HALİFENİN HAYALETİ

HALİFENİN HAYALETİ

HALİFENİN HAYALETİ

Eğer koyunların oy verme şansları olsaydı, sonradan boğazlarını kesecek de olsa
kendilerini besleyeni seçerlerdi.

Yazar: Alexander Maistrovoy, Jihad Watch, 14 Haziran 2017

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 16 Haziran 2017

Bir parti toplantısında parti lideri dinleyicilere seslenir:

“Yarın hepiniz asılarak idam edileceksiniz Sorunuz var mı?”

Sessizlik.

Parti lideri:

“Sorumu tekrarlayacağım. Yarın hepiniz asılarak idam edileceksiniz. İçinizde söyleyecek bir şeyi olan var mı?”

Dinleyicilerin arasından ürkek bir ses duyulur:

“Kendi ipimizi ve sabunumuzu getirelim mi yoksa bunlar bize sağlanacak mı?”

Bu, 1970’li yıllarda anlatılan bir Sovyet fıkrasıdır.

Ülkesini işgal eden Almanlar ile iş birliği yapan Norveçli işbirlikçi siyasetçi Quislinq gibileri destekleyenler, barbar sömürgeciler ve her şeye boyun eğen veya korkmuş ve sinmiş durumdaki yığınlar, işte 21’inci yüzyıl Batı Avrupa’sının günümüzdeki durumu budur.

1970 yılıdır, 40 yaşındadır ve zaten tanınmış birisidir: oyunları oldukça popülerdir, ünlü bir edebiyat dergisinin editörler kurulunun üyesidir. Geleceği parlaktır ve önünde bütün yollar açıktır, fakat o kendisine çok farklı bir yol seçecektir.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgali

Prag Baharı hareketi bastırıldıktan sonra yetkililere meydan okur ve Sovyet birlikleri tarafından işgal edilen Çekoslovakya’nın Başkanına, açık ve öfke dolu bir mektup gönderir. Tutuklanır, bir kamu görevlisine saldırmakla suçlanır ve hapse atılır. Sonra serbest bırakılır, komünist rejimi devirmeye teşebbüs etmekle suçlanır, dört yıl beş ay hapse atılır, serbest bırakılır ve 1989 yılında tekrar hapse atılır.

Yıllarını hapishanede geçirir ve asla yıldırılamayan bir lidere dönüşür, gelecekte Çek Cumhuriyetinin başkanı olacaktır. Adı Vaclav Havel’dir. Çek Cumhuriyeti’nin kurucusu Thomas Masaryk gibi o da bir devlet adamında olması gereken zekâ, cesaret, güç ve saygınlık gibi en iyi özellikleri üzerinde toplayan bir liderdir.

Batı, benzerine uygar dünyada yüzyıllardır rastlanmayan ve giderek yaklaşmakta olan karanlık ve zulmün kasvetli bir resmini sunmaktadır. Bu dünya, Asya ve Afrika’nın uzaklarından gelen karanlık, önyargılı, hoşgörüsüz ve barbar bir dinin mensuplarının, onlara güvenerek ve düşüncesizce kapılarını açanları öldürdükleri, tecavüz ettikleri, alay ettikleri ve küçük gördükleri saldırgan, ataerkil ve ilkel bir dinin kıtanın tam kalbinde kök saldığı bir dünyadır.

Bu dünya, elitlerin, Quisling’in destekçilerine dönüştüğü, sömürge liderleri ve hükümetlerin neredeyse istekli bir şekilde, ülkelerini işgal eden Almanların kuklası olan, Vichy Fransa’sı devletinin rolünü seçtiği bir dünyadır.

Ne yazık ki günümüzde çarpıcı bir fenomenle karşı karşıyayız: bütün devlet sisteminin beyin yıkamayı hedeflemesi ve Batı Avrupa ile Kanada halklarının, tıpkı Amerikalılar gibi bireycilik ve kendine güvenden mahrum bırakılması nedeniyle, hiçbir kazanma şansları olmasa da kaçınılmaz acılara mahkûm olan geniş halk kitleleri sessizliklerini korumakta veya en fazla seçimlerde pasif bir şekilde hoşnutsuzluklarını ifade etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar. Hiç şüphesiz yayılan despotizme karşı çıkma ve seslerini yükseltme cesaretini gösterenler bulunmaktadır, fakat bunların sayısı şaşırtıcı bir şekilde nispeten açık olan toplumlarda hala oldukça azdır. Bu yaklaşım hem entelektüeller hem de sıradan insanlar için geçerlidir.

Marine Le Pen ve Geert Wilders

İdeolojik klişelerle gözleri kör olmuş ve Cehennemin Otlaklarına ulaşmak için yurttaşlarının cesetlerini çiğnemeye hazır, sözüm ona tutucu ve bağnaz ‘‘faydalı aptalları’’ kastetmiyorum. Para ve ayrıcalıklar elde etmek maksadıyla; bu toplumsal değerleri küçümseyen ve kirli rolü seçenleri de kastetmiyorum. Binlerce profesör, öğretmen, hukukçu, yazar,  aktör, film yapımcısı, gazeteciden bahsediyorum. Gelmekte olan teokrasinin ilk kurbanları olacak olan papazlar, hahamlar, insan hakları savunucuları, feministler ve LGBT toplumu eylemcilerinden bahsediyorum. Bunların tamamını da kolay bir ölüm beklemiyor.

Bombalarla havaya uçurulan, tecavüz edilen, aşağılanan ve teröre maruz kalanların akraba, arkadaş ve komşularını susturan nedir? Hala kendi evleri, sokakları ve kentlerinde huzur ve güven içinde yaşama duygusunu kaybetmediler mi? Aslında yapılması gereken kitlesel gösteriler, protesto mitingleri ve eylemleri yerine, katliam yerlerinde ellerinde oyuncaklar, mumlar ve çelenklerle ağlayan insanları gösteren duygusal manzaralara tanık oluyoruz. Marine Le Pen ve Geert Wilders’in rakiplerinin yüceltilmesine ve Kadın Yürüyüşlerine tanık oluyoruz, fakat asla politik açıdan geçerli olsalar da despot tiranlar aleyhine düzenlenen gösterilere rastlamıyoruz. Neden insanlar boğazlarını katillere uzatıyor ve koyunlar gibi itaat ediyorlar?

Kendi kendini sansürlemek, olaylara seyirci kalmak ve kurban olmaktan kurtulacağını sanmak da nedir? Bundan asla kaçamayacaklar. Manchester kentindeki terör saldırısı sonrasında pop yıldızı Katy Perry, Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan ve Fransa Senatosu Nice kenti üyesi Nathalie Goulet, Avrupalıların terör saldırılarına alışması gerektiklerini söyleyerek, Batılı elitlerin düşüncelerini ifade etmişlerdir.

Ve onlar, insanları terör saldırılarına alıştıracaklar. Sonunda, İslam tebaası altında yaşayan ve hayatları kana susamış tarikatlara hizmet edenler tarafından ellerinden alınacak, sözde cizye olarak adlandırılan yarı köle, insan sürülerinin kaderlerine alıştırılacaklardır.

Irkçı, faşist ve İslamofobiklere dönüşmekten mi korkuyorlar? İşlerini kaybetmekten, kariyerlerini geliştirme fırsatlarını kaçırmaktan, insan hakları ve dinler arası diyaloglar hakkındaki konferans davetlerinden mi korkuyorlar? Adlarının lekelenmesinin bedelini ödemekten mi korkuyorlar?

1956 Macaristan devrimi

Bu makaleye Vaclav Havel’in hikâyesini anlatarak başlamamın bir nedeni bulunmaktadır. Dünya yıllarca, Doğu Avrupa halklarının zalimlere karşı ümitsizce sürdürdüğü hak ve onurlarını koruma savaşına tanıklık etmiştir. 1956 Macar Devrimi, Prag Baharı, Polonya Dayanışma Hareketi, Nikolay Çavuşeşku’ya karşı Romen halkının devrimi, Litvanyalıların Ocak 1991 tarihinde düzinelerce insanın ölmesi pahasına Sovyet imparatorluğundan kurtulmasında, entelektüellerin liderlik ettiği halk sokaklara dökülmüş ve karşılarında mahkemeler veya Facebook yorumları ve Twitter tehditleri yerine mermiler, tanklar ve devletin emniyet güçlerini bulmuşlardır.

Onlar, Havel gibi yıllarca hapse atılacaklarını ve hatta ölebileceklerini biliyorlardı. Yine de Doğu Avrupalılar, geçmiş deneyimlerinden ötürü demokrasiyi ve özgürlüklerini savunmaya daha kararlıdırlar. Onlar üniversal ütopyalara karşı bağışıklık kazanmışlar ve cesur ve kararlı liderler ortaya çıkarmışlardır.

Sovyet zulmünün tam merkezinde güçlü bir muhalif hareket vardır. Bu insanların birçoğu hapishaneler, kamplar ve psikiyatri hastanelerinde ortadan yok olmuşlardır. Hapishane hücrelerini, onlara zulmetmeleri ve cinsel şiddet uygulamaları için teşvik edilen ve tam yetki verilen suçlular ile paylaşmışlardır. Sovyet muhaliflerinin birçoğu, akademisyen Andrey Sakharov tarafından liderlik edilen bilim adamları ve yazarlardan oluşmaktadır, bunlar ulusun renkleriydiler. 1991 yılı Ağustos ayındaki Sovyet Darbesinde, zırhlı personel taşıyıcıları Moskova’da üç kişiyi ezmiş, fakat Sovyet rejiminin restore edilmesine engel olunmuştur.

Nikolay Çavuşesku ve eşinin hazin sonu

Günümüze bakıldığında, Ukraynalıların ahlaksız ve yozlaşmış liderlerini iktidardan indirdiklerini ve Moskova’da insanların otokrasiyi protesto etmek için sokaklara çıktıklarını görüyoruz. İsrail’de, berbat Oslo anlaşmaları sonrasında ve sonrasındaki canice kitlesel terör saldırıları, on binlerce insanın sokaklara dökülerek toplumlarının bir parçası olan halka karşı yürütülen insanlık dışı uygulamalara son verilmesini talep etmesine neden olmuştur. İnsanlar yollara barikatlar kurmuş ve Başbakanın konutuna yürüyüşler düzenlemiştir. Yaklaşık olarak sekiz yıl önce meydana gelen kitlesel isyan, sol muhalefet ve medyanın şiddetle karşı çıkmasına ve direnmesine rağmen, İsrail hükümetini, Afrika’dan sürüler halinde gelen göçmenleri engellemek maksadıyla Mısır ile olan sınıra bir duvar örmek zorunda bırakmıştır.

Batı Avrupa’nın diğer yerlerinde destek bulamayan PEGİDA (Patrotische Europaer Islamisierung Des Abendlandes – Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) siyasi hareketinin, eski Almanya Demokratik Cumhuriyeti bölgesinde görülmesi simgeseldir.

Demokrasi, sadece her dört yılda bir gidip oy vermek demek değildir. Her şeyden önce bu bir yurttaşlık görevidir ve cesaret gerektirir, demokrasi oyun bahçesindeki bir çocuk gibi salya sümük zırlamak da değildir. Demokratik bir devletin birinci görevi vatandaşlarını korumaktır. Eğer devlet ve seçkin elitler, bu sosyal sözleşmeye uymazlarsa ve hatta kendi vatandaşlarını şüpheli ideoloji, ütopik anlayış ve kişisel çıkarlar uğruna kültürel ve fiziksel olarak kurban ederler ise vatandaşların sosyal sözleşmenin değiştirilmesini talep etme hakları vardır. İnsanlar, totaliter yapıların kendilerini sosyal mühendisliğin kobay hayvanlarına çevirmesine müsaade etmeme hakkına sahiptirler.

1984 yılında ‘‘Politics and Consience – Siyaset ve Bilinç’’ adlı deneme türü eserinde Havel; ‘‘Politik olmayan bir siyaseti savunuyorum, yani, iktidar ve manipülasyon yöntemi olarak görülmeyen, insanları yönetmeyi hedefleyen sibernetik bir siyaset ve pragmatik birinin becerisi olmayan, aksine anlamlı bir yaşamın yöntemlerini arayan ve böylesine bir yaşamı koruyan ve ona hizmet eden bir siyaseti savunuyorum. Pratik etik değerler olarak görülen, gerçeğin hizmetinde, insanların türdeşi olan diğer insanları önemsediği, insan standartları ile ölçülebilen bir siyaseti savunuyorum’’ ifadelerini kullanmıştır.

PEGIDA Taraftarları bir gösteri esnasında

Batılı elitler, gerçek insanlar ile ilgilendiklerini unutarak, onların yaşamlarını ve duygularını göz ardı ederek insanları manipüle eden bir sistem yaratmışlardır.

Havel, Komünist rejimleri Absurdistan olarak isimlendirmiştir. Günümüzde Absurdistan Batı ve özgürlüğün koruma maskesi altında tahrip edildiği, göçmenlerin cinayet işleme ve tecavüz haklarının, yasalara saygılı insanların normal ve güvenli yaşamlarını sürdürme haklarından üstün olduğu ve demokratik kurumların teokrasinin mümkün olabilecek en kötü şeklini aşılamak maksadıyla kullanıldığı Batı Avrupa’nın çoğunluğudur.

Günümüzde insanların despotluğu engellemek için hala bir fırsatları var. Bununla birlikte sansür giderek daha da katılaşmakta, cezalar artmakta, sömürgeleştirme kanser hücreleri gibi süratle yayılmakta ve fırsatlar giderek daralmaktadır. Bir hayalet Avrupa’yı ziyaret etmektedir: Halifenin hayaleti.

Çevirenin Notları: Çekoslovakya’daki komünist rejimin, kansız ve olaysız şekilde demokratik bir cumhuriyete dönüşmesi olayına Kadife Devrim adı verilmektedir. 17 Kasım 1989 tarihinde öğrenci ayaklanmasıyla başlayan olayları bütün halkın desteklemesi nedeniyle güvenlik kuvvetleri Çekoslovakya halkının gücü karşısında çaresiz kalmış ve komünist rejim çekip gitmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte tek bir kişinin dahi burnu kanamamıştır.

Her şey aslında size, her bir bireye bağlıdır. SİZ olmadan, kontrol mekanizmaları, savaş makinaları, hırsızlıkları, yalanları, zenginlikleri olmadan onlar bir hiçtir ve sistemleri yıkılmaya mahkûmdur. Ve onlar da bu gerçeği çok iyi bilmektedirler.

Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. Yazının çevrilmesi, çevirenin yazarın düşüncelerini paylaştığı anlamına gelmemektedir. Yazının orijinaline aşağıdaki linke tıklayarak erişebilirsiniz.

https://www.jihadwatch.org/2017/06/a-specter-is-haunting-europe-the-specter-of-the-caliphate#comments

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın