ORDU’NUN ESKİ GÜCÜNÜN, ESKİ CAYDIRICILIĞININ YERİNDE YELLER Mİ ESİYOR ACABA?

ORDU’NUN ESKİ GÜCÜNÜN, ESKİ CAYDIRICILIĞININ YERİNDE YELLER Mİ ESİYOR ACABA?

ORDU’NUN ESKİ GÜCÜNÜN, ESKİ CAYDIRICILIĞININ YERİNDE
YELLER Mİ ESİYOR ACABA?

Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk gibi iftira ve kurgu davalarla itibarı ayaklar altına alınan, zayıflatılan orduya en büyük, en etkili darbe 15 Temmuz kalkışması ile vurulmuştur.


15 Temmuz kalkışması her ne kadar siyasi iktidara karşı yapılmış bir kalkışma olarak ifade edilse de esas kalkışma orduya karşı yapılmıştır.
Bu kalkışma ile Ordu tamamen itibar kaybetmiştir.

Kalkışma sonrası aylarca askeri kışlaların kapılarında çöp araçları, belediyenin otobüsleri park ettirilerek bu itibarın tamamen sıfırlanması gayretine girilmiştir.


Kışlaların önüne çöp araçlarını, belediye otobüslerini gönderenler kışlalardan tanklar çıksaydı bir kağıt parçası gibi otobüsleri, çöp araçlarını dümdüz edeceğini hakikaten bilmeyecek kadar bir akıl tutulması mı yaşamışlardı?
Hayır?

Bu araçları kışlaların önüne çektirenler kışlalardan tanklar çıksa bu araçları yerle bir edeceğini elbette biliyorlardır. Onların bu uygulaması halkın gözünde orduyu itibarsızlaştırmanın bir devamı idi. Bu zihniyetin geçmişten beri orduya karşı bir husumeti vardır.

Kalkışma esnasında Kışla dışına FETÖ’cü askerler tarafından çıkarılmış olan 25-30 tank, zırhlı personel taşıyıcı(ZPT) ve de askeri aracın sivil vatandaş tarafından üzerine çıkılmış görüntüleri sık sık ekranlara getirilmişti. 15 Temmuz kalkışmasını vatandaşın bastırdığı yetkililerce, havuz medyasınca sık sık ifade ediliyordu.


Vatandaşımızın 15 Temmuz’daki duyarlılığı elbette göz ardı edilemez. Alkışlanması gereken bir durumdur.
Ancak bilinmelidir ki kalkışmayı esas bastıran, hain FETÖ’cü askerlerle kışlalarda canları pahasına mücadele etmiş olan Atatürkçü subaylardır. Bunların kahramanlığından bahsedilmemesi düşündürücüdür.

Neymiş; “vatandaş tankın egzozuna atletlerini tıkayıp tankın motorunu durdurmuş.”
Efendim sizler tankın motorunu “Murat 124“ motoru mu zannettiniz?

Tankın motor gücünden haberiniz var mı?
Tankın egzoz genişliğini hiç gördünüz mü?
Tankın egzoz çıkış gücünü hiç gördünüz mü?
Bilmeyene atıp tutmak kolaydır. Bekâra kadın boşaması gibi.

Kışlalardaki Atatürkçü vatansever subaylar FETÖ’cü hainlerle mücadele etmeseydi, on binlerce tank, zırhlı personel taşıyıcı silahlı ve mühimmatlı olarak meydanlara çıksaydı bunların karşısında halk durabilir miydi? 
Bu durumu hiç mi düşünmez misiniz?
Eğer bu durum gerçekleşse idi on binlerce insanımızı kaybetmez miydik?
Tam bir felaket olmaz mıydı?

Şu hususun altını çizerek ifade ediyorum; Eğer ki Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk vs. iftira davalar olmasaydı, bu davalara iktidar tarafından siyasi destek verilmeseydi, kesinlikle ve de kesinlikle 15 Temmuz gibi bir kalkışma asla yaşanmaz, yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetmez, binlercesi de yaralanmazdı.

Kalkışma girişiminin ardından tüm harp okullarında okuyan dört sınıftaki öğrencilerin tamamı ihraç edilmişti. İhraçların ardından Kara Harp Okulu’na öğrenci sağlayan Maltepe ve Kuleli, Deniz Harp Okulu’na öğrenci sağlayan Heybeliada Deniz Lisesi ve Hava Harp Okulu’na öğrenci gönderen Bursa Işıklar liseleri de kapatılmıştı. Ordunun emir ve komutadaki hiyerarşisi tamamen değiştirilmişti.
Bu kapatmalar vede ordunun hiyerarşik yapısındaki değişiklikle TSK’nın tam anlamıyla GENLERİYLE OYNANMIŞ OLDU.

Dönemin Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin ifadesiyle 2006-2016 yılları arasında Kara Harp Okulunda görev yapan 22 tabur komutanının 20’si, 6 alay komutanının 3’ü, 5 dekanın 4’ü FETÖ bağlantısı nedeniyle TSK’den ihraç edilmişlerdir.
Peki, bu FETÖ’cü hainleri o makamlara komutan olarak atayan, atayan o komutanları da YAŞ’larda terfi ettiren, Atatürkçü komutanları emekliye sevk ederek onların yerine FETÖ’cüleri general yapan ve de bir üst rütbeye terfi ettirenler sahi kimlerdi?
Sizler önce bu soruya cevap veriniz.
Kimse bizlerin aklı ile lütfen alay etmesin.

Hatırlayalım; Süleyman Şah Türbesi’ni kamyona yükleyerek bir gecede kaçırıp vatan topraklarımızı IŞİD’e terk ettiler. Buna da utanmadan sıkılmadan “kahramanlık” dediler.

Ege denizindeki 18 adet adamızı Yunanlılar 2004’den beri işgal etti. Şimdi de Kıbrıs sessiz sedasız gidiyor.
Niçin ses çıkaralım, ağrımayan başımızı neden ağrıtalım değil mi?

Peki, yeri geldiğinde “Vatan, Millet, Sakarya” diyenler, sağda solda Bozkurt işareti yapanlar, milliyetçilik adına kendilerine toz kondurmayanlar neredeler?
Sahi milletimiz nerede?

Bir anda aklıma “Dünya üzerinde başına kuş sıçınca bilet alan, ağzına sıçana da oy veren hangi ülke vardır?” diye sormak geldi.

Şimdi konumuza tekrar dönelim.

Dünyanın en güçlü ordusu olarak gösterilen bir ordu, bir kurşun bile atmadan yok oldu, yok edildi.
Eskisi gibi güçlü ve de caydırıcı Kara, Deniz ve de Hava Kuvvetleri kaldı mı sizce?

Nede olsa ülkesini korumak için Güneydoğu’da, Ege’de, Kardak’ta mücadele etmiş, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü için canı pahasına her türlü sıkıntılar ve zor şartlar altında büyük gayretler göstermiş vatan evlatlarının, komutaların, subayların yargılanmasına ses çıkarmamış, onu yargılayanlara ve bunlara siyasi destek verenlere biat eden, orduya atılan iftiralara inanan %50 bir halkımız vardı değil mi?
Bir de Fenerbahçe başkanı için meydana dökülüp de ordusunun Genel Kurmay Başkanı ve diğer komutanlarının suçsuz yere tutuklanmasına gıkı dahi çıkmayan diğer bir %50.
Eee şimdi de gel sağda solda konuş; ”Ordumuzun neden eskisi gibi caydırıcılığı yok.”

“Neden Türkiye’yi takan yok”

Bilindiği üzere 7 bin kişilik IŞİD gücü karşısında 30 bin Irak askeri arkalarına dahi bakmadan kaçmışlardı. İşte o Irak’ın Başbakanı Haydar El İbadi 2016 yılının Ekim ayında Türkiye’ye postasını koymuş, tehditkâr açıklamalarda bulunmuştu.

Haydar El İbadi’nin, hatta Irak’ın o dönemki Ankara Büyük Elçisinin tehdit içeren ifadelerini ne de çabuk unuttunuz.

Bir zamanlar yüzbaşıyla dahi muhatap ettirilmeyen aşiret reisi Mesut Barzani Şubat 2017’de İstanbul Atatürk Havalananı’ndan ve de Ankara Esenboğa Havalananı’nda sözde Kürdistan Bayrağı göndere çekilerek karşılandı.
Bu alçak bir röportajında; ” Ben Türkiye’nin askeri gücünden korkmuyorum, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar Saddam’ınki kadar güçlü olamazlar… Biz de Diyarbakır ve Türkiye’deki diğer kentlerin meselelerine müdahale ederiz.” diyerek Türkiye’yi tehdit etmişti. Hatta fırsat buldukça da bu tehditleri sürdürmüştü.

Peki, Barzani Türkiye’yi tehdit etme cüretini artık nasıl bulabiliyordu?
Bozkurt işareti yapan o kesim bugün sözde Kürdistan bayrağını göndere çekenlerle, ”Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldık” diyenlerle koyun koyuna değil mi?

Bir “Bozkurt” vardır. Bir de “Bozuk kurt” vardır. Bunların kimler olduğuna karar verecek olan da elbette bunlara oy verenlerdir. Şunu da belirtmek isterim; Özde Bozkurtların Bahçeli’den desteğini çektiğini kamuoyu araştırmalarının gösterdiği basınımıza yansımıştır.
Özde milliyetçi olmayanlar da mutlaka zamanı geldiğinde tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklardır.

Bir atasözümüz var; “Sü uyur düşman uyumaz.”
Birçok kişi Sü’yü su diye söyler vede öyle anlar. Yani içtiğimiz “su”yu anlar. Hâlbuki buradaki “su” değil “Sü” dür. ”SÜ” asker demektir.
Düşmanın istihbaratı da, askerleri de bizim eski güçlü ordumuzun yerinde yeller estiğini bildiği için mi acaba Türkiye’ye postalarını şimdi koyar hale gelmişlerdir?

23 Kasım 2017’de Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Komutanlığı’nda 855 muvazzaf subay adayının mezuniyet törenini yapıldı. Bu subay adayları sivilden alınmış, yaklaşık 8 aylık eğitimin sonunda Teğmen rütbesini takmışlardı.
Mezuniyet Törenine katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın törendeki konuşmasındaki şu ifadelerine dikkatinizi çekmek istiyorum; ÜNİVERSİTE MEZUNLARI ARASINDAN ALINAN ÖĞRENCİLERİMİZE HARP OKULLARINDA 4 YILDA VERİLEN ASKERİ EĞİTİMİN DAHA FAZLASI 1 YIL İÇİNDE VERİLEREK HEPSİ DE VAZİFEYE HAZIR HALE GETİRİLMİŞLERDİR.”

Yukarıdaki ifadeleri duyunca hakikaten tüylerim diken diken oldu. TSK’ye yıllarını vermiş, bu görevin çok büyük bir bölümünde komutanlık yapmış birisi olarak ”Bu kadarına da pes doğrusu.” demedim desem yalan olur.
Bunlar 7 yılda hekim yetiştirmeyi de bir yıla indirirlerse şaşırmamak gerek.

4 yıllık bir eğitimi nasıl oluyorlar da bir yılda verebiliyorlar anlamış değilim. Bunu Genelkurmay Başkanı bir açıklasın da bizler de öğrenelim.
Demek ki bir yılda, hakikatte ise 8 ayda subay yetiştiren dünyanın tek ülkesi biz olmalıyız.

Dünyanın bütün gelişmiş orduları kendi ülkelerinin subay adaylarına askeri okullarında yıllarca eğitim verirler. Bu eğitim için de milyarlarca dolarlık masraf yaparlar. Bunu da burada hatırlatmak isterim.

Bu ülkeler Türkiye’yi örnek alırlarsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiri ile ”4 YILDA VERİLEN ASKERİ EĞİTİMİN DAHA FAZLASI 1 YIL İÇİNDE VERİLEREK“ Subay yetiştirme metodunu bizden öğrenirlerse boşu boşuna yıllarca eğitim vererek milyar dolarlar harcamazlar.

Eskiden, bizler zamanında subaylar özel seçilir, birçok sınavdan geçirilir, askeri lise dahil 9 yıl verilen bir eğitimin sonucunda kıt’alara gönderilirlerdi.
Askeri lise ve harp okullarında okuyan öğrencilerin yaz tatilinin sadece bir ay olduğunu, geri kalan sürede askeri eğitim kamplarına götürülerek oralarda ağır şartlar altında askeri eğitime tutulduklarını ülkemizde kaç kişi biliyordur acaba?
Peki ya şimdi?
Görüyoruz ki yeterli başarıyı gösteremediği için kaliteli üniversitelere yerleşememiş bazı üniversite mezunu gençler, şaibe yaşandığı ifade edilen mülakatlarla KHO’ya alınmış, 8 ay kadarlık bir eğitim sonucunda subay çıkarılarak kıt’alara gönderilmiş.
Şimdi bu kadar az bir süre eğitim almış bu gençler sizce kıt’alarda ne kadar verimli olabilirler?

Ayrıca TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bakanlığının 2018 yılı bütçesine ilişkin sunum yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 14 Kasım 2017 tarihindeki konuşmasında koruculara “subay olma” müjdesi verdi. Soylu, “Korucularımıza subay olmanın yolunu açtık.” diyordu.
Evet, Ordumuz artık bunlara emanet ediliyordu.
Bu uygulamaları gördükçe hakikaten ordumuzun, ülkemizin geleceği için çok üzülüyorum.

Devam edelim; TSK’de harp okullarından mezun olan subayların tümü için mecburi hizmet süresi 15 yıldı.
AKP iktidarının 2012 yılında personel kanununda yaptığı bir değişiklik ile bu süreyi 10 yıla indirilmişti. Mecburi hizmetin 15 yıldan 10 yıla düşürülmesi, özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda pilotların erken ayrılmasının önünü açmıştı. Hükümetin 2012 yılında yaptığı bu yasa değişikliğinin ardından, bir yıl içinde yaklaşık 110 pilot TSK’den ayrılmıştı.
AKP iktidarının mecburi hizmet süresini düşürmesi TSK’lerinde özellikle hava kuvvetlerinde büyük bir zafiyet yaratmıştı. Hava Kuvvetlerimiz yetişmiş pilot kaybına uğradı. Ayrıca pilot açığı da oluştu.


Dönemin Milli Savunma Bakanı olan İsmet Yılmaz, 2002-2013 arasında istifa ederek ayrılan F-16 ve F-4 pilotların sayısını 291 olarak açıklamıştı.

Ayrıca TSK’ye yapılan kumpaslar diğer kuvvetlerde olduğu gibi Hava Kuvvetleri’ndeki pilotlarda da istifaları artırmıştı.
15 Temmuz sonrası 250’tan fazla savaş pilotunun ihraç edildiğini de burada hatırlatalım.

Hava Kuvvetleri’nde pilotaj eğitimi süresi ortalama 2 yıldır.  2012 yılında çıkarılan yasa gereği, pilotların aldıkları bu pilotaj eğitimleri süreleri 2 ile çarpılarak, subayın standart mecburi hizmeti olan 10 yıla ekleniyordu.
Pilotların TSK’den ardı ardına istifa ederek sivil hava yollarına geçmeye başlaması üzerine AKP iktidarı derhal geri adım atmak zorunda kaldı. Geri adım atana kadar geçen sürede yüzlerce yetişmiş pilot ordudan ayrılmıştı.
AKP iktidarı 2014 yılının başlarında çıkardığı yeni yasa değişikliği ile pilotların aldıkları pilotaj eğitimleri sürelerinin 2 ile çarpılmasını, 3 ile çarpılma olarak değiştirdi. Bu değişiklik hava kuvvetlerinde pilotaj eğitimi alan subaylar için toplamda 6 yıl(2×3) ilave mecburi hizmet yükü getiriyordu.

SORUYORUM: “ TSK yazboz tahtası mı?”
“Bu işler çocuk oyuncağı mı?”

Gelecekte yaşanabilecek sorunlar değerlendirilmeden nasıl olur da böyle bir yanlış adım atılabilir?
Efendim bu ülkenin Hava Kuvvetleri Komutanı, Genel Kurmay Başkanı yok mudur? Nasıl olur da atılan bu yanlış adımlara onay verebilirler?
Vallahi anlamış değilim.

Oluşacak bütün bu zafiyetleri neden hesap etmeden mecburi hizmeti düşürdünüz o zaman?


Sizler bir savaş pilotunun kaç yılda yetiştiğini biliyor musunuz?
Her pilotun savaş pilotu olamayacağını da biliyor musunuz?
Yılda en çok 25-30 savaş pilot yetişebileceğini biliyor musunuz?
Bu pilotların yetiştirilmesinin askeri okullar dahil ortalama 12 yıl olduğunu biliyor musunuz?
Teğmen rütbesindeki bir pilotun 2016 yılı itibariyle ülkemize maliyetinin 10 milyon TL olduğunu biliyor musunuz?

Bu maliyetin rütbe ilerledikçe artığını ve TAM HARBE HAZIR OLMASININ maliyeti ortalama 29 milyon lira olduğunu biliyor musunuz?
Hava Kuvvetleri’nden kumpas davaları nedeni ile ayrılan pilotlar, iktidarın mecburi hizmet süresinde yaptığı indirim sonucu ayrılan pilotlar ve de Hava Kuvvetleri’ne yerleşmiş FETÖ’cü pilotların 15 Temmuz kalkışması neticede TSK’ dan ihraç edilmesi sonucu ayrılan pilotlar da dâhil toplamda 500 den fazla pilotun TSK’den ayrıldığını biliyor musunuz?

İhraç edilen ve ayrılan bu pilotların maliyeti hesap edildiğinde ülkemizin milyar dolar zarar ettiğini biliyor musunuz?
Milyar dolar zararı bir kenara bırakalım özellikle Hava Kuvvetleri’nde çok ciddi zafiyet oluştuğunu biliyor musunuz?
İşte bütün bunları düşmanlarımız bir bir takip etmekteler. Ordunuzun gücüne ve kalitesine göre de kendilerine bir yol haritası çizmekteler.

Balyoz kumpas davasında en büyük darbeyi Deniz Kuvvetleri almıştı. 21 Eylül 2012 Balyoz davası kararları ile Deniz Kuvvetleri’ne mensup 36 Amiral, 115 subay 13-18 yıl arasında değişen ağır cezalara çarptırılmışlardı. Yargıtayın Balyoz davası kararlarının ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda ard arda üst rütbelerde istifalar yaşanmıştı.

Evet, Deniz Kuvvetlerini de kendi elimizle tamamen bitirmiştik.

Bir savaş gemisini yeni inşa edildiği takdirde bir kaç yıl içerisinde temin edilebilirsiniz. Ancak buna kumanda edebilecek gemi komutanı 15 yılda, komodor 20 yılda, amiral ise 25 yılda yetişir. Savaş gemileri ile silah ve sistemler onlara kumanda edecek etkin ve yetkin Amiral ve komutanlar olmadan bir hiçtir. Bunu böyle biliniz.
Yunanistan’ın  adalarımızı yani Vatan topraklarımızı işgal etmesinin, Türkiye’ye posta koymasının, buna da ilgililerin “gık”ının çıkmamasının sebebini şimdi anladınız mı?

Bu yazdıklarıma bazıları kızabilir. Yazdıklarım bir öz eleştiridir. Öz eleştiriler yapılmadan,  yanlışlar ortaya konulmadan doğrular bulunamaz.
Bizlerin döneminde subay olanlar hiç kimseye, hiçbir iktidara rütbe ve de makam uğruna biat edilmeyeceğini öğrenmiş olarak yetiştiriliyordu.
Bizler “söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.” anlayışı ile yetiştirildik. Hiç kimseye rütbe ve de makam için boyun eğmedik.

Evet, ordumuzun geldiği bu durumu gören;
10 milyon nüfuslu Yunanistan 14 yıl öncesine kadar Türkiye karşısında tir tir titrerken AKP iktidarı döneminde 18 adet adamızı işgal etti. Bu işgale ne AKP iktidarı ne de TSK ses çıkarıyor.
Ayrıca Suriye, Irak, aşiret reisi Barzani fırsat buldukça Türkiye’yi tehdit ediyor.
Türkiye’yi takan yok

Düne kadar “Komşularımızla sıfır sorun” diyenler bugün “sıfır komşu” bıraktılar.
İşte yukarıdaki tablo ülkemizin %50 kesimi sayesinde yaratılmış bir tablodur.

AKP Gaziantep milletvekili Şamil Tayyar Ekim 2012’de Beyaz TV ekranlarına çıkıp “3 saatte Şam’a varırız “demişti.
Sahi genleriyle oynadığınız bu orduyla mı 3 saatte Şam’a varacaksınız?

Şamil Tayyar’a sormalı; senin bu ifadelerinden sonra 5 yıldan fazla süre geçti. Sahi ne zaman Şam’a gireceksiniz?

Siz Şam’a girene kadar 3.5 milyon Suriyeli bize girdi bize.

E. Alb. Ömer ERBIYIK
14 Ocak 2018

Kaynak: Alıntıdır.

Bir Cevap Yazın