Çocuk Gelinler ve Çocukların Cinsel İstismarı

Çocuk Gelinler ve Çocukların Cinsel İstismarı

Mış ….Gibi Yapmayalım, Sorunlara Gerçekçi Çözümler Bulalım.

Yazar: Yakup Battal, Sun Savunma Net, 25 Şubat 2018

12 yaşına kadar kızlar Suriye’de evlendirilmektedir. Foto: www. express.co.uk

Mış … gibi yapmak, tam olarak yapılmadan sadece yapılmış gibi göstermeye çalışmak demek, Türkiye’de çocuk gelinler ve çocuğun cinsel istismarı konusunda yapıldığı gibi idare-i maslahat, yani vaziyeti idare etmek, ‘‘siyaseten köklü çözümlerden kaçınıp günü ve görüntüyü kurtarmak’’ demek.

Cinsel tecavüz ve taciz, aslında sadece bizim değil tüm toplumların sorunu. Bazı toplumlarda az, bazılarında çok; kimilerinde duyulur, kimilerinde gizlenir, duyulur ama duyulmamış gibi yapılır, vardır ama yokmuş gibi davranılır. Mağdur ne yapacaktır ki? Tecavüzün yarattığı travmayı unutmaya çalışarak gönül gözü sisli yaşarmış gibi yapacak, ama yaşadığı travma bilinçaltına yerleşecek, ölünceye kadar tetiklendiğinde gün yüzüne çıkacak ve hep acı verecek.

Çocuk gelinler ve çocuğun cinsel istismarı, sadece bugünün sorunu değil, ben kendimi bildim bileli var, yıllarca… mış/miş gibi yapıldı, çocuk gelinler ve çocuğun cinsel istismarı konularında, sadece şimdiki iktidara yüklenmek haksızlık olur, ancak şu an çözüm bulunacaksa, bu öncelikle siyasi iktidarın görevidir.

Sorunların kökeninde psikolojik ve sosyolojik faktörler ağır basıyor, toplumsal şiddet ile de yakın ilgisi var. Sorun, psikolojik açıdan en kuvvetli içgüdülerden olan cinsellik ile ilgili, toplumlarda cinsel ihtiyaçların karşılanması veya cinsel enerjinin yararlı başka amaçlara örneğin sanat ve bilime yönlendirilmesi evrensel bir mesele, uygarlık sorunu. Cinsel ihtiyaçlarını körelttiklerini iddia eden bazı papazların yaptığı ortada. Kişilik bozukluğu olan bazıları ise cinsel tatmin nesnesi olarak daha savunmasız çocuk, engelli, yaşlı ve hayvanlara yöneliyor. Çocuk gelinler veya çocukları erken yaşta evlendirmek, cinsellik sorununa kesinlikle gerçekçi bir çözüm değil. Cinsellik toplumumuzda bir tabu adeta, resmi ortamlarda veya topluluk içinde konuşulmaz ama fıkralara ve arkadaş sohbetlerine konu olur. Toplumdaki küfür sorununun kökeni nedir? Küfür olarak niçin sıklıkla cinsel bir olay veya kişi kullanılır? Diğer toplumlarda da böyle midir?

Cinsel tecavüz ve taciz, öncelikle psikolojik açıdan ‘‘mış’’ gibi yapılmadan gerçekçi olarak incelenmeli, bu suçların nedenleri, kimler tarafından işlendiği, alınması gereken tedbirler alanlarında çalışmalar yapılmalı. Ayrıca toplumumuzda ruh sağlığı üzerinde de fazla durulmuyor, psikopat gibi ruhsal hastalar zamanında tespit edilip tedavi altına alınmıyor. Maalesef şiddete yatkınlık, normal karşılanabilecek bir kişilik yapısı olarak kabul ediliyor, hatta maçoluk veya delikanlılık olarak gösterilip televizyon dizileri ile özendiriliyor, potansiyel suçlular toplum içinde kol geziyor. Tecavüz haberlerini görünce veya duyunca feveran ediyoruz da, o zamana kadar neredeydik? Tecavüzcü uzayda mı yaşıyordu? Toplum içinde gezerken, suçu önlemek için önceden hangi tedbirleri aldık? Tecavüzcü suçlu da? Acaba toplumun veya devletin de ihmal veya hatası var mı? Sorguluyor muyuz? Yoksa toplumsal ve yönetim hata veya ihmallerini yok sayıp suçluyu ağır bir şekilde cezalandırıp diğerlerin de ibret almasını mı umuyoruz?

