Sun Savunma

İKİ FARKLI ADALET YAKLAŞIMI

GÜNCEL POLİTİKA 11 Temmuz 2017 - 0:27 0 YORUM YAPILDI

İKİ FARKLI ADALET YAKLAŞIMI

İKİ FARKLI ADALET YAKLAŞIMI

Böyle bir kıyaslama yapacağım aklıma bile gelmezdi

Müyesser Yıldız

Türkiye adalet sorunuyla sallanıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yollara düştü, adaleti arıyor.
Üç gün sonra Balyoz kumpasının cezaevinde kanser ettiği Cem Aziz Çakmak Amiralin ikinci ölüm yıldönümü. Herkese şehitlik veren devlet ona da Ali Tatar’a da Murat Özenalp’e de Kuddusi Okkır’a da şehitlik mertebesini çok gördü.
Diyeceğim, adalet Karşıyaka’da, Karacaahmet’te, Yalova Subaşı’nda toprağa verileli çok oldu.
Ama evet en önce yeni kurbanlar vermemek, devlete-millete yeni küskünler yaratmamak ve elbette devletin temelini kurtarmak için adaleti diriltmek zorundayız. Mecburuz.

SİLİVRİ’DEN SİNCAN’A

15 Temmuz’dan bu yana binlerce sayfa iddianame okudum. Ankara Adliyesi ve Sincan’da yüzlerce celse izledim.
Silivri’de hapis yatmış, sonrasında gazeteci kimliğiyle duruşmaları izlemiş biri olarak, böyle bir kıyaslama yapacağım aklıma bile gelmezdi. Ama hukuk ve adalet sorunumuzu somut gerçekler üzerinden konuşma vaktidir.
Çünkü “Yargılanacaklar, ama adil yargılanacaklar” dedik.
İşte şu ana kadar okuduklarım ve gördüklerimden kabaca çıkardığım “adalet tablosu”:
– Silivri’de FETÖ’cü hâkim ve savcıları konuşuyorduk… Şimdi ülkücü, sağcı, solcu, muhafazakâr, bilmem ne tarikatından hâkim ve savcıları konuşuyoruz…
– Silivri’de öyle iddianameler vardı ki, “asrın iftirası veya iftiraname” diyorduk… Şimdi de iddianameler öyle zayıf ve çelişkilerle dolu ki…
– Silivri zamanında iddianameler Adalet Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminden geçiyordu… Şimdi de… İlavesi, artık mahkeme tutanakları da Bakanlığa gönderiliyor…
– Silivri’de sanıklar savcı ve hâkim karşısına kelepçeyle çıkarılmazdı… Şimdi sadece savcı, hâkim huzuruna değil, duruşma salonuna dahi kelepçeyle getiriliyorlar…
– Silivri’de manevi işkenceden söz edilirdi… Şimdi kötü muamele iddiaları ayyuka çıkmış durumda…
– Silivri’de ölümler oldu… Şimdi sadece ölüm yok, tam 37 intihar var…
– Silivri’de hasta mahkûm ölüm döşeğine düşene kadar tahliye edilmiyordu… Şimdi hiç edilmiyor…
– Silivri davalarında şaibeli gizli tanıklar vardı… Şimdi de var ve şaibede hiç de Silivri’dekileri aratmıyorlar…
– Zekeriya Öz “Osman’ım” dediği gizli tanığı cezaevinde ziyaret edip, nasıl ifade vermesi gerektiğini anlatmıştı… Şimdi de bazı gizli tanıkların cezaevinde ziyaret edildiği konuşuluyor…
– Silivri’de en güçlü delil kumpas CD’lerdi… Şimdi ise hiçbir standardı olmayan, güncellenebilen, FETÖ’nün ByLock listeleri…
– Silivri’de gözaltındayken telefonunu kullanmış gibi gözüken sanıklar, sehvenler vardı… Şimdi gözaltındayken WhatsApp yazışması yapmış gözüken sanıklar ve yine bolca sehven var…
– Silivri’de savcı iddianameleriyle gazete manşetlerinden hüküm veriliyor, sanıkların savunmaları duyurulmuyordu… Şimdi de değişen bir şey yok…
– İlk duruşmamızda, “Polis savcı, savcı hâkim olmuş. Hâkimin ne iş yaptığını anlayamadım” demiştim… Şimdi bazı iktidar yandaşlarının her üç görevi de üstlendiğini görüyoruz…
– Silivri’dekiler için, “Onlar gazeteci değil, terörist. Sadece 2’sinin basın kartı var” deniyordu… Şimdi de…
– Silivri’de sadece bazı sanıklar hücreye konuyordu. Havalandırma saatleri ilk başlarda kısıtlıydı… Şimdi Genelkurmay çatı davası başladıktan sonra tüm sanıklar yeniden tek kişilik hücreye alındı. Havalandırma süresi 1 saate indirildi. Sincan’daki sanıklar Türkiye’nin dört bir tarafındaki cezaevlerine dağıtılmaya başlandı. İddia o ki, hepsine 81 il cezaevi dolaştırılacakmış.
– Silivri’de mektup, kitap, ziyaretçi yasağı yoktu… Şimdi her şey yasak…
