KONSOLİDE DEVLETTEN BAŞARISIZ DEVLETE GİDİŞ

KONSOLİDE DEVLETTEN BAŞARISIZ DEVLETE GİDİŞ

KONSOLİDE DEVLETTEN BAŞARISIZ DEVLETE GİDİŞ

 Esas sorun bir ülkenin, bir toplumun başına bir felaket gelmesi değil, o felaketi atlatacak,
altından kalkacak ortak bir akıl kuramamasıdır.

Yazan: Fatih Bengi, Sun Savunma Net, 27 Kasım 2017

Başarısız Devlet

Televizyon kanallarında akademisyenlerin son gelişmelerle ilgili konuşmalarını ilgiyle seyrediyorum. Hepsi sözleşmiş gibi algı yaratan iç ve dış basının ortaya koyduğu fikirleri teorileri tartışıyor. Çoğuna  göre çözüm; sorun yaşadığımız süper güce karşı olan, diğer süper güç ve devletlerle işbirliği. Bu kısmen doğru, ancak neden bu duruma düştük? Temel çözüm ne? Bu hiç konuşulmuyor. Hal böyle olunca ben de bir şeyler yazmak istedim.

DEĞERLERİMİZİ HIZLA VE BİLİNÇSİZCE TÜKETİYORUZ

Ülkemizde bütün değerler büyük bir akılsızlıkla, ahlaksızlıkla, sorumsuzlukla birer birer kirletiliyor. Eğitimsiz kişilere dikte ettirilen kasıtlı ve bilinçli olarak yanlış  formatlanmış milliyetçilik, muhafazakârlık, vatanseverlik, laiklik,  ulusalcılık, Atatürkçülük, demokratlık (adını ne koyarsanız koyun) anlayışları ülkemizi kaosa sürüklemekten başka bir işe yaramıyor.

Bilakis bütün bunlar muhafazakârlığı, vatanseverliği, milliyetçiliği, ulusalcılığı kıymetsiz, işe yaramaz değerler haline getiriyor “Vatanseverim” diyenler öyle işler yapıyorlar ki vatanseverlik başlı başına suçun, katliamın, başkasına yaşam hakkı vermemenin adı oluyor. “Vatanseverim” demek utanılacak bir şey haline geliyor. “Muhafazakârım” diyenler öyle işler yapıyorlar ki dindarlık kabalığın, nobranlığın, zevksizliğin, tahammülsüzlüğün adı olup çıkıyor. “İç barış için laiklik çok önemli” diyenler öyle işler yapıyorlar ki; laiklik başkasına yaşam hakkı tanımayan, inanca düşman bir hal alıyor, Kendine ‘‘ulusalcıyım’’ diyenler öyle işler yapıyorlar ki beceriksizliğin, kibrin, kendi kültüründen ve değerlerinden kopuk olmanın adı oluyor.

Savaş sonrası Afganistan, Irak, Suriye ve Libya’dan Görüntüler.

Demokratlık, gücü ele geçirmenin maskesi olarak kullanıldığından sahtekârlığın, ikiyüzlülüğün, gemisini yüzdürmek için takılan maskenin adı oluyor. Bütün değerler tam da o değerin savunucuları tarafından gaddarca, pervasızca ve büyük bir akılsızlıkla harcanıyor, gözden düşürülüyor. Bunun sonunda da ülkenin şirazesi kayıyor. Ortak değeri olmayan, bütünlüğünü kaybetmiş bir toplum olup çıkıyoruz.

Peki, ne yapacağız? Bütün değerler kirletildi diye hepsini gözden mi çıkaracağız? Birileri vatanseverlik adı altında kendinden olmayana yaşamı zehir etti diye yaşadığımız ülkeyi sevmekten, vatansever, yurtsever olmaktan vaz mı geçeceğiz?
Muhafazakârlık kaba, nobran, tahammülsüz, ahlaksız insanların elinde kirlendi diye İslam’ın kültürümüze, yaşamımıza, toplumsal ilişkilerimize kattığı değerleri görmezden mi geleceğiz?


Ya da kimileri işlevinden, bağlamından koparıp toplumun bazı kesimlerini terbiye aracı olarak kullandı diye herkesin inancının sigortası olan laiklikten vaz mı geçeceğiz? Veyahut ulusalcıların akıldan uzak tavırları, beceriksizlikleri yüzünden solculuğun ülkeye katacağı değerleri gözden mi çıkaracağız? Kirletilen bütün değerleri gözden çıkarırsak bu ülkede nasıl yaşayacağız?

Sorunlarımızla baş etmek için ortak bir aklı nasıl üreteceğiz? Tüm bunları niye anlatıyorum? Yukarıda da dediğim gibi değerlerin kirletilmesi, harcanıp gözden düşürülmesi sonucunda şirazesi dağılmış bir ülke, bütünlüğünü kaybetmiş bir toplum kaldı geriye.

  • Her on beş, yirmi yılda bir askeri darbelere maruz olan çetelerin, teröristlerin cirit attığı, rüşvetin hırsızlığın, torpilin tavan yaptığı,
  • Ayranı olmayıp tahterevalli ile bir yerlere giden üretmeyip çılgınca tüketen gösteriş budalası topluma dönüştüğü,
  • Enerjide dışa bağımlı,
  • Gittikçe parası pul olan,
  • İşsizliğin çığ gibi arttığı,
  • Dış bütçe açığı tavan yapmış bir ekonomiye sahip,
  • Bütün komşuları ile sorunlu ve gittikçe yalnızlaşan,
  • 126 ülkeden 133 farklı meyve ve sebze ile et ithal eden,
  • Orta sınıfı dağılmış, özelleştirme adı altında birçok madeni, KİT’i, bankası vs. yabancı sermayeye satılmış, ama gittikçe fakirleşen,
  • Özgürlüğün, adaletin, hukukun lafta kaldığı,
  • Suç oranlarının, cinayetlerin, şiddetin çığ gibi büyüdüğü,
  • 40 yıldır teröre  binlerce  şehit veren ve maddi kaynaklarını su gibi akıtan,
  • Eğitim sistemi, devlet düzeni  idaresi yazboz tahtasına dönmüş,

Kısacası üretmeden sadece tüketen, konuşmaktan ve hamasetten başka hiçbir çözüm üretmeyen bir toplum haline gelmiş değil miyiz? Bütün bunları bize  hep dış güçler mi yapıyor? Çağdaşlığın göstergesi sadece yollar, köprüler, kocaman kocaman ihtişamlı binalar yapmak, güzel giyinmek, son model arabalara binmek, en yeni teknolojik araç ve gereçleri kullanmak mı? Bütün bunlara harcadığımız enerjiyi ve parayı insanımızın eğitimi için harcıyor muyuz? Böyle toplumlar ne yazık ki kendi sorunlarını çözecek bir akıl ve zekâ üretmekte da yetersiz kalıyor.

Savaştan en fazla etkilenen çocuklar

Esas sorun bir ülkenin, bir toplumun başına bir felaket gelmesi değil, o felaketi atlatacak, altından kalkacak ortak bir akıl kuramamasıdır. Geçmişten gelen sorunlarımız belli. Bunlara bir de son yıllarda giderek artan otoriter yönetim anlayışının eklediği sorunlar var. Hiçbirini çözemiyoruz. Her geçen gün daha da büyüyor. Daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. Hal böyle olunca kimilerinin aklına meselelerimizi dışarından birilerinin bizler adına çözmesini beklemek geliyor.

Oysa dışarıdan kimsenin kimseye hayrı olmuyor. Zaten böyle bir niyetleri de yok. Bunu önce Afganistanlılar denedi. Ülkeleri başlarına yıkıldı. Sonra Iraklı kimi aydınlar, kanaat önderleri kendi sorunlarını çözemedikleri için dışarıdan yardım istediler. Onların ülkeleri de başlarına yıkıldı. Benzer bir hataya tüm bunlardan ders almayan Suriye düştü. Şimdi ortada Suriye diye bir ülke kalmadı. Libya deseniz aynı.


Bir toplum düşünün, kendi içlerinde şiddetli kavga ediyorlar. Kavgada en çok zarar görenler kendisini dışarı atıp güçlü, kudretli  toplumdan yardım istiyor. Onlar gelip her şeyi bütünüyle yıkıyor. Orayı yaşanmaz hale getiriyor. Sonra o toplumda kimileri ölüyor, kimileri de sefil bir şekilde sokaklara düşüyor. Sorunlarının çözümü için dışarıdan yardım isteyenlerin durumu aynen böyle. Defalarca gördük ki bu komşular yakmaktan, yıkmaktan, yok etmekten başka bir yol bilmiyor.

Hal böyleyken kalkıp iç sorunlarımızı dışarıya taşımanın akılla, mantıkla, vicdanla zerre kadar alakası yok. Çözümü dışarıda aramak, dışarıdan medet ummak çaresizliğin, akılsızlığın, yetersizliğin, korkaklığın ilanından başka bir şey değil. Batılı devletlerin esas dertlerinin insan hakları, özgürlük ve demokrasi ihlalleri olduğunu mu sanıyorsunuz? Suudi Arabistan’la dost olmaktan, diktatör kralla kol kola gezmekten utanmayan Batılıların ülkemizdeki demokrasi ve insan hakları ihlallerinden rahatsız olacağını mı düşünüyorsunuz?

Kurtarmak için gittikleri ülkelerde kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden sivilleri bombalayanların ülkemizdeki çatışmalarda ölen çocukları dert edip vicdanla hareket edeceklerini düşünmek hakikaten çok uzak. Sorunlarımızın çözümü için dışarıya umut bağlamak akıl işi değil. Burası bizim ülkemiz. Sorunlarımızı hep birlikte el ele verip çözmenin yolunu bulmalıyız.

Anadolu’nun Güzel İnsanları

İktidarlar bugün var yarın yok. Yaptıkları her yanlışın bedelini hepimiz ödüyoruz, doğru. Fakat iktidarlara başka birilerinin eliyle bedel ödetmek demek, Türkiye’ye bedel ödetmek demektir. Bunu görmek, buna göre hareket etmek gerekiyor.

Bu nedenle farklılıklarımızı bu ülkenin zenginliğini görüp, demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü ve hukuku aramızda, kendi değerlerimizden üreterek, hep beraber kafa kafaya verip sorunlarımızı çözecek akıl üretmemiz gerekiyor. Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında olduğu gibi dışarıdan gelecek yardımlar sorunları çözmüyor, ülkeleri bütünüyle yok ediyor. Bunu defalarca gördük. Öyle değil mi?

Yazar Profili

Fatih Bengi
Fatih Bengi
1985 yılında Kara Havacılık Okulunda pilotaj eğitimini tamamlayarak pilot olan Bengi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde Takım, Bölük, Tabur ve Alay komutanlıkları görevlerini yürütmüştür. 2009 yılında Yüksek Askeri şura kararları ile Tuğgeneral rütbesine terfi ettirilen Bengi, 2013 yılında Kara Havacılık Okul Komutanlığı görevinden ‘‘Kadrosuzluk’’ nedeniyle emekli olmuştur.

Bir Cevap Yazın