Jeostratejist Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ile Röportajı

Jeostratejist Emekli Tuğgeneral
Nejat Eslen Röportajı

 

Berk ÖZER, USMER Yürütme Kurulu Üyesi, Sun Savunma Net, 12 Aralık 2018

 

 

Yeniden düzenlenmeye başlanan akil adamlar toplantıları, çözüm sürecinin bir kez daha Türkiye ‘ye dayatılma çalışılması mıdır?

Türkiye yine kritik bir süreçten geçiyor. Türkiye’nin bağışıklık sistemi zayıflamış durumdadır. Türkiye ‘de hem devlet hem de özel sektör borç içerisindedir. Bu borçların döndürülmesi ve ya ödenmesi gerekiyor. Uygulanan yanlış ekonomik politikalar, yanlış yatırım politikaları, üretime dayalı olmayan bir ekonomi, neticesinde Türkiye bir krizin içerisine girdi. Bu da Türkiye’nin bağışıklık sistemini zayıflattı. Devletler de insanlar gibi, bağışıklık sistemi zayıflayınca her türlü virüse açık hale geliyor. Türkiye jeopolitik konum bakımından da kritik bir bölgededir. Ortadoğu ile ilgili ABD ve İsrail‘in bilinen planları vardır.

Nedir bu planlar?

Ortadoğu‘da İsrail’e tehdit oluşturulabilecek, bu güce sahip olan devletleri çökertmek, parçalamak ve uydu olacak bir Kürt devleti kurmaktır. Yani bu proje Büyük Ortadoğu Projesi‘dir. Bu proje maalesef hala devam etmektedir. Bu projenin devam ettiğini Irak’ın kuzeyinde gördük. Şimdi Suriye’nin kuzeyinde görüyoruz. Bu projenin tamamlanması için Türkiye ‘den de, Fırat’ın Doğu’sundaki parçaya eklenmesi gerekiyor. Bu projeyi tasarlayanlar da, projenin tamamlanması için ısrarcılar. Dolayısıyla Türkiye’nin bağışıklık sistemi zayıfladığına göre, her türlü saldırıya açık olduğuna göre, Ortadoğu‘nun şekillendirilme gayretleri de henüz sona ermediğine göre, Türkiye’nin bu zafiyetinden istifade etmek istiyorlar. Bu konuyla ilgili olarak, ABD derin yapısının uzantısı olan Uluslararası Kriz Grubu‘nun bu konuda raporları vardır.

Ne var bu raporlarda komutanım?

Türkiye’nin yeni bir açılım süreci başlatmasına, âdem-i merkezi (merkezi olmayan) bir yönetim tarzı benimsemesini ki bu özerklik anlamına geliyor ve kimliksiz (Türk Kimliği’ni kullanmayan) bir anayasa yazılmasını ve uygulanmasını talep ediyor. Tabi Batı, Uluslararası Kriz Grubu üzerinden bu mesajları söylüyor. Türkiye finansal açıdan zorluklar içerisinde olduğu bu süreçte de, bu dayatmaları haliyle beklemek lazımdır.

İçeride başarılı bir şekilde PKK ile mücadele edilirken, bu gelişmeler yapılan mücadeleyi etkilemez mi?

PKK ile mücadele eskisi kadar kolay değildir. Yani sadece Türkiye içerisindeki mücadelede başarılı olmakla, bu tehdidi elimine etmek (elemek) mümkün değildir. Suriye‘de ABD açık seçik bir şekilde PKK uzantısı olan YPG‘yi destekliyor. Onu silahlandırıyor, orduya dönüştürüyor. Öncelikle Suriye ‘de Fırat’ın Doğusundaki coğrafyaya egemen olmalarını istiyor. Tabi bunu da Türkiye’nin içine yaymak istiyor. Bu silahlı mücadele tarzında da olabilir ve ya bir açılımla Türkiye’nin, Uluslararası Kriz Grubu’nun yazdığı gibi talepleri karşılaması ile de olabilir. Bu son akil adamların gayretlerini de bu kapsamda görmek lazımdır. Zaten bu insanlar, bu iş için hazırlanmış, yetiştirilmiş ve bu konuda öncülük yapan insanlardır. Tabi ki Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı saldırılar, yeniden açılımın başlatılması ile ilgili değildir.

Bu konuyu biraz açalım. Taviz beklenen başka konular da mı var?

Türkiye aynı zamanda Kıbrıs‘ta ve Doğu Akdeniz‘de de baskı altındadır. Yani daha açık söylemek gerekirse, Türkiye’nin paraya ihtiyacı vardır. Bu para kaynakları da Batı‘dadır. Türkiye’nin ekonomisini, finansını döndürebilmesi için paraya ihtiyacı vardır. Türkiye bu parayı Batı ‘dan temin edebilir; ancak bunun karşılığında tabi beklenilen tavizler var. Bahsettiğimiz gibi Türkiye’nin Fırat’ın Doğusunda PKK/YPG varlığını meşru olarak tanıması, ayrıca Türkiye ‘de bir açılım başlatması, Kıbrıs ‘ta ve Doğu Akdeniz ‘de de önemli meseleler vardır. Doğu Akdeniz ‘deki en önemli mesele, buradaki enerjinin Avrupa pazarlarına nakli meselesidir. Bunun için Batı ve Türkiye karşıtı koalisyon öncelikle Kıbrıs sorununun, batılıların istediği şekilde çözülmesini istiyor. Burada enerjinin taşınması için iki alternatif vardır: Birincisi Güney Kıbrıs ve Girit üzerinden Yunanistan’a ve oradan da Avrupa ‘ya aktarılmasıdır. Bu proje çok pahalıdır ve realize etmek (gerçekleştirmek) çok zordur. Kısa yol ise, Kıbrıs üzerinden Türkiye ‘ye aktarmaktır. Aynen Türk Akımında olduğu gibi nasıl Avrupa, Türkiye üzerinden Rus gazıyla beslenecekse; Doğu Akdeniz gazı ile de Kıbrıs, Kıbrıs üzerinden Anadolu, Anadolu üzerinden de Avrupa’nın beslenmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bunun maliyeti diğerine göre çok düşüktür. Daha rahat yapılabilir bir projedir. Ama burada Türkiye’nin de ABD’yi ve Yunanistan’ı içine alan bir koalisyonun taleplerini kabul etmesi gerekiyor. Yunanistan’ın istediği şekilde, askerini çekmesi gerekiyor. Egemenlikten ve garantörlükten vazgeçmesi gerekiyor.

Karadeniz ‘de yaşanan son gelişmelerle ilgili neler söylemek istersiniz?

Son gelinen nokta da aslında sorunlardan biri olarak Karadeniz‘i de sayabiliriz. Ruslar‘ın hareketlerini caydırmak için ABD, NATO adı altında kendi donanmasını Karadeniz’e sokmak ve buradaki varlığını geliştirmek isteyecektir. Şuanda Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler de iyi; ama Türkiye aynı zamanda NATO üyesi bir ülkedir.  Ülkemize gelen dayatmalar da NATO ‘dan geliyor. Avrupa ise bazı konularda Türkiye‘den farklı ve bencil davranıyorlar. Türkiye’nin terörle olan mücadelesine destek vermedikleri gibi, Türkiye’yi Ortadoğu ile arasında tampon bir bölge olarak görüyor.

Peki, çözüm dersek komutanım?

Çözüme gelecek olursak, hem Suriye ‘deki oluşumla ilgili hem Türkiye‘deki açılım ile ilgili, hem Kıbrıs meselesi ile ilgili, hem Doğu Akdeniz meselesi ile ilgili, hem de Karadeniz meselesi ile ilgili Türkiye ‘den tavizler istenecektir. Türkiye’nin de buna karşı direnmesi lazımdır. Atatürk ‘ün de söylediği gibi asıl olan iç cephedir. İç cephe sağlam olursa bunlara karşı direnebilir. Ama Türkiye ‘de yanlış politikalar nedeniyle iç cephenin birleşmesinin tam aksine, siyasi partilerin gayretleriyle daha da bir kutuplaşma geliştiriliyor. Bu da Türkiye’nin direncini azaltıyor. İç cephenin kuvvetlendirilmesi gerektiğini ve ancak bu şekilde bir dirençle tüm bu sorunların üstesinden gelineceğini tüm partilerin algılaması ve ona göre hareket etmesi gerekmektedir. Bu da ancak milli bir devlet politikası ve mücadele anlayışıyla olur. Temennimiz siyasi partiler ve iktidar fikir birliğine varırlar ve Türkiye direncini arttırır.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Şimdi benim elimde şuanda bir rapor vardır. Condoleezza Rice‘ın 2003 tarihinde Washington Post‘a yazmış olduğu bir makale vardır. Bu makalede Ortadoğu‘da geniş kapsamlı, 22 ülkeyi de kapsayan bir transformasyonu başlatıyoruz, yazıyor. Bunu söylediği tarih 2003 yılıdır. Ayrıca yine Rice ‘ın 2006 yılında Tel Aviv‘de yaptığı bir konuşma vardır.  Bu konuşmasında Büyük Ortadoğu‘dan bahsediyor. O tarihte İsrail, Lübnan’ı işgal etmiş, taarruz gücüyle yıkıyor. Rice orada Lübnan’ın taarruz edilmesiyle ilgili olarak, “Duyduğumuz bu sesler, yeni Ortadoğu‘nun doğum sancılarının sesidir.” diyor. Bakın dikkat edin bunu söylediği tarih 2006 yılı Haziran ayıdır. Ondan sonra yeni dünya düzeninden bahsediyor, yaratıcı kaostan bahsediyor ve yaratıcı yıkımdan bahsediyor. Demek ki bu proje çok öncesinden tasarlanmış, planlanmış ve uygulanıyor. Şuanda biz bu sürecin içindeyiz ve sürecin içerisindeki hedef ülkeyiz. Bu süreçte Irak, yıkıldı ve parçalandı. Libya, yıkıldı ve parçalandı. Yemen, yıkılıyor ve parçalanıyor. Suriye, yıkıldı ve parçalanıyor. Yaratıcı yıkım dedikleri budur: Creative destruction. Bu proje içerisinde biz de varız. İşte Rice‘ın 2006 yılında söylediği yeni Ortadoğu‘nun doğum sancılarıdır. Bunu saklamıyorlar ve bunu söylüyorlar. Burada haritalarını da çizdiler ve biz bu projenin içerisinde hedef ülkeyiz. Bizim bağışıklık sistemimiz zayıflamış durumdadır. Öncelikle iç cepheyi kuvvetlendirmemiz gerekiyor. Şimdi ben de buradan bir soru sorayım. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 1 Kasım 2018 saat: 15.33‘te ABD askerleri ile Türk askerlerinin Menbiç’te müşterek devriye görevlerine başladığını önemle duyurdu. Ben merak ediyorum bir Türk vatandaşı olarak. Bu devriye başladı da ne oldu? Türkiye ne kazandı? Türk askerleri Menbiç‘e girebildi mi? Bu devriye faaliyeti hangi amaçla yapıldı?          

Yazar Profili

Berk Özer
Berk Özer
Yük. Müh. Berk Özer
USMER Dış Politika Sorumlusu

İzmir’de doğan Özer, Maltepe Askeri Lisesinden mezun olmuş, Kara Harp Okuluna devam etmiş ve devamında Kara Harp Okulundan ayrılmıştır. Boğaziçi Üniversitesinde İngilizce eğitimi alan Özer, İstanbul Ticaret Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Onur Başarı Belgesi ile mezun olmuştur.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde “İleri Planlama Teknikleri” üzerine yazdığı yüksek lisans tezi ile “CB-SPT” metodunu geliştirmiş ve Endüstri Yüksek Mühendisi unvanını almıştır.

Halen Ulusal Strateji Merkezi yürütme kurulu üyesi ve USMER Dış Politika Sorumluluğu görevlerini yürüten Özer, Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde eğitimini devam ettirmekte ve özel sektörde ERP Danışmanlığı yapmaktadır. Özer, Aydınlık Gazetesinde de dış politika hakkında yazılarını paylaşmaktadır.

Bir Cevap Yazın