– Silivri’de duruşmalara ceket-kravatla katılma yasağı yoktu… Şimdi böyle bir yasak da var…
– Silivri’de soruşturmada görev alan hâkim yargılamayı da yapıyordu… Bugün de böyle…
– Silivri’de şekerleme yapan savcılar uyandırılıp, mütalaası alınıyordu… Şimdi bazen savcıdan mütalaa bile istenmiyor, sanık ve avukatların savcı mütalaasına karşı diyecekleri sorulmuyor…
– Silivri’de sanık avukatları çok zorluk çekiyor, “Ergenekonculukla” suçlanıyordu… Şimdi zorluğun ötesinde hakaret, küfür ve tehdide maruz kalıp, “FETÖ’cülük ve darbecilikle” suçlanıyorlar…
– Silivri’de sanıkların birinci derece yakınları belli ölçüde mağdur ediliyordu… Şimdi sülale boyu ağır mağduriyetler yaşanıyor…
– Silivri döneminde doğrudan AİHM’e gidiliyordu. AİHM, “İş yüküm çok ağır, Anayasa Mahkemesi’ni devreye sokun” dedi. Yani adaleti arama koşusuna bir engel kondu… Şimdi de AYM ile AİHM arasına OHAL Komisyonu sıkıştırılıp, engelli koşu uzatıldı…
– Silivri sürecinde Anayasa Mahkemesi özgürlükçü kararlarıyla övünüyordu… Şimdi sus pus…
– Silivri’de duruşma salonunun cezaevi yerleşkesi içinde olması hukuk ihlali sayılıyordu… Şimdi sadece Silivri değil, Sincan’da da cezaevi yerleşkesi içindeki duruşma salonunda yargılama yapılıyor…
– Silivri’deki duruşma salonunda mikrofonlar sallanıyordu. Anayasa Mahkemesi’nin Ergenekon ve Balyoz kararlarını bozma sebeplerinden biri o mikrofonlardı… Şimdi de duruşma salonlarında mikrofonlar sallanıyor…
– Silivri’de sanıkların tanık dinlenmesi başta olmak üzere hemen hiçbir talebi kabul edilmiyordu. AYM’nin kumpas davalarında hak ihlali kararı vermesinin bir sebebi de buydu… Şimdi de sanıkların tanık dinlenmesi başta olmak üzere hiçbir talebi kabul edilmiyor…
– Silivri’de tahliye yönünde oy kullanan hâkimler görevden alınıyordu… Şimdi tahliye kararı veren hâkimler…
– AKP Silivri davalarına müdahil olmuş, ama hiçbir milletvekili duruşmaları izlememişti… Şimdi bizzat Erdoğan’ın talimatıyla AKP tam kadro duruşmaları izleyip, hakimlerle görüşüyor…
– Silivri’de sanık yakınları ve o zamanki adıyla İşçi Partisi bir adalet çadırı kurmuştu… Şimdi bizzat Sincan Belediyesi’nin kurduğu Adalet Çadırı var…
– Ve Erdoğan Silivri davalarının “savcısı”ydı… Şimdi, “Bu eli kanlı katillerin hiçbiri de kendilerini bekleyen acı akıbetten kurtulamayacaklardır. Mahkemelerde yaptıkları ahlaksızlıkların, cezaevlerinde açık net söylüyorum, çürürken onlara hiçbir faydası olmayacaktır. Şayet cezalarını tamamlayıp dışarı çıkanlar olursa, zaten milletimiz sokakta her gördüğünde onlara gereken cezayı verecektir. Onların yüzlerine tükürecekler ve milletin tükürüklerinde boğulacaklardır” diyerek, hâkimliğini ilân etti…
Adına “Adalet”i koyan ve 15 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin parti programındaki “hukuk” bölümünden iki hatırlatma:
– Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, vatandaşlarının özgürlük ve haklarının teminatıdır. Dolayısıyla hukuk devleti olmayan ve hukukun hâkim olmadığı bir toplumda demokratik rejimden bahsedilemez.
– Ülkemiz bugün hukuk devletinden ziyade kanun devleti görüntüsü vermektedir. “Devletin hukuku” yerine “hukuk devleti” anlayışının esas olması gerekir. Kanunları hukuka, hukuku evrensel adalet ve insan hakları esaslarına dayandırmadıkça, Türkiye gerçek bir hukuk devleti olamaz ve uluslararası camiada saygın bir yer edinemez.
Bu sözler kâğıt üzerinde kaldığı gibi, “FETÖ devrinden” de ders alınmadığına göre, Türkiye nereye götürülüyor?
1994’teki, “Bu hukuku hazırlayanlar, bu düzenin kaldırılmasının maşası olacaklar” sözünün gereği mi yerine getiriliyor?!.
Müyesser Yıldız
Odatv.com

 

Müyesser Yıldız’a itirazım var

“30 Haziran 2017 günü sevgili kardeşim Müyesser Yıldız Odatv’de “Böyle bir kıyaslama yapacağım aklıma bile gelmezdi.’’ başlıklı bir yazı kaleme aldı…”

Ahmet Zeki Üçok

Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız 30 Haziran 2017 tarihinde Odatv’de kaleme aldığı “Böyle bir kıyaslama yapacağım aklıma bile gelmezdi” başlıklı yazısında FETÖ davalarında yaşananlara değindi ve Silivri yargılamalarını karşılaştırdı.
Yıldız’ın bu yazısına Ahmet Zeki Üçok itiraz etti, Müyesser Yıldız’a açık mektup yazdı.
Üçok’un “Sevgili kardeşim Müyesser Yıldız’a açık mektup” başlıklı yazısı şöyle:
“30 Haziran 2017 günü sevgili kardeşim Müyesser Yıldız Odatv’de “Böyle bir kıyaslama yapacağım aklıma bile gelmezdi.’’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Kendisinin ve bizlerin yargılandığı soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile bugün FETÖ üyeleri hakkında yürütülen yargılama süreçlerini kıyasladı. Bu yazısına katılmadığımı baştan belirtmek isterim.

HASDAL, MALTEPE, HADIMKÖY, MAMAK, SİLİVRİ’DEN SİNCAN’A

FETÖ üyelerinin kumpasları ile tutuklandığım 25 Eylül 2009’dan önce binlerce sayfa iddianame yazdım. 15 Temmuz öncesinde ve sonrasında binlerce sayfa iddianame okudum. Ancak gazeteci olmadığım için Ankara Adliyesi ve Sincan’da yüzlerce celse izleyemedim.
Hasdal, Maltepe, Mamak ve Sincan Cezaevlerinde hapis yatmış, sonrasında savcı ve hukuk doktoru kimliğiyle FETÖ yargılamalarını yakından takip etmiş biri olarak, sevgili kardeşim Müyesser Yıldız’ın bir yazısı ile ilgili böyle bir yazı yazacağım aklıma bile gelmezdi. Kendisinin de dediği gibi “… hukuk ve adalet sorunumuzu somut gerçekler üzerinden konuşma vaktidir. Çünkü ‘Yargılanacaklar, ama adil yargılanacaklar’ dedik.’’
Ünlü bir futbol yorumcumuz “Türkiye’de herkes yarı zamanlı teknik direktördür, boş zamanlarında da politikacıdır…’’ demişti. 15 Temmuz sonrasında televizyonlarda kerameti kendinden menkul ahkâm kesenleri, köşelerinde yeni hukuk doktrinleri icat edenleri, boş boş konuşan politikacıları ve tüm bunları kafası karışmış bir şekilde izleyen halkımızı görünce, ben bu tekerlemeyi “Türkiye’de herkes hukuk ve FETÖ uzmanıdır, boş zamanlarında da politikacıdır…’’ olarak değiştirmek istiyorum.
Peki, adil yargılanmadan anlaşılan nedir. Hukuk ve adalet sorunumuzu hangi somut gerçekler üzerinden konuşacağız. Herkesin büyük laflar ederek yorumlamaya çalıştığı hukuk, adalet, adil yargılama, Müyesser hanımın dediği gibi “okuduğu ve gördüklerinden kabaca çıkardığı adalet tablosu’’ mudur? Bence değil. Ama yine de O’nun kabaca çıkardığı adalet tablosunu inceleyelim.

MÜYESSER YILDIZ’IN ‘ADALET TABLOSU’

-Silivri’de FETÖ’cü hâkim ve savcıları konuşuyorduk… Şimdi ülkücü, sağcı, solcu, muhafazakâr, bilmem ne tarikatından hâkim ve savcıları konuşuyoruz…
15 Temmuz öncesi yargı ikiye bölünmüştü; Fetullahçılar ve diğerleri. Diğerleri bir araya gelerek Yargıda Birlik Platformunu kurdular. Yargıda Birlik, son HSYK seçimini kıl payı kazandı. Göreve gelen HSYK son derece başarılı bir çalışma yaparak FETÖ’ne karşı yürüttüğü etkili mücadeleyle, yargıyı FETÖ’nün sopası olmaktan kurtardı. Bunu en iyi bilenlerden birisi olarak Müyesser Yıldız’ın böyle bir şey yazması sadece beni değil tüm yargı mensuplarını derinden üzmüştür.
– Silivri’de öyle iddianameler vardı ki, “asrın iftirası veya iftiraname” diyorduk… Şimdi de iddianameler öyle zayıf ve çelişkilerle dolu ki…
FETÖ tarafından kurgulanan Kumpas Davalarının hiçbir gerçek olay ve maddi vakıa üzerine hazırlanmayıp tamamen yalan ve iftiralar üzerine kurulu olduğundan “asrın iftirası veya iftiraname’’ diyorduk. Oysaki 15 Temmuz hain darbe girişiminde 249 vatandaşımız şehit oldu. Binlerce vatandaşımız FETÖ üyesi askerlerin açtıkları ateş sonucu yaralanıp gazi oldu ve tüm bunlar gözlerimizin önünde meydana geldi. Benim okuduğum iddianamelerde bunlar yazıyor. Eğer sen bu iddianameleri FETÖ militanı savcıların yazdığı kumpas iddianameleri ile aynı görüyorsan sana diyecek bir sözüm yoktur.
– Silivri zamanında iddianameler Adalet Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminden geçiyordu… Şimdi de… İlavesi, artık mahkeme tutanakları da Bakanlığa gönderiliyor…
Dünyanın en iyi algı operasyonu yapan FETÖ militanlarının, 15 Temmuz yargılama süreçlerini itibarsızlaştırmak amacıyla yaydıkları bu dedikoduları gerçekmiş gibi yazarak Uğur Mumcu’nun, Abdi İpekçi’nin kemiklerini sızlatıyorsun. Yapma bunu, bu yalan değirmenine su taşıma.
– Silivri’de sanıklar savcı ve hâkim karşısına kelepçeyle çıkarılmazdı… Şimdi sadece savcı, hâkim huzuruna değil, duruşma salonuna dahi kelepçeyle getiriliyorlar…
15 Temmuz’dan bugüne kadar, gerek soruşturmalar sırasında gerekse kovuşturma aşamasında, sadece güvenlik nedeniyle hariç olmak üzere hiçbir şüpheli ya da sanık savcı ve hâkim karşısına kelepçeli olarak çıkarılmamıştır.

İŞKENCE İDDİALARI

– Silivri’de manevi işkenceden söz edilirdi… Şimdi kötü muamele iddiaları ayyuka çıkmış durumda…
15 Temmuz darbe gecesi halkın ve bazı kamu görevlilerinin münferit davranışları nedeniyle, aralarında Akın Öztürk’ün de bulunduğu yara bere içerisindeki 15 Temmuz darbe şüphelilerinin fotoğraflarının yayınlanması sonrasında meydana gelen tepkiler üzerine, çok sert önlemler alınmıştır. İnsan hakları kuruluşlarına ceza ve tevkif evlerinin kapıları açılmıştır. Darbe girişiminin yarattığı infial sonucu meydana gelen münferit olayları, sistematik olarak devam ediyormuş gibi ve de tıpkı Taraf yazarları gibi ‘’iddiaları ayyuka çıkmış’’ diyerek vermek sence ne kadar etik sevgili kardeşim.
– Silivri’de ölümler oldu… Şimdi sadece ölüm yok, tam 37 intihar var…
Ben burada ne yapmak istediğini anlayamadım. Ne diyorsun? 37 intihar var diye bir şey mi ima ediyorsun? Açıkça anlat ne demek istediğini. Bildiğin bir şey varsa hemen beraber savcılığa gidelim.
– Silivri’de hasta mahkûm ölüm döşeğine düşene kadar tahliye edilmiyordu… Şimdi hiç edilmiyor…
Sevgili kardeşim, yazdığından tutuklanan her kim olursa olsun ölünceye kadar tahliye edilmiyor diye anlaşılıyor. Sana ve tüm halkımıza 15.02.2017 Saat 09.00 itibarıyla Türkiye Genelinde FETÖ şüphelilerinin durumları ile ilgili resmi rakamları yazıyorum;
15.995 asker şahıs hakkında soruşturma açılmış, 1128 kişisi mahkeme tarafından adli kontrol şartı ile tahliye edilmiştir.
17.240 emniyet görevlisi hakkında soruşturma açılmış, 760 kişisi mahkeme tarafından adli kontrol şartı ile tahliye edilmiştir.
4.569 adli ve idari yargı görevlisi hakkında soruşturma açılmış, 171 kişisi mahkeme tarafından adli kontrol şartı ile tahliye edilmiştir.
129.821 toplam olmak üzere haklarında soruşturma açılan Türk vatandaşından, 4446 kişisi mahkeme tarafından adli kontrol şartı ile 60 kişisi ise doğrudan tahliye edilmiştir.
Başka bir şey yazmaya gerek var mı?
– Silivri davalarında şaibeli gizli tanıklar vardı… Şimdi de var ve şaibede hiç de Silivri’dekileri aratmıyorlar… Zekeriya Öz “Osman’ım” dediği gizli tanığı cezaevinde ziyaret edip, nasıl ifade vermesi gerektiğini anlatmıştı… Şimdi de bazı gizli tanıkların cezaevinde ziyaret edildiği konuşuluyor…
Kumpas davaları tamamıyla yalan, iftira üzerine kurulu olduğu için FETÖ savcıları kumpaslarını destekleyecek yalancı tanıklar aradılar. Çeşitli vaatler ile kandırdıkları ‘’Osman’ım’’ gibi suç makinalarını tanık yaptılar. Oysa şimdi yalan söylemeye ihtiyaç yok. Çünkü tüm halkımızın gözleri önünde Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı FETÖ tarafından kanlı ve alçakça bir darbe kalkışması oldu. Bu süreç sonrasında İbrahim Okur, Kerim Tosun gibi HSYK üyelerinin yanı sıra bu örgüte bulaşmış birçok üst düzey asker, polis, bürokrat itirafçı oldu. Yine örgüt içerisinden birçok kişi güvenlik kaygıları ile gizli tanık oldular ve de eli kanlı FETÖ ile mücadelede çok yararlı bilgiler verdiler. Şimdi bu tanıkların beyanlarını itibarsızlaştırmak için Zekeriya Öz’lerin yaptıkları kumpasların maşaları ile bir tutmak nasıl bir ruh halini yansıtıyor anlayamadım.

BYLOCK LİSTELERİ

– Silivri’de en güçlü delil kumpas CD’lerdi… Şimdi ise hiçbir standardı olmayan, güncellenebilen, FETÖ’nün ByLock listeleri…
Ben Müyesser Yıldız’dan her şeyi bekleyebilirdim ama ByLock ile ilgili olarak FETÖ militanları ile aynı ağzı kullanmasını asla beklemezdim. FETÖ üyelerinin haberleşme aracı olan ve gerek savcılar gerekse hâkimler tarafından en önemli delil sayılan ByLock verilerini adeta düzmece bir delilmiş gibi gösterilmesini FETÖ ile mücadeleye yapılmış en büyük ihanet sayarım. Daha üç gün önce Yargıtay ByLock verileri ile ilgili olarak çok açık bir karar vermişken, sevgili kardeşim Müyesser, nasıl böyle bir şey yazarsın.
– Silivri’de gözaltındayken telefonunu kullanmış gibi gözüken sanıklar, sehvenler vardı… Şimdi gözaltındayken WhatsApp yazışması yapmış gözüken sanıklar ve yine bolca sehven var…
FETÖ davaları için delil anlamında çok da önemi olmayan WhatsApp yazışmalarını gündeme taşıman ne manaya geliyor. 15 Temmuz sonrası milyonlarca gerçek ByLock ve WhatsApp yazışması tespit edilmişken, ellerinde hiçbir somut kanıt olmayan FETÖ kumpasçısı savcı ve emniyetçilerinin delil yaratmak için yaptıkları sahtekârlıklar ile nasıl bir tutarsın.
– Silivri’de savcı iddianameleriyle gazete manşetlerinden hüküm veriliyor, sanıkların savunmaları duyurulmuyordu… Şimdi de değişen bir şey yok…
Sevgili kardeşim, anladığım kadarı ile sen kendi yazdıklarından başka bir şey okumuyor, televizyon falan da seyretmiyorsun. Bütün davalarda sanıkların beyanları daha devam ederken gazetelerin neredeyse tamamının internet sitelerinde, ertesi günde sayfalarında kelimesi kelimesine yayınlanırken, televizyon tartışma programlarının ana konusu sanık beyanları üzerine kuruluyorken sanık savunmaları duyurulmuyor ne demek. Ben sanık beyanları ile ilgili en az on televizyon programında görüş belirtim. Ne demek değişen bir şey yok.
– İlk duruşmamızda, “Polis savcı, savcı hâkim olmuş. Hâkimin ne iş yaptığını anlayamadım” demiştim… Şimdi bazı iktidar yandaşlarının her üç görevi de üstlendiğini görüyoruz…
Hangi iktidar yandaşlarından bahsediyorsun. Polislerden mi, savcılardan mı, hâkimlerden mi? Hâkim savcı yerine geçen polis, ya da hâkim yerine geçen savcı bildiğin varsa söyle biz de bilelim, hemen gidip suç duyurusunda bulunalım. Ama yok televizyonlara çıkıp konuşan diğer kişilerden bahsediyorsan bu durumun FETÖ Kumpas Davaları ile bir ilgisi yok. Her dönem iktidara yaranmak isteyenler olacaktır. Ama bu, “Polis savcı, savcı hâkim olmuş.’’ demek değildir. Bu yazdığın bence 15 Temmuz’dan bu yana gece gündüz demeden büyük bir özveri ile çalışan FETÖ ile mücadele için ellerini hatta tüm benliklerini taşın altına koyan emniyet ve yargı mensuplarına yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Hiç yakışmadı doğrusu.

TUTUKLU GAZETECİLER TARTIŞMASI

– Silivri’dekiler için, “Onlar gazeteci değil, terörist. Sadece 2’sinin basın kartı var ”deniyordu… Şimdi de…
15 Temmuz darbe girişimi hemen sonrasında Eylül 2016 tarihinde FETÖ’nün hain darbe girişimini anlatmak için Amerika’ya gittiğimizde, gazeteci Nedim ŞENER’e ödül veren Tutuklu Gazetecileri İzleme Komitesi adı verilen kuruluşu da ziyaret ettik. Buranın başkanı bize Türkiye’de 143 tutuklu gazeteci olduğunu, bunların 62 kişisinin gazetecilik görevleri nedeniyle tutuklu bulunduklarını söyledi. Neden 62, niçin 143 gazeteci değil diye ben sordum. Bizler Türkiye’de ki kaynaklarımızdan bu bilgileri edindik dediler. Nedim ŞENER de tutuklu bulunan Baransu’ya, Ilıcak’a, Altan kardeşlere gazeteci demenin Hırant Dink’e, Uğur Mumcu’ya hakaret olacağını söyledi. Sevgili kardeşim, FETÖ tarafından kurulan kumpas davalarının basın operasyon merkezi olarak kurulan Taraf gazetesinin tetikçisi Baransu ve Altan kardeşler gibileriyle kendini, Soner Yalçın’ı, Nedim Şener’i, Barışları bir tutup böyle bir şey yazıyorsan bu gazetecilik mesleğine en azından kumpaslar ile tutuklanan gerçek gazetecilere hakarettir.
– Silivri’de sadece bazı sanıklar hücreye konuyordu. Havalandırma saatleri ilk başlarda kısıtlıydı… Şimdi Genelkurmay çatı davası başladıktan sonra tüm sanıklar yeniden tek kişilik hücreye alındı. Havalandırma süresi 1 saate indirildi. Sincan’daki sanıklar Türkiye’nin dört bir tarafındaki cezaevlerine dağıtılmaya başlandı. İddia o ki, hepsine 81 il cezaevi dolaştırılacakmış.
Senin bizim yaşadığımız bazı şeyleri bilmemen normaldir. Ben 25 Eylül 2009 da tutuklanıp Hasdal Askeri cezaevine konduğumda ayakkabılarımın bağcıklarını, pijamamın lastiğini söktürdüler. Bizlere Çin filmlerindeki karatecilerin giydiği türden dört düğmeli pijama benzeri tek tip elbise giydirdiler. 32 kişi bir koğuşta yatar ve günde sadece 1 saat havalandırmaya çıkardık. Sincan F Tipi Cezaevinde yaklaşık 2 ay tek başıma bir odada kaldım. Tüm bunları hiçbir suç işlemediğim halde yaşadım. Yine Tarafçılar gibi “İddia o ki” diye yazmışsın. Yapma bunu. Sen bizim minik serçemiz Müyesserimizsin.
– Silivri’de mektup, kitap, ziyaretçi yasağı yoktu… Şimdi her şey yasak…
Ankara, İstanbul, İzmir savcıları ile konuştum. Böyle bir yasak yok. Yapma.
– Silivri’de duruşmalara ceket-kravatla katılma yasağı yoktu… Şimdi böyle bir yasak da var…
Yukarıda yazdım, ayakkabı bağlarımı aldılar diye. Sen de 37 kişi intihar etti diye yazmışsın. Kravat yasağı bu amaçla konuldu.
– Silivri’de soruşturmada görev alan hâkim yargılamayı da yapıyordu… Bugün de böyle…
19.07.2016 tarihinde Yargıtay, Danıştay dâhil Türkiye genelinde 14.785 hâkim ve savcı vardı. 15 Temmuz sonrası bu hâkim ve savcıların neredeyse yarısı FETÖ ile ilişkileri nedeniyle tutuklandı veya ihraç edildi. Hal böyle olunca hâkim savcı eksikliği nedeniyle bu yönde uygulama yapılmaktadır. Kaldı ki, Prof. Dr. Ersan ŞEN’in 15 Temmuz darbe girişiminden önce, 22.06.2016 tarihli makalesinde bu konu tartışılmış ve ‘’CMK m.23/2’yi sınırlayan 5320 sayılı Kanunun 11. maddesi, özel düzenleme niteliği göz önünde bulundurarak, sonraki tarihli olması itibariyle de dikkate alınabilecek ve soruşturma evresine katılan hâkim, yalnızca CMK m.163 aracılığıyla görevlendirilen hâkim olması halinde kovuşturmaya katılamayacaktır. İlgili düzenleme; CMK m.163 haricinde görevlendirilen hâkimin, soruşturma evresinde görev aldığı halde, aynı uyuşmazlığın kovuşturma aşamasında da görev almasını engellememektedir.’’ denilerek bu hususa açıklık getirilmiştir.

AVUKATLAR

– Silivri’de şekerleme yapan savcılar uyandırılıp, mütalaası alınıyordu… Şimdi bazen savcıdan mütalaa bile istenmiyor, sanık ve avukatların savcı mütalaasına karşı diyecekleri sorulmuyor…
Hangi davalardan bahsettiğini pek anlayamadım. Çünkü Ankara’da devam eden FETÖ davalarının hiç birisinde henüz savcılıkların esas hakkındaki mütalaalarını vermeleri aşamasına gelinmedi. Bu nedenle henüz söylenmemiş, olmayan bir savcı mütalaasına karşı sanık ve avukatların diyeceklerinin sorulmaması gayet normaldir. Biraz sabredersen göreceksin ki, delillerin değerlendirmesi aşamasından sonra gelen, savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı sanık ve avukatlarına diyecekleri sorulacaktır.
– Silivri’de sanık avukatları çok zorluk çekiyor, “Ergenekonculukla” suçlanıyordu… Şimdi zorluğun ötesinde hakaret, küfür ve tehdide maruz kalıp, “FETÖ’cülük ve darbecilikle” suçlanıyorlar…
Bence yazında yer alan ender doğru şeylerden birisi bu. Sana katılıyorum ve bu tür davranışları uygun bulmuyorum.
– Silivri’de sanıkların birinci derece yakınları belli ölçüde mağdur ediliyordu… Şimdi sülale boyu ağır mağduriyetler yaşanıyor…
Ne yazık ki ülkemizde cezaların şahsiliği ilkesi pek uygulanamıyor. Bunu bizim toplumumuzun karakterinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bizler çocuklarımıza, eşlerimize, analarımıza velhasıl tüm çevremize yapılan aşağılamaları unutmadık. Bunun ne kadar acı bir şey olduğunu en iyi bilenlerden birisi olarak bu tür mağduriyetlere yol açılmaması için toplumu ve yöneticilerimizi daha duyarlı olmaya davet ediyorum.
– Silivri döneminde doğrudan AİHM’e gidiliyordu. AİHM, “İş yüküm çok ağır, Anayasa Mahkemesi’ni devreye sokun” dedi. Yani adaleti arama koşusuna bir engel kondu… Şimdi de AYM ile AİHM arasına OHAL Komisyonu sıkıştırılıp, engelli koşu uzatıldı…
Bu söylediğin tam olarak doğru değil. Olağanüstü Hal döneminde idari işlemlere karşı yargı yolu kapalıdır. Kamudan ihraç edilen binlerce kişinin müracaat edebileceği hukuksal bir adalet mekanizması yoktur. OHAL Komisyonu bu amaçla kurulmuştur. Adalet aramada yeni bir engel olarak görmek doğru değil.

MİT TIR’LARI

– Silivri sürecinde Anayasa Mahkemesi özgürlükçü kararlarıyla övünüyordu… Şimdi sus pus…
MİT Tırları davası bana göre bir vatana ihanet, casusluk davasıdır. FETÖ üyeleri tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası kamuoyu önünde teröristlere yardım eden bir ülke konumuna getirerek zor durumda bırakmak ve hatta suçlanmasına neden olmak amacıyla yapılmış alçakça bir operasyondur. Bu davanın şüphelilerinden Can Dündar ve Erdem Gül’ün bireysel başvuruları üzerine Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 25/2/2016 tarihinde ‘’…tutuklamanın hukuki olmadığı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği şikayetlerine ilişkin olarak başvurucuların Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine… ‘’ diye karar vermiştir. Bu mudur suspus olmak.
– Silivri’de duruşma salonunun cezaevi yerleşkesi içinde olması hukuk ihlali sayılıyordu… Şimdi sadece Silivri değil, Sincan’da da cezaevi yerleşkesi içindeki duruşma salonunda yargılama yapılıyor… Silivri’deki duruşma salonunda mikrofonlar sallanıyordu. Anayasa Mahkemesi’nin Ergenekon ve Balyoz kararlarını bozma sebeplerinden biri o mikrofonlardı… Şimdi de duruşma salonlarında mikrofonlar sallanıyor…

FETÖ davalarının çoğunda sanık sayısı ellinin üzerinde. Ne yazık ki adliyelerimizde bu kadar sanığı alacak mahkeme salonu yok. Bu kadar kalabalık sanığın güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda hepsini bir arada alacak salon için korumalı olan cezaevi yerleşkelerinin seçilmesi mantıklı. Sanık sayısı az olan FETÖ basın davası, Etimesgut Zırhlı Birlikler davası gibi davalar Ankara Adliyesindeki mahkeme salonlarında yapılmaktadır. Kanaatimce bu nedenle bir kasıt aramak doğru değil. Ancak mahkeme salonunda mikrofonların sarkıtılması doğru değil.
– Silivri’de sanıkların tanık dinlenmesi başta olmak üzere hemen hiçbir talebi kabul edilmiyordu. AYM’nin kumpas davalarında hak ihlali kararı vermesinin bir sebebi de buydu… Şimdi de sanıkların tanık dinlenmesi başta olmak üzere hiçbir talebi kabul edilmiyor…
İki gün önce CNNTürk’de bir programa katılan Balyoz, Askeri Casusluk, Ergenekon, ODATV gibi FETO Kumpası davalarında avukatlık yapan Hüseyin ERSÖZ, Kumpas davalarının aksine FETÖ Darbe davalarında sanık taleplerinin mahkeme heyetlerince kabul edildiğini bu durumun hukuk adına sevindirici olduğunu beyan etti. Hüseyin Ersöz, kumpas davalarının en çok güvenilen sembol avukatlarından birisidir. Bence söylediklerini istersen bir daha gözden geçir.
– Silivri’de tahliye yönünde oy kullanan hâkimler görevden alınıyordu… Şimdi tahliye kararı veren hâkimler…
Dönemin HSYK başkan vekili Mehmet Yılmaz bu konuda bir açıklama yaptı ve sadece bir davada tahliye kararı veren hâkimlerin yapılan şikâyetler üzerine dava üzerinde bir şaibe olmasın diye değiştirildiklerini açıkladı. Bunun haricinde ikinci bir uygulaması yoktur. Böylesine bir genelleme yapılması sadece ve sadece yapılan yargılamalara olan güveni zedelemeye yönelik olur.
– AKP Silivri davalarına müdahil olmuş, ama hiçbir milletvekili duruşmaları izlememişti… Şimdi bizzat Erdoğan’ın talimatıyla AKP tam kadro duruşmaları izleyip, hâkimlerle görüşüyor…
Burada sanırım Ak Parti milletvekillerinin hâkimlere baskı yaptığını ima ediyorsun. Bence elinde bir kanıt olmadan hâkimleri böylesine zan altında bırakmak, sadece bu davalar için değil Türk yargı sistemi içinde yaralayıcı ve hâkimleri aşağılayıcı bir tutum olacaktır.
– Silivri’de sanık yakınları ve o zamanki adıyla İşçi Partisi bir adalet çadırı kurmuştu… Şimdi bizzat Sincan Belediyesi’nin kurduğu Adalet Çadırı var…
Sincan belediye başkanı Ak Partili. Bu durum yukarıdaki beyanınız ile çelişen bir durum değil mi? Keşke biz yargılanırken de Silivri belediyesi bir adalet çadırı kursaydı.
– Ve Erdoğan Silivri davalarının “savcısı”ydı… Şimdi, “Bu eli kanlı katillerin hiçbiri de kendilerini bekleyen acı akıbetten kurtulamayacaklardır. Mahkemelerde yaptıkları ahlaksızlıkların, cezaevlerinde açık net söylüyorum, çürürken onlara hiçbir faydası olmayacaktır. Şayet cezalarını tamamlayıp dışarı çıkanlar olursa, zaten milletimiz sokakta her gördüğünde onlara gereken cezayı verecektir. Onların yüzlerine tükürecekler ve milletin tükürüklerinde boğulacaklardır” diyerek, hâkimliğini ilân etti…
15 Temmuz darbe girişiminin doğrudan muhatabı olan Cumhurbaşkanının bu beyanlarını ben hâkimliğini ilan etmek olarak değerlendirmiyorum. Torunları ile beraber öldürülmeye çalışılan, alçakça ve kanlı bir darbe girişimi ile devrilmeye çalışılan kızgın bir adamın haykırışları olarak görüyorum. Cumhurbaşkanının FETÖ yargılamalarına müdahale ettiğini söylemek hele de bunu kızgınlıkla, insan doğasından kaynaklanan feveran ile söylenen sözlere dayandırmak sanırım en çok FETÖ üyelerini mutlu kılacaktır.
Sevgili Kardeşim Müyesser Yıldız,
Kanaatimce senin tamamıyla insani duygular ile yazdığına inandığım en azından inanmak istediğim bu yazında, tüm masumiyetlerine rağmen FETÖ üyesi polis, savcı ve hâkimlerin alçakça kumpasları ile mağdur edilmiş, senelerce suçsuz yere hapis yatmış istikballeri ellerinden alınmış biz kumpas mağdurları ile eli kanlı darbeci FETÖ militanlarını aynı kefeye koyarak yaptığın bu haksız ve neredeyse tamamıyla gerçek dışı olan değerlendirmene asla ve kat’a katılmıyorum. Seni şiddetle kınıyorum. Yazdığın bu yazının FETÖ darbe davalarında yargılanan darbecilerin savunmalarının temel argümanlarından biri olacağını, sadece ve sadece alçak darbecilerin işine yarayacağını bilmeni isterim. Sevgilerimle.”

Dr. Ahmet Zeki Üçok
Odatv.com

Sun Savunma Net Notlar: Yazılar ODATV sitesinden alıntıdır. Yazıların orijinallerini aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.
http://odatv.com/boyle-bir-kiyaslama-yapacagim-aklima-bile-gelmezdi-3006171200.html
http://odatv.com/muyesser-yildiza-itirazim-var-0907171200.html

© 2017 ODATV



oledya
Levent Kağan Türk
levent@oledya.com

Mersin ilinde faaliyet gösteren Oledya Reklam & Tasarım Ofisi firması çatısı altında Reklam&Matbaa, Profesyonel fotoğraf çekimi, Video Prodüksiyon ve Proje bazlı dekoratif ürünlerin tasarım ve üretimini yapmaktadır.
Aynı zamanda Sun Savunma Net sitesinde editörlük yapmaktadır. e-posta: levent@oledya.com

BU YAZIYA YORUM YAP

Abone Olun

Savunma, Havacılık, Teknoloji, Analiz, Güncel Haber, Politika ve Sağlık kategorilerinde yayınlanan güncel makalelerimizi kaçırmamak için e-posta listemize abone olun.




%d blogcu bunu beğendi:
Devamını oku:
Başkan Donald J. Trump’ın Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Görüşme Metni

Beyaz Ev / Basın Sekreterlik Ofisi Derhal Yayımlanmak Üzere                         ...

Hizbullah lideri: Beyaz Saraydaki ‘‘aptal’’ Trump’ın kendisini iyimser yaptığını açıkladı

Hizbullah lideri: Beyaz Saraydaki ‘‘aptal’’ Trump’ın kendisini iyimser yaptığını açıkladı Çeviren Ercan Caner, Ankara-Türkiye,  Hassan Nasrallah Pazar günü yaptığı bir...

Kapat