Türkiye Otokrasi Yolunda

Türkiye Otokrasi Yolunda

Türkiye Otokrasi Yolunda

Türkiye’de yaklaşan seçimler, ülkede demokrasiye geri mi dönüleceğini yoksa ülkenin tek adam iktidarı tarafından mı yönetileceğini belirleyecek.

Yazar: Marc Pierini, Carnegie Europe, 8 Mayıs 2018

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 5 Haziran 2018

2014 Yılı Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın elde ettiği sonuçlar. Kaynak: Wikipedia

 

Başlangıçta, 3 Kasım 2019 tarihinde yapılması planlanan Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri 24 Haziran 2018 tarihine alınmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son baskın seçim hamlesi, onun seçim sandığında bir zafer daha kazanma yolundaki kararlılığını göstermektedir. Erdoğan’ın stratejisi; mutlak iktidarı ele geçirmek ve elinde tutmak için gerekli olan bütün enstrümanları uyguladığı bir hayatta kalma stratejisidir.

Son derece tartışmalı Nisan 2017 anayasa referandumu ve getireceği süper başkanlık sistemini göz önünde bulunduran hükümet tarafından, seçim zaferini garanti altına almak maksadıyla; son birkaç haftalık süre içinde dört yeni kural uygulamaya koyulmuştur.

Bu kurallardan ilki, seçim sandıklarında hükümet yetkililerine parti temsilcileri karşısında daha fazla kontrol yetkisi getiren seçim kanununda yapılan değişikliktir. Ayrıca, oy pusulaları ve zarflarının, mahalli seçim kurulları tarafından mühürlenmesi yönündeki geleneksel uygulama da kaldırılarak, seçimlerde hile yapılmasının önündeki bütün engeller de kaldırılmıştır.

İkinci olarak, Temmuz 2016’dan beri yürürlükte olan ülkedeki olağanüstü hâl, başka şeylerin yanı sıra, valilere izin vererek (ya da vermeyerek) mahalli seçim mitinglerini kontrol etme ve oy sandıklarını güvenlik gerekçeleriyle son dakikada dahi taşıma yetkisini de vererek yedinci kez uzatılmıştır. Bu düzenleme, tıpkı 2017 referandumunda olduğu gibi halen iktidardaki koalisyonun yararınadır.

Üçüncü olarak, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerini, belediye başkanlarını ve kurmay heyetini hapishanelere atmak ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak, en tanınmış üyelerini siyasi sahneden uzaklaştırarak HDP’yi zayıflatmaktadır. En önde gelen Kürt milletvekillerinden olan Osman Baydemir, meclisten atıldığından seçimlere katılma şansı elinden alınmıştır.

Artık oy zarf ve pusulaları üzerinde YSK mührü olmasına gerek yok. YSK’nın açıkladığı rakamlara göre cumhurbaşkanı seçimi ilk turunda kullanılmak üzere, 59 milyon 391 bin 328 seçmen için, tam 77 milyon 79 bin 540 adet oy pusulası basılmıştır.

Son olarak da medya gruplarının, hükümete yakın iş adamlarına (örneğin Doğan Grup yeni el değiştirmiştir) avantajlı ve uygun fiyatlarla satılması, hükümetin basın üzerindeki kontrolünü genişletmiştir. Atılan bütün bu sağlam temeller göz önüne alındığında, seçimleri on altı ay öne almak birçok faydalar sağlamaktadır.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini Mart 2019’da yapılacak olan yerel seçimlerin öncesine alınması, İzmir, Ankara ve belki de İstanbul gibi büyük kentlerde beklenen yenilgilerin yaratacağı olumsuz etkilerin de önüne geçecektir. Aynı  şekilde, seçimleri merkez bankası rezervlerindeki beklenen erime ve Erdoğan’ın yakın müttefiklerini de içine alan, İran yaptırımlarını delmeyle ilgili Zarrab davası sonucu, Halkbank’a uygulanması beklenen yaptırımların öncesine almak, olumsuz siyasi sonuçlardan sıyrılmayı da sağlayacaktır.

İktidardaki parti tarafından alınan başka bir önlem de ekonomik ve mali durumla ilgili bütün olumsuz haberleri, Ankara tarafından Zarrab davasında ve çok daha rutin bir şekilde derecelendirme kuruluşları, uluslararası bankalar veya döviz kurları Türkiye ekonomisi aleyhine döndüğünde yapıldığı gibi, komplo teorileri  olarak göstermektir.

Türk liderliği  bunlarla da yetinmemekte ve eş  zamanlı olarak, kuzey Suriye’deki Afrin bölgesine yapılan popüler askeri müdahale sonrasında ortaya çıkan milliyetçi dalgayı da kamçılamaktadır. Ayrıca dış güçlerle ilgili son zamanlarda Birleşik Devletler vatandaşlarının Türkiye’de rehin olarak tutulması ve Ege Denizindeki bölgesel anlaşmazlıklar nedeniyle Yunanistan’ın tehdit edilmesi gibi olaylar da öne çıkarılmaktadır.

Avrupa Birliği ile ilişkiler açısından bakıldığında, Türkiye’nin 24 Haziran seçimlerinin, Avrupa Komisyonu tarafından Nisan ayında yayınlanan çok olumsuz raporun görüşüleceği, Avrupa Konseyi toplantısından dört gün önce yapılacak olması oldukça dikkate değer bir  durumdur.  Erdoğan’ın ilk turdaki başarısı, Brüksel’den tarafından Türkiye’nin hukukun üstünlüğü alanındaki kötü durumuyla ilgili yapılacak bütün eleştirileri boşa çıkaracak ve belki de bazı AB liderlerine, onun zaferini kutlama cesareti dahi verecektir. İkinci tur oylama durumunda ise Avrupa Konseyinin pozisyonu, Konseyin tonuna bağlı olarak, Erdoğan’ın seçim kampanyasında olumlu veya olumsuz bir argüman olarak kullanılacaktır.

Afrin Zeytin Dalı  Harekâtından bir görüntü; Türk birlikleri Burseya Dağında.

 

Dış politika tarafında ise Ankara, Haziran ayı sonuna kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı batının vazgeçilmez muhatabı  ve aynı zamanda da Rusya’nın yakın müttefiki olarak lanse etmek için elinden gelen bütün gayretleri yapacak gibi görünmektedir. Bu bağlamda Macron, Merkel ve Putin ile ayarlanacak olası toplantı veya telefon görüşmeleri bu amaca hizmet edecektir.

Neyse ki  bütün bu milliyetçi söylemler, kuzey Suriye’de Birleşik Devletler silahlı kuvvetleri ile bir çatışmaya, Ege Denizi veya Kıbrıs açıklarında istenmeyen olaylara veya çoğunlukla Avusturya, Almanya ve Hollanda’da olmak üzere, Avrupa Birliği topraklarında yaşayan Türkler, mahalli oy sandıklarında oy kullanırken olaylara neden olmayacaktır.

Bu değerlendirme, Türkiye’nin politik mimarisi ve ekonomik beklentilerinin çok kasvetli bir portresini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Batı dünyası ile gergin bir geleceği de öngörmektedir. Fakat cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde sahtekarlık yapılırsa işler çok daha kasvetli bir hale dönüşebilir. Uluslararası gözlemciler, hiç şüphesiz seçim sonuçlarını izlerken çok zorlu bir görevi yerine getireceklerdir.

Son olarak, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öne alınması, çok basit bir  soruyu gündeme getirmektedir: Erdoğan’ın seçim zaferi  için hazırlanan böyle bir plan alaşağı edilebilir mi? Eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 28 Nisan günü cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını açıkladığında, alternatif senaryolardan bir tanesi  çökmüştür.

Bununla birlikte, otokratik bir sonucun gerçekleşmesi olasılığı, ‘‘Erdoğan olmasın da kim olursa olsun’’ sloganı etrafında, yenilikçi siyasi taktiklerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu yeni siyasi taktikler iki farklı başlık altında incelenebilir.

İllüstrasyon: Sözcü

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, mevcut cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) lideri olan Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Büyük Birlik Partisinin (BBP) desteğine sahiptir. Muhalefetteki partiler ise cumhurbaşkanlığı seçiminde, kendi  adaylarını gösterme kararı almışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Muharrem İnce’yi, İyi Parti Meral Akşener’i, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Selahattin Demirtaş’ı, Saadet Partisi (SP) Temel Karamollaoğlu’nu, mevcut cumhurbaşkanının seçimin ilk turunda kazanmasını engellemek maksadıyla aday göstermiştir. İkinci tur otomatik olarak, ilk turda en fazla oy alan iki aday arasında bir yarışa sahne olacaktır.

Milletvekili seçimlerinde ise seçmenler, iki güçlü koalisyon arasında bir seçim yapacaklardır. Koalisyonlardan bir tanesi AKP, MHP ve BBP, diğeri de CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve daha küçük olan Demokrat Partiden oluşmaktadır.

Böylesine gergin bir siyasi mücadele ortamı olduğu göz önüne alındığında, Türkiye demokrasisinin ya  uzun bir iyileşme dönemi ihtiyacıyla bu seçimden çıkacağı ya da tek adam iktidar sistemi ile değiştirileceği görülmektedir. Ne olacağı sadece ve sadece ülkenin vatandaşlarının verecekleri  karara bağlıdır.

 

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişilebilir.

Sayın Marc Pierini çok değerli bir  yazar olabilir, ama eminim ‘‘Evdeki hesap çarşıya uymaz’’ diye bir Türk atasözü olduğunu bilmiyordur.

‘‘Cumhur İttifakı’’ ile seçim yasalarını değiştir ve değiştirdiğin yasa ile rakiplerini hazırlıksız ve birini de hapishanede yakalamak için baskın seçime git, rakiplerinden bir tanesi cezaevinde olsun ve partisi  baraj altında kalsın, kalsın ki normal zamanda alabileceği milletvekilleri çoğunlukla senin partinin hesabına yazılsın, diğerinin de tarih oyunları ile seçime girmesini engellemeye çalış,  çalış ki milliyetçi oylar ittifakın büyük ortağına gitsin.

Sen de Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ilk cumhurbaşkanı ol ve de ittifakın mecliste ezici çoğunluğu sağlasın. Evdeki hesap sanırım kısaca böyle özetlenebilir. Oh ne güzel; ‘‘Yağma Hasan’ın Böreği’’.

Karşına ‘‘Millet İttifakı’’ ile çıkarlar, TBMM’nin seçim kararı almasından 60 gün sonra yapılması gereken seçimler iyice erkene alınmasına rağmen, seni ve büyük ortağını korkudan tir tir titreten parti seçimlere girme hakkını kazanır, anketlere bakılırsa lideri cezaevinde olan partinin de baraj altında kalma gibi bir sorunu yoktur.

Üstelik bir de Cumhur İttifakı partilerinin de davet edilmesine rağmen nedense katılmadıkları bir ‘‘Adil Seçim Platformu’’ kurulur.

Bir de bütün bunların üstüne ‘‘PROMPTER’’ arıza yapmaz mı? Görevlisi de senden izin almadan namaza gitmez mi?

Yazımızı, Barış Manço’nun ‘‘Kazma’’ adlı şarkısında da kullandığı, yine bir Türk atasözü ile bitirelim: ‘‘İnsanın bir kere ters gitmesin işi, muhallebi yerken kırılır dişi.’’

 

Strategic Europe

About Strategic Europe Judy Dempsey’s Strategic Europe offers insightful analysis, fresh commentary, and concrete policy recommendations from some of Europe’s keenest international affairs observers.

Bir Cevap Yazın