Türkiye’nin İdlib İkilemi

Astana Ruhu mu?

Türkiye’nin İdlib İkilemi

İdlib Eyaletini cihatçı terör örgütlerinden temizlemekte kararlı olan Suriye hükümeti, Rusya ve İran’ın desteğiyle bu hedefine ulaşabilecek mi?

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 9 Eylül 2018

 

Eski El Nusra Cephesi Savaşçıları. 6 Ağustos 2016. Foto: AFP

 

Suriye İç Savaşı yedi yıldan fazla bir süredir sürmektedir ve bugüne kadar 500.000’den fazla insan yaşamını yitirmiş, ülke nüfusunun yarısından fazlası da evlerini terk etmek zorunda kalmıştır.

İsyancı ve cihatçılar, Suriye’nin birçok yerinde, Rusya ve İran destekli Suriye Arap Ordusu karşısında hezimete uğramış ve aileleriyle birlikte, bugün ellerinde kalan son yer olan, Hatay ilimize komşu olan İdlib Eyaletine tahliye edilmişlerdir. Yani, Suriye’de göz göre göre, Türkiye’nin de ne yazık ki onay vermesiyle, on binlerce ayaktakımı cihatçı sınırımızın hemen güneyinde sıkışmış bir durumdadır.

Rejim kuvvetleri tarafından Suriye’nin bu kuzeybatı eyaletine yapılacak olan nihai saldırı, yedi yıldır sürmekte olan iç savaştaki son büyük muharebe olabilir. Assad’ın nihai saldırısı Türkiye açısından ise bugüne kadar yaşananlardan çok daha büyük belalar anlamına gelmektedir. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü gerçekten istemeden ve Assad’ı desteklemeden Suriye’de atacağı her adım, bugüne kadar olduğu gibi yanlış olacaktır.

İdlib eyaletinde halen 30.000 kadar isyancı cihatçı olduğuna inanılmaktadır. Bunlardan 10.000 adedi, bir zamanlar El Nusra Cephesi olarak bilinen El Kaide bağlantılı ve Birleşmiş Milletler tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen Hayat Tahrir al-Sham (HTS) cihatçılar ittifakının emir komutası altındadır.

 

Haritaya bakıldığında, Rejim güçlerinin İdlib Eyaletinin ele geçirilmesi sonrasında hedefi açık ve net bir şekilde görülmektedir. Rejim güçleri ve YPG unsurları arasında kalan isyancı cihatçıların hiçbir şansı bulunmamaktadır. Kuzeye doğru sürüldükçe de Türkiye’den başka kaçacak yerleri yoktur.

HTS, Suriye’de ilk kez, El Nusra Cephesi olarak 2012 yılı Ocak ayında ortaya çıkmıştır. Suriye Devlet Başkanı Bashar al-Assad ve müttefiki Rusya, bu cihatçı ayaktakımını hâlâ El Nusra Cephesi olarak adlandırmaya devam etmektedir.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Birleşik Devletler tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen HTS, Irak’taki El Kaide örgütünün bir uzantısı olarak Suriye’de faaliyetlerini sürdürmektedir. Türkiye, nedense terör örgütü olarak görmediği HTS ayaktakımını, Tahran Zirvesi sonrasında apar topar terör örgütü listesine dâhil etmiştir.

Grup, 2013 yılında El Kaide terör örgütüne bağlılık yemini etmiş ve 2016 yılı Temmuz ayında da adını Fatah al-Sham Front (Şam’ın Fethi Cephesi) olarak değiştirmiştir. 2017 yılında dağılan bu örgüt, bugünkü HTS’nin ana yapısını oluşturmaktadır. HTS’nin 30.000 savaşçısının %20’sinin; Rusya, Avrupa ve Güney Asya’dan örgüte katılan yabancı savaşçılar olduğu tahmin edilmektedir.

 

İdlib kırsal alanında Rus hava saldırısı sonrasında bir kasabadan görüntü.
4 Eylül 2018. Foto: White Helmets /@SyriaCivilDef / Twitter

 

HTS halen İdlib Eyaletinin %60’ını kontrolü altında bulundurmaktadır. Sivil bir yönetim de oluşturan HTS, Türkiye sınırında gümrük vergileri toplamaktadır. HTS terör örgütü, gücünün çoğunu yaptığı ticaretten kazanmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği gibi geçmişte ülkenin birçok yerinde bulunan HTS, rejim kuvvetleri karşısında hezimete uğrayarak, onların kontrolünde aileleriyle birlikte İdlib Eyaletine tahliye edilmiştir. HTS, bugüne kadar Birleşmiş Milletler veya Rusya tarafından ilan edilen ateşkeslerde, sürekli olarak kapsam dışında bırakılan ve hem Rusya hem de ABD liderliğindeki cihatçı karşıtı koalisyonun hava saldırılarına maruz kalan bir terör örgütüdür.

2018 yılı başlarında, Türkiye tarafından desteklenen Ahrar al-Sham ve Nureddine al-Zinki örgütleri, HTS örgütüne karşı savaşmak için birleştiklerini açıklamıştır. Bu iki grup, aynı yıl Ağustos ayında, dört isyancı grup ile birleşerek National Liberation Front (Ulusal Özgürleştirme Cephesi) adını almıştır. Yani bir anlamda HTS terör örgütü, Türkiye son anda farkına varsa da Bashar al-Assad ve Türkiye’nin ortak düşmanıdır.

Bashar al-Assad, İdlib Eyaletini isyancılardan temizlemek ve ne pahasına olursa olsun bütün isyancı ve cihatçı grupları yenilgiye uğratmak istemektedir. Rusya ve İran’ın da tam desteği ile Assad’ın bunu başaracağından ve en sonunda da Suriye’nin toprak bütünlüğünü yeniden tesis edeceğinden hiç kimsenin kuşkusu yoktur, bu sadece bir zaman meselesidir.

Rusya, sivilleri insan kalkanı olarak kullanan cihatçıları suçlamakta ve Suriye hükümetinin ülkedeki teröristleri temizlemek için her türlü hakkının olduğunu ifade etmektedir. Rusya bunun yanı sıra İdlib’deki cihatçıların, suçu Suriye hükümetine yıkmak maksadıyla bir kimyasal silah saldırısı düzenlemeye hazırlandığını da iddia etmektedir.

İdlib eyaletinde gözetim maksadıyla askeri birlikler bulunduran ve üç milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, bölgedeki savaşı yatıştırmak istemekte ve Rusya ile İran destekli Assad saldırısından kaçan sivillerin ülkesine akın etmesinden korkmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bunu açık ve net bir şekilde Tahran Zirvesinde ifade etmiştir.

 

Birleşmiş Milletler özel temsilcisi Staffan de Mistura da cihatçıların yenilgiye uğratılmasının zorunlu olduğunu ifade etmekte,
fakat Assad’ın topyekûn bir saldırısında binlerce sivilin hayatlarını kaybedebileceği uyarısında bulunmaktadır.

 

Suriye’nin her karış toprağını geri almaya yemin eden Bashar al-Assad, özellikle Rusya’nın savaşa katıldığı 2015 yılından itibaren isyancı ve cihatçıları hezimete uğratmaya başlamıştır.

Türkiye’nin desteklediği cihatçılar, ellerinde kalan son yer olan İdlib Eyaletinden de atılmamak ve Rusya ile İran destekli Suriye Arap Ordusu karşısında bir kez daha hezimete uğramamak için Türkiye’den Rusya nezdinde girişimde bulunmasını talep etmektedir. Fakat bu cihatçıların başı sadece Rejim güçleriyle değil HTS ile de beladadır.

Her zaman anlaşmazlıklar ve problemlerden beslenen Birleşik Devletler, İdlib Eyaletinin İran destekli Suriye rejim kuvvetleri yerine, Türkiye destekli cihatçıların kontrolünde olmasını tercih etmektedir. İç savaşın en başından beri ABD yönlendirmesiyle yanlış bir politika izleyen Türkiye, kaldıramadığı üç milyondan fazla mülteciye ilave çok sayıda mülteci problemiyle de uğraşmak zorunda kalabilir.

Suriye meselesinde, ABD ile Rusya ve İran arasında tenis topu gibi gidip gelmek, milli ve de yerli çıkarlar açısından uygun değildir ve bu politikayla bir sonuç alınacak gibi de görünmemektedir. Türkiye’nin milli ve de yerli çıkarları, komşularının toprak bütünlüğüne saygı göstermek ve onların iç işlerine karışmamaktır. Ekonomik açıdan dibe vuran bir Türkiye’nin, ne Türkiye ne Kıbrıs ne Akdeniz ne Kıbrıs ne Suriye ne de Ege Denizi hakkında söz söyleme hakkı olamaz. Suriyeli cihatçıları bırakalım ve biz kendi işimize bakalım.

 

İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirilen zirvede, kayınpederi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşurken onu bütün dikkatiyle dinleyen damat. Foto: SOL Haber

 

Komşularımız dâhil kimsenin iç işlerine karışmamak en milli ve de yerli çıkarımızdır. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmalı ve desteklemeli ve de ülkede bulunan üç milyondan fazla mülteciyi bir an önce geri göndermekten başka bir derdi olmamalıdır, mevcut ekonomik durumu bunu gerektirmektedir.

Her koyun kendi bacağından asılır. ‘‘Assad cihatçıları öldürecekmiş, Assad’a karşı ayaklanan cihatçılar ve isyancılar birbirlerine düşmüş, Rusya Assad’ı, ABD cihatçıları ve PiVayDi ile VayPiCi’yi, İran Şiileri destekliyormuş, Assad’ın ordusunda cihatçılarla savaşan YPG/PYD unsurları varmış, Fırat Kalkanı ve Afrin kazanımları elden gitmiş durumdaymış, desteklediğimiz ÖSO mensupları birbirlerini öldürmeye başlamış’’ bunların hiçbirisi Türkiye’nin problemi değildir. Assad önünde sonunda Suriye’nin her karış toprağını yeniden ele geçirecek ve ülkenin her yerinde kontrolü sağlayacaktır.

 

Solda, sıfır soruncu eski başbakan Davutoğlu, sağda ise Türkiye’nin desteklediği ÖSO savaşçıları.

 

Komşularla sıfır sorun öyle mi? Alın size sıfır sorun. Orta Doğu bataklığına girmeyecektiniz. Zararın neresinden dönülse kârdır, Suriye topraklarındaki vatan evlatları derhal geri çekilmelidir. Rusya ve İran’ın desteğini arkasına alan Suriye Arap Ordusu saldırmaya ve İdlib Eyaletini de cihatçılardan temizlemeye kararlıdır. Türk toplumu artık Münbiç’te bilmem kaçıncı devriyeyi attık, İdlib Eyaletinde gözetim noktaları kurduk masalları ile uyutulmaktan vaz geçilmelidir.

Türkiye’nin ikilemi ‘‘Assad mı yoksa VayPiCi mi’’ olmamalıdır. İslami Devlet terör örgütüyle savaşan ‘‘PiVayDi ve VayPiCi’’ unsurları ABD’nin baş tacı durumundadır. Yukarıdaki haritaya bakıldığında, YPG’nin ABD’nin desteği ile Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol ettiği kolayca görülebilir. VayPiCi’nin Münbiç kasabasından çekileceği falan yoktur, aksine giderek daha fazla alanda kontrolü ele geçirmektedir. Münbiç kasabasında atılan bağımsız devriye sayılarını büyük bir başarıymış gibi haber yapmak, Türk halkını kandırmaktan başka bir şey değildir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin,  milli ve yerli çıkarları gereği Suriye’de kendi ajandasını uygulamaktadır, tıpkı İran’ın yaptığı gibi. Biz de herkes gibi kendi ajandamızı uygulayalım: ‘‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh!’’

Türkiye’nin Astana Ruhuna değil, en yerli ve de en milli politika olarak; ülkede misafir edilen istenmeyen ve her gün tavşan gibi üreyen üç milyondan fazla Suriyeli mülteciyi ATSANA RUHUNA ihtiyacı vardır.

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın