz 2016 askeri darbe girişimi sonrasında gözaltına alınan şüpheliler.

DW, bazı camilere yaptığı telefon aramalarından sonra, imamlardan birkaçının Türkiye’ye geri döndüğünü öğrenmiştir, bu durumun yürütülen federal soruşturmayı daha da karmaşık bir hale getireceği değerlendirilmektedir.

Gülen bağlantılı kurumların çoğunluğu, Türkleri Alman toplumuna daha iyi entegre etmek amacıyla, sosyo-ekonomik açıdan yoksun olanlara verilen okul sonrası eğitimleri, dinler arası diyalog, kültürel faaliyetler ve projelere katılmaktadırlar. Sadece North Rhine-Westphalia eyaletinde, Gülen hareketinin kontrolünde olan 63 adet dernek ve kısmi devlet desteği almakta olan beş adet özel okul bulunmaktadır.

Darbe girişimi sonrasında Türkiye, terörist organizasyon olarak nitelendirdiği Gülen hareketinin faaliyetlerinin engellenmesi maksadıyla bütün ülkelere çağrıda bulunmuştur. Mesele, Almanya dâhil bazı NATO ülkeleri ve Türkiye arasında gerilimin artmasına neden olmuştur.

Almanya’yı imamların evlerine yapılan baskınlar nedeniyle eleştiren Bekir Bozdağ

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ bir açıklama ile imamların evlerine yapılan baskınları kınamış ve Berlin’i dolaylı olarak Gülen hareketinin etkisi altında davranmakla suçlamıştır. Yaptığı açıklamada Türk bakan, casuslukla ilgili iddialar hakkında yapılan soruşturmanın Almanya’nın teröristlerin iddialarına ne kadar kolay bir şekilde inandığının göstergesi olduğunu ifade etmiştir. Türk bakan ayrıca Alman makamlarını, Türk din görevlilerine yapılan haksız, hukuksuz, insan hak ve hürriyetlerine aykırı keyfi uygulamalara bir an önce son vermeye davet etmiştir.

Bakana göre Diyanet İşleri Başkanlığı, Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde, o ülkenin hukukuna uygun faaliyette bulunan ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği başta olmak üzere, bütün sivil toplum örgütlerinin din görevlisi ihtiyaçlarını karşılayan anayasal bir kuruluştur.

Bu görevlilerin, söz konusu ülkelerin hukukuna uygun bir şekilde faaliyetlerini sürdürdüklerini ifade eden bakana göre; din ve vicdan hürriyeti, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerde ve Alman anayasasında teminat altına alındığı halde, dört din görevlisinin evlerinde yapılan aramalar, uluslararası anlaşmaların ve Alman anayasasının açıkça ihlâlidir.

Bakan eleştirilerini: ‘‘Alman hükümeti ve yetkili makamlarının, ülkedeki yabancılara ve Müslümanlara karşı artan ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamafobi gibi hastalıklarla mücadele etmesi gerekirken ve bu kapsamda 2016 yılında camilere yönelik olarak gerçekleştirilen 91 saldırının faillerinin tespiti, yargılanması ve hak ettiği cezayı almaları konularında somut ilerlemeler sağlaması beklenirken, aksine bu sakat anlayışların zemin bulmasına ve güçlenmesine yarayacak adımlar atması anlaşılır ve kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.’’ ifadeleri ile sürdürmüştür.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği Amblemi

North Rhine-Westphalia eyaletinde, Gülen hareketinin başkanlığını yürüten Osman Esen DW’e yaptığı açıklamada; darbe girişiminden itibaren eğitim kurumlarına yapılmakta olan parasal yardımların kesildiğini ve bu kurumlara olan katılımlarda azalmalar meydana geldiğini ifade etmektedir. Katılımdaki düşmeler kısmen, eğitim kurumları tarafından verilen mülteci entegrasyon kurslarında yaşanmaktadır.

Eğitimli bir avukat, birçok Türk ailenin, kendilerinin veya Almanya ile Türkiye’deki akrabalarının cezalandırılmasından endişe duymaları nedeniyle çocuklarını Gülen bağlantılı kurumlara göndermediği ve Almanya’da genel bir korku havasının hüküm sürdüğünü anlatmaktadır.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, geçen ay birkaç imamın yanlış bir şekilde Türk hükümetine bilgi verdiğini kabul etmiş, fakat casusluk iddialarından kendisini uzak tutmaya çalışmıştır. İslami dernek, Diyanet tarafından maaşları ödenen ve atamaları yapılan imamlara, Gülen taraftarları hakkında casusluk yapmaları yönünde bir emir vermediğini ifade etmektedir. Bununla beraber, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği tarafından yapılan bir açıklamada, Müslüman imamların evlerine yapılan baskınların, Müslüman toplum içerisinde büyük bir öfkeye neden olduğu uyarısında bulunulmuştur. Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, kendisinin sadece dini ve kültürel hizmet sağlayan bir kurum olduğunu ve politik faaliyetlerde bulunmadığını açıklamaktadır.

Yeşiller Partisine mensup olan ve geçtiğimiz Aralık 2016 ayında, cezalandırma yönünde bir şikâyette bulunan Volker Beck ise, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği tarafından öne sürülen iddiaların anlamsız olduğunu ileri sürmektedir.

DW’e yaptığı açıklamada Beck, ‘‘Diyanet, dini ataşeler ve mahalli Diyanet İşleri Türk İslam Birliği dernekleri, normal olarak Ankara’nın din ile ilgili politik emirlerini uygulayan oluşumlardır. Fakat bu oluşumlar aynı zamanda gizli servis gibi hareket etme kabiliyetindedirler.’’ ifadelerini kullanmıştır.

Volker Beck, raporlarda adı geçen insanların Türkiye’de sürmekte olan tasfiye hareketinin kurbanı olduklarını, bazılarının akrabalarının sorguya çekildiklerini ve insanların banka hesaplarının dondurulduğunu ifade etmektedir.

Beck’e göre Türk hükümetinin dünyanın her yerinde Gülen taraftarlarıyla ilgili bilgi toplamış olması kuvvetle muhtemeldir.

DW tarafından elde edilen belgeler, Türk Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sürdürülen, Almanya ve Avrupa’da Gülen hareketi hakkındaki rapor verme faaliyetinin çok daha geniş kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır. Belgeler arasında, Münih,  Hollanda, Avusturya, İsviçre ve Belçika Türk diplomatik misyonlarında görevli dini ataşelerin yazdıkları raporlar da bulunmaktadır.

Raporların tamamında, darbeyi kınayan ve bağlantısı olduğu yönündeki iddiaları kesin bir dille inkâr eden, küresel Gülen şebekesi ile bağlantılı olduğu öne sürülen düzinelerce insan, dernek, işyerleri ve okulların isimleri bulunmaktadır.

Volker Beck Alman hükümetini dava hakkında yavaş hareket etmekle suçlamaktadır.

Belgelerde Gülen destekçilerinin isimlerinin yanı sıra, Gülen hareketi tarafından düzenlenen çeşitli etkinlik ve kültürel faaliyetlerden de bahsedilmektedir. Avusturya Salzburg’da yazılan bir raporda, Gülen hareketi ile bağlantılı bir grubun, kadınlar için yüzme kursları düzenleyerek, kültürel entegrasyon adı altında, başarılı bir şekilde Türk toplumu arasına nasıl sızdığı anlatılmaktadır. Avusturyalı yetkililer 2015 yılında bu alandaki çalışmaları nedeniyle bu organizasyona ‘‘Entegrasyon Ödülü’’ vermişlerdir.

Dini ataşelerin bu bilgileri nasıl topladıkları veya Türk imamların tam olarak oynadıkları rol açık değildir. Viyana ve Salzburg belgeleri, Türk Diyanet İşleri başkanlığı yetkililerinin, Avusturya’da Gülen hareketinin faaliyetlerini izlemek ve karşı koymak maksadıyla, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği benzeri bir organizasyon olan Avusturya Türk İslam Birliği ile birlikte çalıştığını göstermektedir.

Avusturya’daki her iki rapor da, Türk devleti yetkililerinin, Gülen taraftarlarına ve bunların Türk toplumuna sızmalarına karşı aktif tedbirler aldıklarını göstermektedir. Salzburg’da hazırlanan rapora göre, Avusturya Türk İslam Birliği ve diğer dini yetkililer, Gülencilerle ilgili bütün kitaplar, sesli materyaller, video CD’leri, şiirler, broşürler, gazeteler ve propaganda materyallerini imha etmişlerdir. Avusturya’daki dini yetkili, hain terör örgütünün muhtemel bağlantılarını sanki ülkesindeymişçesine değerlendirmiş ve Türk hükümetine rapor vermiştir.

Avusturya Yeşiller Parlamento Üyesi Peter Pilz, elinde Salzburg ve Viyana dini ataşeleri tarafından hazırlanan raporlar olduğunu açıklamıştır. Pilz, elinde bulunan ve Türk diplomatik misyonlarındaki ‘‘küresel casusluk şebekesini’’ gösteren 30 ülkeden belgeler üzerinde çalıştığını ifade etmiştir.

Çevirenin Notları: Her ülke herhangi bir nedenle düşman belledikleri hakkında bilgi toplam faaliyetlerine girişebilir. Ama böyle acemice değil…

 



oledya
Levent Kağan Türk
levent@oledya.com

Mersin ilinde faaliyet gösteren Oledya Reklam & Tasarım Ofisi firması çatısı altında Reklam&Matbaa, Profesyonel fotoğraf çekimi, Video Prodüksiyon ve Proje bazlı dekoratif ürünlerin tasarım ve üretimini yapmaktadır. Aynı zamanda Sun Savunma Net sitesinde editörlük yapmaktadır. e-posta: levent@oledya.com

BU KONULAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

BU MAKALEYE YORUM YAP

BU YAZIYA YORUM YAP