Foto: English Al Arabiya

Aslında evlilik özellikle köylerde daha genel ve yaygın sorun; genç kız ve erkeklerin sevdikleri ile evlenebilmelerinin ve geçinebilmelerinin önünde engeller var. Başlık parası, evlenecek kızın görüşünün alınmaması, erkekler tarafından kadınların ikinci planda görülmesi, işsizlik ve parasızlık vb. nedenler. Kızlar evleniyor mu? Yoksa evlendiriliyor mu? Alınıp veriliyor mu? Töre cinayetleri ayrı bir toplumsal boyut. Sorunun nüfus artışı ile de ilişkisi var.


Cinsel saldırı, taciz ve çocukların cinsel istismarı, siyaset üstü toplumsal sorun. Siyasi görüşü, eğitimi, yaşı ne olursa olsun her kesimden kişilik bozukluğu bulunan kişiler bu tür eylemlerde bulunabiliyor, kimsenin başına gelmesi istenmez ama AKP, MHP, CHP, HDP, İyi Partili vs. olmak fark etmiyor, herkesin çocuğunun ve torununun hatta kendisinin başına bu tür olaylar gelebiliyor. Normal zamanda bu sorunlar hakkında akıllı akıllı konuşuluyor da, yakınlarının başına geldiğinde herkes deli danaya dönüyor, dönmüyorsa zaten o kişi de bir anormallik var demektir.

Toplumumuzda ergenlik ve evlenme yaşı konusunda ciddi bir bakış açısı farklılığı var, koyu dindar kişiler konuya, dini açıdan bakıyor, sorunun kökeni hakkında düşünmeye gerek duymuyorlar, bir de tarikat ve cemaatlerin ciddi bir oy kapasitesi var, çok partili sisteme geçildiğinden beri tarikat ve cemaatler siyasetimizde bazen görünür bazen görünmez şekilde rol oynuyorlar.

Foto: POSTSEYYAH

9 yaşındaki kız, çocuk mudur, yoksa evlenmeye yaşına gelmiş bir ergin midir?

İnsanların bir hak ehliyeti, bir de fiil ehliyeti var. Hak ehliyeti, hak ve borçlara ehil olma ehliyeti, bu konuda Türk Medeni Kanunu’na göre cenin ana karnına düşmesiyle başlıyor. İslam Hukukunda ise Hak (vucub) ehliyeti tam ve eksik ehliyet olmak üzere ikiye ayrılıyor, ana farklılık kölelerin eksik ehliyetli olması yani kölelerin söz ve mülkiyet hakkının bulunmaması, yani mal mülk alamaması, bir şeye sahip olamaması. Kölelik kalktığı için genelde bu konuda sıkıntı yok, ancak din adamı geçinen bir Suudi, bu devirde kölelikten dem vuruyor. Kadının da eksik hak ehliyetli olup olmadığı konusuna girmeyeyim, bizde sorun değil. Kanunda olmayan ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre yürütülen muris muvazaası davaları var, yani kız çocuklarına daha az hak verilmesinden, mirasçının erkek çocuklarını kayırmasından kaynaklanan mal mülk davaları.

Fiil (eda/yapma) ehliyeti, yani insanların kendi fiilleriyle hak edinebilme ve borç altına girebilme ehliyeti. İslam Hukuku ile Medeni Kanun arasında fiil ehliyeti konusunda kıstas ve yaş farklılığı var. İslam Hukukunda ergenlik, Türk Medeni Kanunu’nda erginlik esas alınmış. Ergen, döl verebilecek duruma gelmiş olan, baliğ; ergin ise, olmuş, yetişmiş, kemale ermiş, rüşd demek.   İslam Hukukuna göre bir kişinin akıllı ve ergen olması yeterli, sadece mal ve mülklerin idaresi için ilaveten akli ve fikri olgunluğa (rüşte) erişmiş olması gerekiyor. Genellikle ergin olanın aynı zamanda rüşte eriştiği kabul ediliyor. Akıl ve ergenlik (buluğ) yaşına ulaşanlar, (1) evlenme, boşanma gibi aile hukukuna giren konularda tam ehliyetli sayılıyor, (2) ceza hukuku açısından cezai ehliyeti daha doğrusu sorumluluğu oluyor, yani cezalandırılıyor, (3) namaz, oruç ve dini vecibeleri yerine getirme yükümlülüğü altına giriyorİslam Hukukunda kızın ergenliğe başlama alt sınır yaşı 9, erkeğin ise 12; Yahudi/Musevi Hukukuna göre kızlar için 12, erkekler için 13; Hıristiyanlar için ülkeden ülkeye ve çağdan çağa değişmekle birlikte, Kilisenin yapısına göre kızlar için 12 veya 14, erkekler için ise 14 veya 16.

İslam Hukukunda ayrıca ergenliğin bir de üst sınırı var, yaş sınırı çoğunluk İslam Hukukçuları için 15, Ebu Hanefi’ye (Hanefi mezhebi) göre kızlarda 17, erkeklerde 18; Malikilerde hâkim görüş ise her iki cinsiyet için 18.

Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesindeki Dini Kavramlar Sözlüğündeki ergenlik tanımlaması[1] ekseri İslam Hukukçularının görüşlerine benzer şekilde, adet gören ve akıl sorunu olmayan 9 yaşındaki kız kocaya verilebilir, 15 yaşına geldiyse adet görmesine bakılmazsınız evlendirilebilir, tabi bu yaşlar, aynı zamanda ibadet yükümlülüğünün başlangıcı. Ben İslam Hukukçusu değilim, hatalı bir şey yazmışsam düzeltilirse sevinirim, bu konuda İslam Hukukçuları makul, mantıklı ve zamanın ruhuna göre önermede bulunabilirler.

Ortalama insan ömrünün ilk çağlarda 18-20, ortaçağda 25, 18. yüzyılda 37-40 olduğu söylenmekte, her üç semavi dinde de ergenlik yaşı birbirine yakın. Bugün TUİK verilerine göre doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için toplamda 78, erkeklerde 75,3 ve kadınlarda 80,7 yıl. Türkiye’de kadınların evlenme yaşı 21. Yaş ortalamasının yanı sıra, yaşam şekli de değişmiş durumda. Tüm bunlara karşın hala özellikle tarikat ve cemaatler, dini evlenme yaşını gündeme getiriyor. Tüm semavi dinler için benzer olmasına karşın, niçin bunlar sadece bizde sorun olmakta? Bu sorunun üzerinde ciddi olarak düşünmek gereklidir.

Diyanet İşleri Bakanlığı Din Kavramları Sözlüğünde dikkat çeken diğer konu da, Türkiye’de ağırlıklı mezhep Hanefi mezhebi olmasına karşın niçin Ebu Hanefi’nin görüşü değil de ekseri İslam Hukukçuların görüşünün esas alındığı. Üstelik 1917 Aile Hukuku Kanununda, Ebu Hanefi’nin görüşleri dikkate alınmışken. Bunun cevabı sanırım Diyanet İşleri Bakanlığının, kısaca Mecelle denen Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi esas almış olması. Tanzimat Döneminde, Ali Paşa’nın görüşleri doğrultusunda Fransız Medeni Kanunu’nun tercümesi konusunda bir çalışma başlatılmış, ancak Ahmet Cevdet Paşa’nın fikirleri doğrultusunda, 1869-1876 döneminde, 7 yılda yaklaşık 16 kitap ve 1851 madde olan Mecelle hazırlanmış. Mecelle, eşya, borçlar ve yargılama hukuku ile ilgili hükümleri kapsamakta, aile hukuku kapsam dışı bırakılmış. 

 

Aile Hukuku ise 1917 yılında, Mahmut Esat Efendi (Cumhuriyet Dönemi Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt) başkanlığında bir heyet tarafından hazırlanmış. Müslümanların yanı sıra Hıristiyan ve Yahudiler için de hükümler içermiş, Cemaat mahkemelerini kaldırmış. Bu nedenle hem Gayrimüslim azınlıkların hem de muhafazakâr Müslümanların tepkisi nedeniyle 19 Haziran 1919’da yürürlükten kaldırılmış. Cumhuriyet döneminde ise Mahmut Esat Bozkurt’un önderliğinde diğer ülkelerin Medeni Hukuk Kanunları incelenerek İtalyan, Alman ve Fransızların birlikte yaşadığı İsviçre’nin Medeni Kanunu esas alınmış ve 1926 yılında Türk Medeni Kanunu hazırlanarak yürürlüğe girmiş.

Söz konusu kanunun gerekçesi konusunda bu internet sitesinde ayrı bir yazım bulunmakta, aslında her Türk vatandaşının okuması gereken Cumhuriyetin temel belgelerinden bir tanesi. Mecelle’nin ancak 300 maddesinin günün gereksinimlerine uygun olduğu, ayrıca Lozan Antlaşmasının Azınlıkların Korunması konusunda yapılan düzenleme kapsamında 42. maddesi[2] ile Türkiye’nin, Müslüman olmayan azınlıkların aile durumlarıyla ve kişisel durumları konularında, Gayrimüslim azınlığın görenek ve geleneklerine göre çözülmesine elverecek tedbirleri almayı kabul ettiği ve Yeni Türk Medeni Kanunu’nun hazırlanması üzerine ülkemizde bulunan azınlıkların Lozan Antlaşmasının kendilerine sağladığı bu haklardan vazgeçtiği, Kanun Gerekçesinde özellikle vurgulanmakta. Bugün Lozan Antlaşmasına yapılan eleştirilerden biri de aslında bu. 

Türk Medeni Kanunu’nda Müslüman ve Gayrimüslimler ile kadın ve erkek eşit tutulmuş, fiil ehliyeti için erginlik ve ayırt etme gücü esas alınmış, erginlik yaşı 18 olarak belirlenmiş. Kanunda 15 yaşını dolduran çocuğun kendi isteği ve velisinin rızası ile ergin sayılabileceği, sınırlı bazı işleri yapabileceği yazılı. Evlenme yaşı normal olarak 18, velisinin rızası ile 17 yaşında bir kişi evlenebilir, ancak olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple 16 yaşını doldurmuş kişilerin evlenmesine müsaade edilmiş. Yani kız kaçırma, kaçma vb. nedenler ile velinin rızası ile 16 yaşındaki bir kızın evlenmesine kanunen yetki verilmiş. Ceza ehliyeti yaşı 18, 12 yaş altı çocuklara ceza verilmiyor, 12-15 ve 15-18 yaşlar arasındaki suça sürüklenen çocukların cezalandırılması konusunda özel düzenleme var. 

Bugün kamuoyuna fazla yansımasa da aslında Türkiye’de özellikle Aile Hukuku olmak medeni hukuk konusunda Türk Medeni Kanunu’nun mu yoksa Mecelle’nin mi esas alınacağı konusunda görüş ayrılığı var. Bir başka yerli ve milli tartışması.

İslam Hukukunun kaynakları; Kuranı Kerim, Sünnet, İcma, Kıyas, İhtisan, Maslahat, Örf ve Sahabe Fetvası.  Hz. Peygamberimizin zamanı, İslam Hukukunun doğuş ve oluşum devri, daha sonraki yaklaşık 90 yıllık Sahabe dönemi tefsir ve tekmil devri, Hicri 100-350 (yaklaşık 722-1070) dönemi içtihat yoluyla olgunlaşma ve tedvin[3] devri, daha sonraki dönem takip ve taklit devri olarak kabul ediliyor, yani artık hukuki kurallar olgunlaşmış, takip etmek gerekiyor, bazı İslam Hukukçuları bu devrin kıyamete kadar süreceğini ileri sürerken diğerleri Mecelle’ye kadar olan dönem olarak kabul ediyor, daha sonraki dönemler için Mecelle’yi referans alıyor.

Osmanlı İmparatorluğundan sonra Mısır, Irak, Suriye, Ürdün ve Fas gibi Arap Ülkeleri de Mecelle’yi örnek alarak özellikle Aile Hukuklarını İslam Hukuku çerçevesinde kanunlaştırmış. Aslında son zamanlarda Türkiye’de yapılan ve yapılmak istenen, Aile Hukukunun İslam Hukukuna göre düzenlenmesi. Son çıkan müftülere nikâh kıyma yetkisinin verilme nedeni bu açıdan bakıldığında daha kolay anlaşılır. Geçen yıl gündeme gelen kanun tasarısını hatırlayınız.

Çocuk istismarı dünyanın her yerinde sorundur. Foto: Q Costarica

“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16.11.2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. … suçu azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazının ortadan kaldırılmasına karar verilir” Vatandaşın anlayacağı dilde bu yasa teklifinin anlamı; 16.11.2016 tarihine kadar bir erkek 15 yaşından küçük bir kızı şiddet ve tehdit kullanmadan kandırmış, cinsel ilişkiye girmiş ve evlenmişse hapse girmeyecek, hapiste ise çıkacak” demek.

“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın” ibaresi konulmuş ama bunu nasıl ispat edeceksin? “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği, mahkemede failin suçlu olduğuna dair gerçeğe yakın vicdani kanaat oluşmazsa ceza verilmez. Suçlu ceza almamak için varsa parayı bastırarak en uzman avukatları tutar, mağdurun ailesinin maddi durumu iyi değilse Baro’dan avukat talep eder, genellikle yeni avukat olmuş kişiler devletin belirlediği ücret karşılığında hizmet verir.   Öte yandan cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka neden yoksa o zaman azmettiren veya yardım edenler ne yapmışlar? Azmettirmek demek faili suçu işlemeye yönlendirmek demek. Yani kanun tasarısına göre, bir kişi 16.11.2016 tarihi öncesinde, diğer bir erkeği, şiddet ve tehdit kullanmadan 15 yaşından küçük bir kız ile cinsel birlikteliğe yönlendirmiş veya yardım etmişse ceza almayacaktı.

               Düzenleme bazı kişileri kurtarmak için yapılmış masum bir düzenleme olarak görülebilir ama aslında 12-15 yaş çocuklara yönelik işlenen suçu, çocuğun cinsel istismar suçundan (TCK md. 103) çıkarıp, reşit olmayanla cinsel ilişki (TCK md. 104) suçuna dönüştürülmesine kapı aralıyor. Çocukların cinsel istismar suçunun cezası 3-8 yıl, reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun cezası şikâyete tabi ve 3 aydan-2 yıla kadar değişiyor. Hukuk sistemimizde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması diye bir kavram var. Yani 2 yıl ve daha ceza almış bir kişi daha önceden sabıkası yoksa hapse girmez. Dolayısıyla şikâyet olsa dahi hapis yatma söz konusu olmayacak.

Sn. Başbakan “Bu mağduriyetin giderilmesi için yapılan düzenlemeyi maalesef CHP her şeyde olduğu gibi ucuz bir istismar aracı olarak kullanmaya kalktı. Ama her şey ortada, bu bir tecavüzü aklama değildir. Tecavüze en ağır cezayı AK Parti getirdi” demiştir. Şayet iktidar bu yaklaşım içinde ise ve sadece cezaları ağırlaştırmayı çözüm olarak görüyorsa, kalıcı çözüm bulmak zor. Cezalar zaten ağır ama ne yazık ki çözüm olmuyor. Toplumsal duyarlılık belki cezadan daha etkili oluyor. Cinsel istismar deyimine gelince, vatandaş ırza geçme, tecavüz, taciz, sarkıntılık gibi kelimeleri kullanıyor, istismar deyince yanlış anlıyor. Yürürlükte olan Türk Ceza Kanuna Md. 103’e göre “ Cinsel istismar;

– 15 yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

– Diğer çocuklara karşı (16-18 yaş) sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar.”

Cinsel davranışlar, cinsel saldırı ve taciz demek, kanun daha üç yıl önce değiştirilmiş, çocuğun cinsel istismarı suçları ise aslında daha da ağır suçlar[4].  

İslam Hukukuna göre bu suçun cezası nedir? İnternet sitelerinde, hemen hemen Yeni Akit Gazetesi[5] gibi suçun ta’zir cezası olarak ağır söz, hapis, dayak, ölüm gibi hâkimin uygun göreceği cezalar olduğu belirtiliyor, kimi siteler ise 100 sopayı kâfi görüyor. Tüm sitelerde aynı yaklaşım var, tecavüz suçundan kısaca bahsedip, zina ve zina iftirası konularına yoğunlaşmak. Bence din adamları konuyu kendi aralarında ve kamuoyu önünde tartışmalı, somut öneriler ile gelmeliler. Dini sitelerde çocuk istismarı ve cinsel saldırı ve taciz suçları üzerinde yeterince durulmadığı, toplumda etkin olan cemaat ve tarikat liderlerinin evlilik yaşı konusundaki açıklamalarının yasada öngören yaş ile çeliştiği bir gerçek. Bazı kişiler ise kendini büyük dini otorite sanıp asansörde halvet örneği abuk subuk yorumlar yapıyor, güya fetva veriyor, dinen çağdaş yorumlar yapıyor. Tarikat ve cemaat liderleri kamuya açık ortamlarda ya bu konularda konuşmamalı ya da yasaya uygun konuşmalı, internet siteleri kontrol edilmeli, yalan yanlış bilgiler düzeltilmeli.

Tüm bunları yazarken, yanlış anlaşılmasın bu tür suçları işleyenler, muhafazakâr veya dindar demek istemiyorum, belki dindar veya muhafazakâr olanlar çok az, diğerleri daha fazla bilemiyorum, kimlerin bu suçları daha çok işlediği konusunda bilgim olmadığı için kimseyi suçlamıyorum. Yalnız kiliselerde veya bazı dini kurumlarda cinsel saldırı veya istismar haberleri zaman zaman basına yansıyor. Aslında bu tür suçları işleyenlerin karakter vasıfları, eğilimleri, yaşadıkları çevre vs. bilimsel olarak araştırılmalı, Adalet Bakanlığı, psikolog ve psikiyatrlar ile birlikte çalışmalar yapmalı.

Bugünler de bazıları kimyevi hadımlıktan bahsediyor, ama böyle bir kanun maddesinin geçmesi zor ve bence insani değil ve soruna çözüm olmaz. Cinsel saldırı yani tecavüz, sadece cinsel organ ile değil, parmak veya cisim sokulması ile de yapılıyor. Hadım ettin ama ya suçlu psikiyatrik hasta ise, diğer taraftan ruhen hasta olan kişiyi hadım etsen dahi, el veya cisim kullanmayacağını nasıl garanti edersin. Geçmiş yıllarda andropoza girmiş birinin elle cinsel saldırısı basına konu olmuştu. Adam andropozda ise ne yapacaksın? Daha da önemlisi nörologlar, insanın beyin gelişiminin 20 yaş civarında tam olarak olgunlaştığını söylüyor, delikanlılığı buna bağlıyorlar. Bilmiyorum ne derece doğru.  

Tüm bu açıklamalardan sonra gerçekten ‘‘mış/miş’’ yapılmayacak ise çocuk istismarı konusunda önerilerim şunlar:

  1. Siyasilerin konuyu zinaya bağlamadan çocuk ve istismar gibi genel kelimeler yerine, açık ve net olarak hangi yaşta olanları çocuk olarak gördüklerini açıklaması ve çocuklara tecavüz ve tacizi kınaması, her siyasi liderin resminin bulunduğu “tecavüz, insanlık suçudur” benzeri kamu spotları hazırlanması.
  2. Diyanet İşleri Başkanlığının yasaya uygun Cuma Hutbesi hazırlaması,
  3. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “… yaş altı çocukların evlenmesi yönünde sözel veya yazılı beyanatta bulunan ve görsel medya hazırlayanlar, çocuğa cinsel saldırıyı teşvik etmekten yargılanır, cezası… şudur. Bu konuda yaş muafiyeti yoktur, yaşlılar gerekirse güvenlikli gözlemevine alınır.” şeklinde yasa çıkarılması ve bu konuda suç işleyenlerin fesine veya sarığına bakılmaksızın ayrım yapılmadan cezalandırılması,
  4. Sosyolog, psikolog ve psikiyatrların cinsel saldırı ve taciz ile çocukların cinsel istismarının nedenleri ve alınacak tedbirler konusunda çalışma yapması,
  5. Adalet Bakanlığınca cinsel saldırı yapanlar ve tacizciler ile çocuklara cinsel istismarda bulunanların tipolojisinin çıkarılması, nedenleri ve önleyici tedbirler konusunda çalışma yapılması,
  6. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından, diğer ülkelerdeki uygulamalar da incelemek suretiyle çözüm projeleri üretmesi.
  7. Toplumsal duyarlılığın artırılması konusunda ilave çalışma yapılması.

 

[1] “Sözlükte ‘ulaşmak, yetişmek, iş gayesine varmak gibi anlamlara gelen bulûğ, fıkıh terimi olarak, bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik çağına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişebilir. İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması, baba olabilme devresine girmesi; kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir. Buluğ, kişinin dinen mükellef sayılıp, yetişkin insan statüsünü kazandığı dönemdir. Bu çağa ulaşan ve akıllı olan kimse artık tam edâ ehliyeti kazanır. Böylece, ibâdet, helal ve haram gibi dinî hükümlere muhatap; cezâî, malî ve hukukî yükümlülüklere ehil olur.”

[2] Lozan Antlaşması’nın Azınlıkların Korunması başlığı altında 38-44 maddeler ile özel düzenlemeler yapılmıştır.

Madde 42-Türk Hükümeti, Müslüman olmayan azınlıkların aile durumlarıyla (statüleriyle, aile hukukuyla) kişisel durumları (statüleri, kişi halleri ) konularında, bu sorunların adı geçen azınlığın görenek ve geleneklerine göre çözülmesine elverecek tedbirleri almayı kabul eder.

Bu tedbirler, Türk Hükümeti ile ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden kurulu özel komisyonlarca düzenlenecektir. Anlaşmazlık çıkarsa Türk Hükümeti ile Milletler Cemiyeti Avrupa hukukçuları arasından birlikte seçecekleri bir hakemi, üst hakem olarak atayacaklardır.

Türk Hükümeti sözü geçen azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve diğer dini kurumlara her türlü korumayı sağlamayı taahhüt eder. Aynı azınlıkların halı hazırda Türkiye’de bulunan vakıflarına, dini ve hayır kurumlarına her türlü kolaylık sağlanacak ve izin verilecektir. Ve Türk Hükümeti yeni dini kurum ve hayır kurumu kurulması için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir.

[3] Tedvin, toplama ve bir getirme, dağınık haldeki konularını tasnif ederek düzene sokmak, bunları belli bab ve kitaplar halinde birleştirmek demektir. 

[4] Madde 103 – (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.  (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

[5] İslam’da tecavüzün cezası nedir?

Hangi suçlu ve hangi zalim olursa olsun, cezası ya dünyada verilir ya da ahirete kalır, ama asla cezasız kalmaz. Zulme uğrayan kimseler ise, hukuki yönden haklarını ararlar, bu yolla haklarını alamazlarsa ahirete bırakırlar.

Zina eden erkek veya kadına ceza uygulanabilmesinin şartlarından biri de, zinanın kendi özgür iradesiyle yapılmış olmasıdır. Zinaya zorlanan kadına had cezası gerekmediği konusunda İslâm bilginleri görüş birliği içindedirler. Ayrıca, zinanın ispatında dört şahit arandığı halde, ırza geçmede şahitlerin adedinin dört olması zorunlu değildir. Kadının tecavüze uğramış olduğuna şahitlik edenlerin adedi, dörtten az ise bu durumda mütecavize ta’zir cezası uygulanır.

Tecavüz vuku bulmazsa bile, bu tür tacizler için de ta‘zir cezası söz konusudur. Ta’zir cezası, suçlunun durumuna ve suçun niteliğine göre ağır söz, hapis, dayak, ölüm gibi hâkimin uygun göreceği cezalardır. Kur’an-ı Kerim’de, zinanın cezası şöyle belirtilmiştir:

“Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onlara karşı beslediğiniz acıma duygusu, Allan’ın dinini uygulamaktan sizi alıkoymasın. Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şâhit olsun.”(Nur, 24/2).

Zina eden kimsenin evli veya bekâr olmasına göre ceza değişmektedir. Bekâr ise yüz sopa, evli ise recim cezası gerekir. Ancak bu cezanın verilmesi için ya dört kişinin gördük diye şahitlik etmesi ya da zina eden kimsenin dört defa ayrı ayır devlet yetkililerine zina ettiğini ve kendisine ceza verilmesini itiraf etmesi gerekir. Eğer böyle bir durum yoksa cezası ahirete kalmış demektir. Zulme uğrayan kimse hakkını alacağı gibi zulmeden de cezasını hakkıyla çekecektir.

Yazar Profili

Yakup Battal
Yakup Battal
1960 yılında Kütahya’da dünyaya gelen Emekli Tuğgeneral Yakup Battal, 1977 yılında Kuleli Askeri Lisesi, 1981 yılında Kara Harp Okulu (Makine Mühendisliği Bölümü), 1990 yılında Kara Harp Akademisi, 1998 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi ve 2014 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.

Bir Cevap Yazın