İstanbul’da Helikopter Pilotu Olmak

 

İstanbul’da Helikopter Pilotu Olmak

 

Ali Seymen, Sun Savunma Net, 17 Şubat 2019

 

 

Ben havaya çıktığımda kendimi çağdaş Hezarfen Ahmet Çelebi’ye benzetirim. İstanbul’u bir baştan bir başa çelik kanatlarımla kat ederken, Hezarfen Ahmet Çelebi’yi ve onun kanatlarını düşünürüm. Benim yerimde, İstanbul’da uçmayı hayal eden Hezarfen olmalıydı derim kendi kendime. Ve Kul Nesimi‘ nin sözleri gelir aklıma.

‘‘Gâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi, gâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni.”

Helikopterin sesinden, martıların kaçıştığını görürüz de serçelerin, kırlangıçların nereye kaçtığını göremeyiz bir türlü. Sürüler halinde gelip geçen kuşlar yön değiştirirler bizi görünce. Çekilin büyük abi geliyor derler birbirlerine. Bir de “dronlar” çıktı başımıza, kuşlar yetmezmiş gibi. Dolaşırız boğaz boyunca bir o yana bir bu yana…

İstanbul; İzmit’ten Tekirdağ’a kadar uzanan, havadan baktığında uçsuz bucaksız gibi görülen, devasa bir kenttir. Avrupa da birçok ülkenin nüfusunu çoktan katlamış, tarihi, bin yıllarla ölçülen bu kentin üzerinde uçarken heyecan duymamak mümkün değil.

Helikopter pilotu olmanın belki de en büyük zevki burada. Nasıl olmasın ki; Bazen nereye bakacağınızı şaşırırsınız. Bir yanda Boğaziçi, öbür yanda Haliç. Karşındadır tüm heybetiyle Ayasofya, Sultan Ahmet. “Ben hep buradayım” der Topkapı Saray’ı. Süleymaniye yükseklerden bakar tüm Haşmet’iyle, Eminönü, Beşiktaş, İstiklal karınca misalidir her zaman. Dolmabahçe’den geçerken selam dururuz Ata’mızın evine. Yaklaşınca sahillere, meydanlara, bütün gözler yukarıdadır biliriz. Pat pat sesimizle uzaklardan haber veririz biz geliyoruz diye. Kimi el sallar kendince, kimi telefonunun kamerasını doğrultur büyük kuşa. Her iki yakayı birleştiren köprülerden geçen arabalar, oyuncak gibi gelir bize.

 

 

Sarıyer’e, Anadolu kavağına kadar gelmişken bir balık yeseydik diye iç geçiririz bazen. Biraz yükselince ceviz kabuğunu andırır Boğaz’dan geçen gemiler, orkinosları göremesek de biliriz Boğaz’ın altından geçip gittiklerini, yüzyıllık yalnızlık gibidir yalılar. Ne hayatlar yaşadılar, ne yangınlar gördüler. İstanbul; yorgun şehir, içi içine sığmayan şehir, matruşka gibi kent içinde kentler doğuran şehir.

Bazen yolumuz Maslak tarafına düşer, gökdelenlerin tepesine döne döne ineriz bir kartal gibi. Bazen de uzak bir köşeye uzanırız. Aşağıda görünen semt midir, kent midir, ne zaman kurulmuştur hiç bilmeyiz. Aynı anda 4 mevsimde uçarız. Tuzla’da yağmur, Boğaz’da sis, Avcılar’da güneş karşılar bizi. Havadan bir başkadır adalar manzarası, biraz uzaklara bakarsan Yalova, Çınarcık el sallar sana, bir tatlı huzur alır mıyız acaba Kalamış üzerinde, Çamlıca da antenler, Moda açıklarında yelkenliler.

 

 

Kız Kulesi “bu şehrin sembolü benim” der gibi bakar Galata Kulesi’ne, “hayır asıl sembol benim ”der Galata Kulesi de. Ya Haliç’e ne demeli, uzanıp gider sessizce. En çok ta Lale Devri’nin kayıkları üzerinde uçmak isterdim. Piyer Loti görünür mezar taşları arasından, Beyoğlu üzerinden hızla geçerken altından kayıp gider dar sokaklar. Padişahlar ava, mesireye gelirmiş Çağlayan ormanlarına, şimdilerde gördüğün sadece binadır ormandan kalan. Sonra E-5, E-6 keser bir yerlerde rotanı, bakarsın yukardan zincir olmuş akıp giden veya akmadan giden trafiğe, hava boşluğunda sorunsuz ilerlemenin mutluluğunu yaşarsın. Kuleli’yi unuttuk sanmayın. 1974 yazında askeri öğrenci olarak başladığım okulum, sanki ” Ben olmazsam bu Boğaz da bir şey eksik kalır” der gibi bakar. Haydarpaşa bir abidedir yukarıdan aşağıdan.

 

 

Bazen de roman kahramanlarını ararsın havadan. Tanpınar’ın “Huzur”u gelir aklına. Nuran’la Mümtaz’ın aşkları nerde başlar nerde biter, Üç İstanbul’u yazmış Mithat Cemal, bu gün için havadan şöyle bir dolaşsaydı kaç İstanbul yazardı. Ya şarkılar ve şiirler, Orhan Veli İstanbul’u bir de havadan görseydi “İstanbul’ u dinliyorum gözlerim açık” diye mi başlardı mısralarına. “Sana bir helikopterden baktım aziz İstanbul” mu derdi Yahya Kemal, salına salına giden ada vapuru yandan çarklı mıdır?

 

 

Milyonların üzerinden uçarken kaç insan Ümit Yaşar’ın acılar denizinde yaşar, kaçı mutlu bir hayat sürer bilemezsin. İşte şehirdeki hayat gibi hayaller ve gerçekler de akıp gider böylesine. Daha anlatacak çok İstanbul var elbette, fakat yakıtımız epey azaldı. Biraz edebiyat soslu güzel bir uçuşun sonunda, iniş için alçalmaya başlarken, başka uçuşlarda görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın