Suudi Krallığının Çöküşü Sonrasına Hazırlık Zamanı

Suudi Krallığının Çöküşü Sonrasına Hazırlık Zamanı

Suudi Krallığının Çöküşü Sonrasına Hazırlık Zamanı

Sonsuza kadar süremez, ABD hazırlansa iyi olur.
16 Şubat 2016

Suudi Arabistan kesinlikle bir devlet değildir. ABD, yozlaşmış ve dengesiz bir suç örgütü olmaktan öteye gidemeyen Suudi Arabistan’ın çöküşü sonrası için şimdiden hazırlıklarına başlamalıdır.

Yazarlar: Sarah Chayes & Alex De Wall

Çeviren:  Ercan Caner

 

Suudi Arabistan Krallığı yarım yüzyıldan beri ABD’nin Ortadoğu politikasının merkezinde yer almaktadır. Sağlanan petrol ikmali garantisi karşılığında bu ülkenin güvenliği ABD tarafından teminat altına alınmıştır. Otokratik uygulamaları ve vahabilerin aşırılıklarını göz ardı eden ABD yönetimi, bu müttefikini büyük bir inatla ‘ılımlı’ olarak tanımlamaya devam etmektedir. Suudi Arabistan’a duyulan güven öylesine kuvvetlidir ki, bu ülkede iş yapan ABD operatörleri Suudi Petro dolarlarını ısrarla terörizme karşı yürütülen mücadeleyi görmezden gelmek için bir rüşvet fonu olarak görmeye devam etmektedirler. Suudi Petro dolarları teröre karşı yürütülen mücadeleye karşılık göz ardı edilmesi için verilen rüşvettir. Karmaşanın ortasında Suudi Krallığının tek istikrarlı devlet olduğu devemlı olarak söylenmekte olup dillere pelesenk olmuştur.

Fakat gerçekten öyle midir?

Aslına bakıldığında Suudi Arabistan bir devlet değildir. Suudi Krallığını tanımlarken iki tanım kullanılabilir: birincisi – zeki fakat önünde sonunda devam etmesi imkânsız olan bir iş modeline bağlı politik bir kuruluş, ikincisi ise – yozlaşma derecesi göz önüne alındığında yatay ve dikey olarak entegre bir şekilde örgütlenmiş bir suç organizasyonu. Her iki tanımlamada da Suudi Krallığının sürmesi mümkün değildir. ABD karar verme mekanizmalarının Suudi Krallığının çökmesi sonrasındaki hareket tarzlarını ve politikalarını planlama zamanı çoktan gelmiş de geçmiştir.

Hükümet ve askeri kanattan yetkililerle yaptığımız son zamanlardaki görüşmelerde, bu olasılığı anlattığımızda ne kadar şaşırdıklarını görmek bizleri hayrete düşürmüştür. Aşağıda, hükümet ve askeri kanattan yetkililerin üzerinde çalışmaları gereken analizimizi sunuyoruz.

Suudi kralı, petrolden kazanılan paraları politik sadakat satın almak için harcayan bir aile şirketinin en tepedeki yöneticisidir (CEO-Chief Executive Officer). Bu iki şekilde yapılmaktadır: sayıları giderek artan kraliyet soyundan gelenlere yapılan direkt nakit ödemeler ve kamu malları ile iş fırsatlarının çok az bir miktarda halka dağıtılması. Demokles’in kılıcı görevini ise bol miktarda ABD malzemesi ile donatılan gaddar ve zalim güvenlik güçleri yürütmektedir.

ABD uzun yıllar, sadakat kiralamak için paha biçilmez hazineleri olan iktidardaki aileye güvenmeyi sürdürmüştür. Günümüzdeki düşük petrol fiyatlarına, Suudi yetkililerinin silah alımlarını artırmalarına ve Yemen ve başka yerlerde askeri maceralara yeltenmelerine rağmen Riyad’ın hazinesi hala ağzına kadar doludur.

Buraya kadar anlatılanların aksine – Suudi Arabistan ve Rusya’nın petrol üretimini 16 Şubat 2016 tarihinde çok yüksek Ocak seviyelerinde dondurduklarını ilan etmelerine kadar – petrol fiyatlarının böylesine düşmesi karşısında artırdıkları petrol üretimi acil olarak gelire olan ihtiyaçlarının olduğu kadar stratejik önceliklerinin de bir göstergesi olabilir. Suudi Arabistan Aramco Şirket sözcüsünün açıklamaları da benzer şekilde sağlam döviz girdilerine olan ihtiyacı ortaya koymaktadır.

Politik bir market, talep kadar arz miktarına da bağlı olarak işlemektedir. Sadakatin fiyatları yükseldiğinde neler olacaktır?

Görüldüğü kadarı ile tam olarak olan da budur. Suudi Kral Salman, bir önceki kral Abdullah’a bağlılık yemini eden ileri gelenlerin bağlılıklarını garanti altına almak için bol miktarda harcama yapmak zorunda kalmıştır. Bu tür gelişmelere bağlı olarak enflasyonun tepe noktasına ulaştığı diğer iki ülkeden Güney Sudan’da, doymak bilmeyen elitler petrol satışlarından elde edilen gelirleri kendi ceplerine aktarmakla kalmamış, para bittiğinde taleplerini daha da artırarak kaosa doğru çöküşün fitilini ateşlemişlerdir. Somali Hükümeti yapılan cömert bağışların keyfini çıkarmaktadır, fakat kendi ajandasındaki ideolojik, güvenlik ve suçlar nedeni ile oldukça rekabetçi bir politik pazarı diğer satıcıları buyur ederek elinden çıkarmak zorunda kalmıştır.

Bu tür karşılaştırmalar Suudi liderler için kırıcı olabilir, fakat kendilerinin de söyledikleri bu yöndedir. Eğer bağlılık fiyat endeksi yükselmeye devam ederse monarşi, politik bir iflas ile karşı karşıya kalabilir.

Diğer bir açıdan bakıldığında: halk her yerde hükümetin hesap vermesi yönünde ısrarlı taleplerde bulunmasına rağmen, iktidardaki elit Suudiler gelişmiş bir suç örgütü gibi hareket etmektedirler. İç içe geçmiş politik ve iş dünyasının elitlerinden oluşan tekelci güç şebekesi özel yatırımlar ve yurtdışındaki lüks alımlar için ülkeden dışarıya akan nakit para ve bu hedeflere hizmet eden devlet mekanizmaları ile Suudi Arabistan, ülkenin bütün kaynaklarını ve hazinesini kendi çıkarları doğrultusunda kullanan Viktor Yamukkovich’in Ukrayna’sına benzetilebilir.

Giderek artan bir oranda Suudi halkı, kendisini kralın tebaası olmanın aksine vatandaş olarak görmektedirler. Nijerya, Ukrayna, Brezilya, Moldovya ve Malezya gibi çeşitli ülkelerde halk, suç örgütü haline gelmiş yönetimlere ve kamu görevlilerinin cezalandırılmamalarına bazen şiddete de başvurarak karşı çıkmaktadırlar. 2015 yılında yarım düzineden fazla ülkede halk, rüşveti protesto etmek için sokaklara dökülmüştür. Bunlardan üçünde ülkeyi yönetenler tehdit edilmiş veya istifa etmek zorunda kalmışlardır. Başka ülkelerde, aynı şekilde eşitsizliğe karşı büyüyen öfke kutsal mücadelenin genişlemesine ve Robin Hood gibi hareket eden suç örgütlerinin artmasına katkıda bulunmuştur. Bu yaklaşımlara benzer bir şekilde Rusya ve Çin tarafından yürütülen dış maceracılık, kısmen de olsa vatandaşlarının yönetim kalitesi hakkındaki hoşnutsuzluklarını dışarda girişilen maceralarla örtbas etme veya giderme çabaları olarak açıklanabilir.

Şimdilik, genel olarak Suudi Arabistan’ın Şii azınlığı politik taleplerini dile getirmektedir. Fakat yüksek eğitim görmüş ve görülmemiş bir şekilde dış dünyanın etkilerine maruz kalmış Sünni çoğunluğun da sonsuza kadar, taleplerini dikkate almayan yaşlı idarecilerin azar azar dağıttıkları ile yetinmeyecekleri de açıktır. Ve oyunun bir diğer aktörü de misafir işçilerdir. Diğer körfez ülkelerinde olduğu gibi Suudi yetkililer de, şartlar ne olursa olsun bir iş bulabildikleri için minnet duyan bu yoksul insanların emeklerini sonsuza kadar sömürebilecekleri düşünüyor gibi görünmektedirler. Fakat ülke vatandaşlarının sayısı dışarıdan gelen ve gelecekte haklarını talep edebilecek işçilerin sayısının altına düşmüştür.

Uzun yıllar boyunca Riyad, Osama bin Laden gibi bütün muhalifleri ülke dışına sürerek üzerindeki baskıyı hafifletirken Müslüman dünyasındaki aşırılıkları körüklemiştir. Fakat şimdi bu stratejisi geri tepebilir: Osama bin Laden’in Suudi yozlaşmışlığı üzerindeki eleştirileri birçokları tarafından benimsenmiş ve birçok Arap arasında yankı bulmuştur. Ve 80 yaşında olan Kral Salman, üvey kardeşi olan Abdullah kadar yetenekli değildir. Bütün otokratların ajandasında olan muhalifleri idam ettirme, ülke dışında savaşlar başlatma ve Suudi Şii azınlığının taleplerini değersizleştirmek için mezhepsel ayrımları körükleyerek milliyetçi duyguları uyandırma gibi benzer uygulamalarının da artık sonuna gelmiştir. Bütün bunların her birinin çok ciddi riskleri vardır.

Salman’ın kırılgan gücü çatırdamaya başlarken işlerin gidebileceği birkaç yol bulunmaktadır.

İlk olarak, kraliyet ailesi içerisinde, hiç kimsenin bedelini ödeyemeyeceği bağlılık ile ilgili bir hizip çatışması ortaya çıkabilir. Diğeri bir dış savaştır. Suudi Arabistan ve İran şimdiden Yemen ve Suriye’de bizzat kendileri olmasa da çatışma içerisindedirler ve bu krizin tırmanması çok kolaydır. ABD karar vericileri bölgesel sorunları halletmek için bölgesel çözümleri dayatırken bu tehlikeyi göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Üçüncü bir senaryo ise, bölgede son yıllarda meydana gelen olaylara bakıldığında tahmin etmesi hiç de güç olmayan, şiddet içermeyen veya cihat özellikli bir isyan olabilir.

ABD, sağlam yapıda oldukları ileri sürülen ülkeler parçalandıkça hazırlıksız yakalanmaya devam etmektedir. ABD, en azından ve vakit geçirmeksizin, ABD’nin bağımlılığını azaltan ve riskleri en aza indirgeyen farklı senaryolar ve farklı potansiyel eylemlerin test edilebileceği titiz planlama çalışmaları yapılmalıdır. En olası ve tehlikeli sonuçlar belirlenmeli ve enerjik tarafsız bir eküp tarafından Washington yönetimince günümüze kadar uygulanan politikanın açıkları ve eksiklikleri belirlenmelidir.

‘Umut bir politika değildir’ beylik ve basmakalıp bir deyimdir. Fakat alternatifleri dikkate almamak da aynı anlama gelmektedir.

 

sarah chayes

Sarah Chayes Democracy and Rule of Law and South Asia Programs at the Carnegie Endowment for International Peace’ın üst düzey bir üyesidir.  Thives OF State: Why Corruption Treatens Global Security – Devletin Hırsızları: Yolsuzluk Niçin Küresel Güvenliği Tehdit Ediyor kitabının yazarıdır. Geçmiş yıllarda Amiral Mike Mullen’ın özel danışmanlığı görevini yürütmüştür. Kandahar/Afganistan’da yedi yıl yaşadıktan sonra, ISAF Komutanlığı görevlerini yürüten General David McKierman ve General Stanley McChrystal’ın özel danışmanlık görevlerini yürütmüştür. 

 

alex de wall

Alex de Waal World Peace Foundation’da yöneticilik yapmakta ve Fletcher School’da öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Afrika Boynuzu ve Sudan alanında en önde gelen uzmanlardan biri olarak tanınan de Waal çalışmalarını insani krizler ve müdahaleler, insan hakları, Afrika’da HIVS/AIDS ile mücadele ve çatışmalar ile barışın tesisi alanlarında derinleştirmiştir. Profesör de Waal, Sudan’daki 1984-1985 Darfur Kıtlığı konulu tezi ile Oxford Üniversitesinden doktora derecesi almıştır.

 

Yazar Ercan Caner

Çeviren: Ercan Caner, Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Birleşmiş Milletler (BM), Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve savunma sanayinde toplam 30 yıllık çalışma deneyimine sahiptir. Ercan Caner evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın