İRAN VE TÜRKİYE

İRAN VE TÜRKİYE

“Sokağa çıkanların Allah’a karşı savaş açtıkları gerekçesi ile idam edileceği” açıklaması yönetimin bağnazlığının ve baskısının kanıtıdır.

Yazar: Naci Beştepe, Sun Savunma Net, 5 Ocak 2018

Kargaşanın ortasında elinde tuttuğu sopasının ucundaki başörtüsü ile gururla duran bu kadın hızla İran isyanının sembolü haline gelmiştir.

İran’da işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluklara tepki olarak başlayan ve kısa sürede siyasi sisteme de yönelen toplumsal tepkiler sürüyor.

Ne olduğu, neden olduğu ve ne olacağını kesin çizgilerle belirlemek oldukça zor.

Ancak son 10 yılda bölgemizde yaşananlara bakarak bazı akıl yürütmelerde bulunmak zor değil.

Kısa kısa irdeleyelim.

BOP SIÇRADI MI?

BOP yürürlüğe konup Suriye’ye ulaştığında sıradaki ülkeler olarak İran ve Türkiye sayılmamış mı idi?

Bu açıdan bakarsak İran olayları sürpriz değildir.

İran’ın güçlü bir ülke olduğu, köklü devlet ve siyaset geleneğine sahip olduğu gerekçeleri ile İran’a kolay kolay saldırılamayacağı savı dillendirilmiştir.

O güce karşın istismar edilecek zafiyetlerin varlığı bilinmektedir.

İşte sokağa dökülenlerin sloganları; işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, din-mezhebe dayalı baskıcı yönetim.

Bu zafiyetler varsa içerden ve dışardan karıştırılma olasılığı da vardır.

ABD’nin bölgede yenildiği, BOP’un bittiği söylense de kesin değildir. Evet, ABD istediği gibi yürüyememiştir, beklemediği darbeler yemiştir ama henüz bölgeden çekilmemiştir. O da mücadeleyi sürdürmektedir.

NEDEN İRAN?

En kolay yanıtlanacak soru budur.

ABD-İsrail ve yandaşlarının bölgedeki en büyük belasıdır.

Petrol ve doğal gaz zenginidir.

Bunların ihraç yollarına hâkimdir.

Nükleer güce erişmek üzeredir. İsrail’in başına Demokles’in kılıcı olacaktır.

Bölge ülkeleri; Irak, Suriye, Lübnan, Yemen üzerinde etkilidir.

Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler içindedir.

ABD dolarını dışlamakta, kötü bir yol açmaktadır.

Daha ne olsun?…

KİM BAŞLATTI?

Yukarıda sıraladıklarımıza bakarak diyebiliriz ki olaylar içerden, özgün olarak İran halkı tarafından başlatılmış olabilir.

Mollaların ve din eksenli iktidar yanlısı güçlerin sokağa sürülmesi halkın rahatsızlığının boyutunun da göstergesidir.

Mezhebe dayalı şeriat baskısı dayanılmaz aşırılıktadır. İnsanlar artık dünyayı görmekte ve özgür yaşamak istemektedir.

“Sokağa çıkanların Allah’a karşı savaş açtıkları gerekçesi ile idam edileceği” açıklaması yönetimin bağnazlığının ve baskısının kanıtıdır.

İran’daki Şiilik uygulaması Türk halkının Alevilik anlayış ve yaşayışı ile bağdaşmamaktadır.

Türkiye’deki iktidarın mezhep farkına rağmen İran’daki bazı uygulamaları getirmek istemesine karşı gelen en büyük gücün Alevi vatandaşlarımız olduğu gerçektir.

İran halkı daha önce de siyasi rejime karşı ayaklanmıştır.

Bugün ayaklanması bu açıdan da garipsenmemelidir.

Rejim ne kadar baskı ile toplumu kontrol etmeye kalkarsa kalksın, memnun olmayan halk bir gün itiraz eder. Doğanın, siyasetin gerçeği budur.

ABD ve yandaşlarının açıklamaları, olaylarda onların parmağının olduğu kanısını güçlendirmektedir.

Başkan Trump’ın “ İran halkına zamanı gelince en güçlü şekilde yardım edileceği” açıklaması başlangıçta olmasa da olayların devamı ve gelişmesi için destek verildiği/verileceğinin göstergesidir.

TÜRKİYE NEYİ GÖRMELİ, NE YAPMALIDIR?

Türkiye’yi yönetenler şunu görmelidir;

  • Baskı ile bir yere kadar gidilebilir, sürekliliği sağlanamaz.
  • Dine-mezhebe dayalı yönetim çağın yöntemi olamaz.
  • Mezhep-din eksenli dış politikaların olumlu sonuç vermesi olanak dışıdır.
  • Halkın huzuru, güvenliği, gönenci önceliklidir. İçerdeki sorunları halletmeden dışarıya beylik-büyüklük taslamanın getirisi huzursuzluğu kamçılamaktır.
  • Devletin yasal gücü dışındaki oluşumlar ancak iç çatışmayı artırır, huzur ve güven unsuru olamaz.
  • İç cephe dış cephenin garantisidir. Halkı kutuplaştırmak en büyük yanlıştır. Dış güçlere koz vermektir.

Türkiye şunu yapmalıdır;

  • İran halkının seçimine, iç işine karışmamalıdır.
  • İran’da huzur ve güvenliğin sağlanmasından yana açık tavır koymalıdır.
  • İran’a karşı ABD-İsrail ve yandaşlarının baskılarına karşı bölge ülkeleri ile birlikte karşı çıkmalıdır. İran’ın birlik ve bütünlüğü Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünün önemli güvencelerinden biridir.

 

Yazar Profili

Naci Beştepe
Naci Beştepe

1972 yılında Kara Harp Okulu’ndan topçu subayı, 1981 yılında Kara Harp Akademisi’nden kurmay subay olarak mezun olmuştur. Kara Harp Okulu ve KKTC Güvenlik Kuvvetleri’nde karargah subaylığı, SOFYA’da kara ataşeliği, Sarıkamış’ta tabur komutanlığı, KKK Genel sekreterliği ve Maltepe Askeri Lisesi K.lığı görevlerini takiben 1998’de tuğgeneralliğe yükseltilmiştir.

Tuğgenerallikte; 34.İç Güvenlik Tugay(Patnos) K.lığı, KK Eğitim Okullar Daire Başkanlığı, KK Loj.K.lığı Kurmay Başkanlığı yapmıştır. 2003’te yükseltildiği tümgenerallikte; Kara Harp Akademisi ve Sahra Sıhhiye Okulu ve Eğitim Merkezi (Samsun) K.lıkları yapmış, 2007 yılında kadrosuzluktan emekli edilmiştir.

Bir Cevap Yazın