Balfour Deklarasyonu

Balfour Deklarasyonu

Balfour Deklarasyonu

Yüz yıl önce İngiltere, Filistin ana vatanını sonsuza dek değiştiren tartışmalı bir deklarasyon yayımladı.

Yazar: Vincent Lofaso, WORLD NEWS /02 Kasım 2017

Çeviren: Ercan Caner,  Sun Savunma Net, 10 Kasım 2017

İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde, Filistin topraklarında Yahudi halkı için bir vatan kurulması lehindeki Balfour Deklarasyonunu kaleme almıştır. Balfour Deklarasyonun yazıldığı tarihten bugüne kadar yüz yıl geçmesine rağmen, İsrail-Filistin çatışması hiç de sonlanacak gibi görünmemektedir. Birçok Yahudi’ye göre Balfour Deklarasyonu, İsrail Devletinin kurulması ve Yahudi halkının kendi kaderini belirlemesi için gereken zemini hazırlamıştır.

Bununla birlikte birçok Filistinli, siyasi oluşum olarak Siyonizm’in etkilerini çok acı bir şekilde hissetmiş ve İsrail Devleti 1948 yılı Mayıs ayında kurulduğunda, etnik temizliğin kurbanı olan birçok Filistinli evlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. İngiliz İmparatorluğunun, Siyonist projesinin Filistin topraklarında gerçekleştirilmesine izin vermesinin direkt sonucu, Yahudi Devletine yer açmak için birçok Filistinlinin mülklerinin ellerinden alınması olmuştur.

Balfour Deklarasyonu, Lord Walter Rothschild’e yazılan, bazı kalıcı sonuçları günümüzde hâlâ hissedilen, sadece 67 kelimeden oluşan, çok kısa, fakat son derece önemli bir mektuptur. İsrail Devletini destekleyen İsrailliler bu deklarasyonu sevinçle kutlarken ve Filistinliler derin üzüntü içinde protesto ederken, İngiliz Hükümeti, Orta Doğuda bir asır önce oynadığı rol nedeniyle arada kalmıştır ve bu bir bakıma, hâlâ sürmekte olan İsrail-Filistin çatışmasının bir çıkmaza sokulmasıdır. Hepimiz için Balfour Deklarasyonunun gerçek manası ile kısa ve uzun vadeli sonuçlarını anlamak önemli olmalıdır. Balfour Deklarasyonu olmasaydı bugün bir İsrail Devleti olmayacaktı.


İngiltere’yi, Balfour Deklarasyonunu yayınlamaya hangi nedenlerin ittiği tartışmalı bir sorudur. Bazı tarihçiler, deklarasyonun hedefinin İngiliz imparatorluğunun, Orta Doğudaki çıkarlarını korumak olduğunu, bazıları ise İngiliz Hükümet üyelerinden bir kısım üyelerin, İngiltere’yi Yahudilerden kurtararak, onları Filistin’e göndermek istemeleri nedeniyle Yahudi aleyhtarı bir metin olduğunu ifade etmektedirler.

1917 yılı, İngiliz İmparatorluğunun üst kademelerinde; İngiltere’nin, Fransızlar ve Ruslarla birlikte Almanlar, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı Türklerine karşı savaştığı Birinci Dünya Savaşının öncesindeki yıl olmakla öne çıkmaktadır. Aynı yıl içinde, Batı Cephesinde Almanlar karşısında çok büyük kayıplar veren müttefik güçler açısından, son derece sinir bozucu Rusya Devrimi de gerçekleşmiştir ve İngilizler Osmanlı Türklerini kutsal topraklardan atmak için savaşmaktadırlar.

İngilizleri Balfour Deklarasyonu ile başarılı olacaklarını düşündüren ana neden; savaşa henüz girmiş olan Birleşmiş Devletler ile savaştan ayrılmak üzere olan Rusya’nın yeniden savaş alanına döndürülmesi ve Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Yahudi haklarının net bir şekilde tanınmasını istemeleridir.

Diğer bir faktör ise, Birinci Dünya Savaşı ilerlediğinde, İngilizlerin Fransa’nın Kutsal Toprakları kontrolü altına alabileceğinden korkmalarıdır. Fransa, savaş esnasında İngilizlerin asıl müttefiklerinden bir tanesidir, fakat İngiltere Siyonizm’i, İngiliz bürokrasisinde önemli ölçüde yankıları olan, Orta Doğudaki artan Fransız etkisini sınırlandırmak maksadıyla bir denge unsuru olarak kullanmak istemektedir.

Birinci Dünya Savaşı, genellikle Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rusya sınırlarında olmuştur, fakat bu kaosun ortasında, beş buçuk milyon Yahudi de savaştan bir şekilde kurtulmanın yollarını aramaktadır. Ve bu nedenle Chaim Weitzman, Avrupalı Yahudi kitlelerin ümitsizliğine böylesine odaklanmıştır. Chaim Weitzman’nın Filistin’i bir çözüm olarak görmesinin nedeni, Avrupa ülkelerinin böylesine büyük bir Yahudi göçüne kapılarını açmayacaklarını bilmesindendir.

Arap göstericiler, Balfour Deklarasyonunu protesto etmek maksadıyla, 1936 yılında Ürdün’ün başkenti Amman’a doğru giderlerken. Pankartlarda; ‘‘Filistin Araplarındır’’ ‘‘Anavatanımız inancımızdır ve tam bağımsızlık yaşamımızdır’’ sözleri yer almaktadır. Foto: Roger Viollet/Getty Images

Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki kaos esnasında İngilizler, Filistin’in yerli halkına çok önemli bir söz verirler. Mekke Şerifi Hussein bin Ali’ye verilen söz, Birinci Dünya Savaşında, Arapların Osmanlı Türklerine karşı sürdürülen savaşı desteklemeleri karşılığında, Mekke Şerifinin kendi Arap Krallığını kurmasıdır.

Bu, İngilizlerin Filistin halkına verdikleri ve hiçbir zaman tutmadıkları bir söz olmuştur. Rus İmparatorluğu Yahudilerinin, Avrupa’da acı çektiklerine dair hiçbir şüphe yoktur, fakat Filistin topraklarında yaşamakta olan bir halk zaten vardır ve Siyonist hareketin başka insanları başka topraklara yerleştirmesinin ne kadar zor olduğu geçmişte ispatlanmıştır. İşte bu nedenle, Balfour Deklarasyonu, Yahudi Devleti kurulması yönünde atılan adımlarda yapılan en büyük hata olmuştur.

Balfour Deklarasyonu ile ilgili temel problem kaynağı, bölgede yaşamakta olan Yahudi olmayan ve nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan toplumların, siyasi ve dini haklarının korunması için hiçbir şey yapılmamış olmasıdır. Nasıl olursa olsun, Balfour Deklarasyonu, yerli halk olan ve önceden bu topraklarda yaşayan Filistinlileri tamamen göz ardı ederek, Yahudiler için bir Yahudi Devleti kurulmasını sağlamıştır.

O tarihte İngiliz Kabinesinin tek Yahudi üyesi olan Edwin Montagnu, Filistin topraklarının Yahudi halkının anavatanı olması durumunda, Yahudilere göçebeler gibi davranılacağını ileri sürerek Balfour Deklarasyonuna karşı çıkmıştır. Aslında Montagnu Siyonizm’i, Birleşik Krallık vatandaşı hiçbir yurtsever tarafından savunulmayacak, zararlı bir siyasi akım olarak görmektedir.

1948 yılında Acre’ye gitmek üzere İngiliz gemisine binen Arap mülteciler. Kaynak: Life Magazine,  PalestineRemembered.com

Balfour Deklarasyonunun, Filistin topraklarına yerleşecek olan Yahudi halkı açısından ana etkilerinden bir tanesi, göç anlamına gelen acı çekme sonucu değil de bir hak olarak bu topraklara yerleşecek olmalarıdır. Pratikte, İngiliz Hükümeti göçü sınırlandırmak için çaba göstermiştir. 1920 yılından itibaren yüzbinlerce Yahudi Filistin’e akın etmiş, fakat Adolf Hitler Almanya’da iktidarı ele geçirdiğinde bu sayı üçe katlanmıştır. Balfour Deklarasyonu, binlerce Yahudi insanının hayatını kurtarmıştır, bunun nedeni Balfour Deklarasyonu ve özellikle görev tanımı olmaması durumunda, çok daha fazla Yahudi’nin ölecek olmasıdır.

Filistinliler, göçmen olarak topraklarına gelen Yahudi halkını asla reddetmemişler ve onları yardıma muhtaç insanlar olarak görmüşlerdir, fakat Siyonizm akımının en büyük problemi; Filistin topraklarına gelen ve Filistin topraklarını, burada yaşayan yerli halkın aleyhine olarak, kendilerine anavatan yapmayı görev sayan Siyonistlerdir.

Balfour Deklarasyonunun yayınlanmasından otuz yıl sonra Filistinliler, topraklarının yarısından fazlasını yabancı yerleşimciler olarak adlandırdıkları Yahudilere vermek zorunda kalmışlardır ve günümüzde Filistinliler, İsrail işgali dahil, deklarasyonun bedelini ödemeye devam etmektedirler.

Balfour Deklarasyonundan yüz yıl sonra, hâlâ İsrail-Filistin çatışmasına bir çözüm bulunamamıştır ve bu problem Orta Doğuda sürmekte olan problemleri çok daha karmaşık bir hale getirmiştir. Mevcut durum, hâlâ diplomatik çözüm için elverişsiz bir yol olarak görülmektedir. İsrail, Filistin topraklarının mutlak hâkimi konumundadır ve hâlâ bölgenin yerli halkını yönetmektedir, fakat ne yazık ki Filistinliler de siyasi olarak Fatah ve Hamas arasında ikiye bölünmüş durumdadır ve Filistin Otoriteleri arasında bir beraberlik sağlanamamaktadır.

Gazzeli Çocuklar. Foto: Peter Reynolds. Worldpress.com

Filistinliler, İsrail ile görüşme yapmak için hazır olmayabilirler, fakat eğer Filistinliler kendi siyasi bölünmüşlüklerini çözerek bir araya gelme ve İsrail karşısında birleşik bir ulusal cephe yaratmada başarılı olabilirler ise, işgali sonlandırmak maksadıyla bir konsensüs oluşturabilirler.

Son elli yıldır statüko, son derece istikrarsız bir durum sergilemektedir. Bölgedeki gerçekler ve iki devletli çözümün artık mümkün olmadığı göz önüne alındığında, mevcut İsrail-Filistin çatışması için uygulanabilir tek çözümün, bir yönetim altında İsrailliler ile aynı hakları kazanmak ve bu çözümün, Balfour Deklarasyonunun Filistin halkına verdiği korkunç zararların açtığı yaraları iyileştirebileceği ümidi gibi görülmektedir.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazar ile yayın kuruluşunun görüşlerini yansıtmaktadır. Yazının orijinal metnine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

https://intpolicydigest.org/2017/11/02/balfour-declaration-100/Vincent Lofaso

 

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın