YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ’NCE VERİLEN “KOZMİK ODA” KARARININ ÖNEMİ


YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ’NCE VERİLEN “KOZMİK ODA” KARARININ ÖNEMİ VE

OLAYIN BAŞKAHRAMANI ESKİ SAVCI MUSTAFA BİLGİLİ

Yazan: Alican TÜRK, Sun Savunma.Net

Yargıtay 16. Ceza Dairesi birkaç gün önce (25 Nisan) Kozmik Oda davasını sonuçlandırdı ve davadaki rolleri nedeniyle eski savcı Mustafa Bilgili‘ye 17 yıl, eski hâkimler Nihal Uslu‘ya 14 yıl ve Halil İbrahim Kütük‘e de 12 yıl olmak üzere ağır cezalara hükmetti.

Kaç kişinin dikkatini çekti bilmiyorum ama adı geçen kişiler hakkında “FETÖ üyeliği ve devlet güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçu işledikleri” gerekçesiyle verilen bu karar son derece önemlidir.  Zira kamuoyunda Kozmik Oda davasıyla öne çıkan bu isimler aslında çok önemli bir başka davayla – 28 Şubat davasıyla – da yakından ilgilidir.

Önce şu bilgiyi verelim: Mustafa Bilgili denilen eski savcı Kozmik Oda soruşturmasındaki hukuksuz tutumu nedeniyle 2015’te tahkikata uğramış, Şubat 2016’da da HSYK tarafından görevden uzaklaştırılmıştı. 15 Temmuz “ihanet kalkışması” sonrası sırra kadem basan Bilgili, “FETÖ üyeliği” gerekçesiyle savcılıktan ihraç edilmiş ve hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Yaklaşık 4 aylık firar döneminden sonra 09 Kasım 2016’da sahte bir kimlikle Ankara’da yakalanan muhterem, o tarihten beri tutukluydu.

Ancak eski Savcı M.Bilgili’nin esas rolü 28 Şubat davasında ortaya çıkmıştır. Bu zat 28 Şubat döneminin başbakanı merhum Necmettin Erbakan’ın vefatının hemen ardından 28 Şubat’ı bir askerî darbe olarak tanımlayarak soruşturma başlatan ve yürüten savcıdır.(*) Soruşturma çerçevesinde 12 Nisan 2012’den itibaren başta Çevik Bir, Teoman Koman, Erol Özkasnak gibi komutanlar olmak üzere çok sayıda üst düzey emekli ve / veya muvazzaf askeri sorgulayıp tutuklatan Bilgili, ilk tutuklamaların üzerinden 13,5 ay geçtikten sonra hazırladığı 1309 sayfalık 28 Şubat İddianamesinde “T.C. Hükümetini cebren devirmeye ve darbeye teşebbüs ettikleri” gerekçesiyle – biri sivil (Prof.Dr.Kemal Gürüz) diğerleri asker – toplam 103 kişi için ağırlaştırılmış müebbet cezası talep etmiştir.

Ne var ki 02 Eylül 2013 tarihinde başlayan 28 Şubat Davası duruşmalarında, Bilgili’nin tüm bu süreçte hukuk dışı ve keyfî yaklaşımlarla hareket ettiği, hukuka aykırı biçimde delil topladığı, sırf sanıkları suçlu göstermek için devletin resmî belgelerini bile tahrif etmekten kaçınmadığı, hatta düzmece bilgi ve belgelerle 28 Şubat iddianamesini hazırladığı görülmüştür. Normalde bir savcının sanıklar lehine olabilecek bilgi ve belgeleri de toplaması gerekirken, Bilgili, sanıklar lehine tek bir bilgi ya da belgeyi dahi iddianameye almamış, hatta o tür bilgi ve belgeleri bilinçli olarak sümen altı etmiş, üstelik 15 Temmuz’un kilit isimlerinden Genelkurmay Adli Müşaviri eski Albay Muharrem Köse ile işbirliği yaparak sanıkların kendilerini savunmaları için bilgi – belge toplamalarını da engellemeye çalışmıştır. Dahası; sorguya çağırdığı bazı sivil memurları sanıklar aleyhinde ifade vermeleri için korkuttuğu ve psikolojik baskı kurduğu anlaşılan Bilgili’nin, “Fethullah Gülen Nur Cemaati Üyeliği” suçlamasıyla TSK’dan atılan askerî personeli de – F.Gülen grubu üyesi olmanın suç teşkil etmediği ve kişinin özel yaşamıyla ilgili olduğu gerekçesiyle – davanın müştekileri arasına dahil ettiği ortaya çıkmıştır.

 

Nitekim duruşmalar sürecinde bu durumlar anlaşılınca, bir kısım sanık, kendisi ve yardımcısı Kemal ÇETİN hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Davanın sanıklarından biri olarak ben kendim de 12 Mart 2018 tarihinde mahkeme huzurunda yaptığım son savunmamda Mustafa Bilgili hakkında “keşke kendisi de burada olsaydı da söyleyeceklerimi yüzüne karşı söyleyebilseydim” diyerek şu tespitlerde bulunmuştum:

  1. Bu adam bir savcı değil, teröristlik suçlamasıyla yargılanan bir örgüt mensubu ve kulu olduğu o örgüt aracılığıyla vatana kasteden, vatanın en gizli sırlarının başka yerlere kaçırılmasında rol oynayan bir haindir!
  2. İnsanlar hakkında sahte belgeler uyduran, devletin resmi belgelerini bile tahrif etmekten çekinmeyen bir sahtekârdır!
  3. İnsanları icabında ölüme götürecek iftiralar atan bir tetikçidir!
  4. Medyaya bile gerçek dışı bilgiler vererek bilerek kamuoyunu yanıltan bir yalancıdır!
  5. Sanıklara karşı gerçek anlamda kin, nefret ve husumetle hareket eden bir kindardır!

Her halükârda bu adam bir ‘kanun adamı’ olamaz!”

İşte bu sözlerden sonra da mahkeme heyetine dönüp, böyle bir şahıs tarafından hazırlanan iddianameyle yargılanmamızın büyük hata olacağını vurgulamıştım. (Aynı çerçevede savunma yapan çok kişi oldu. Ancak ne yazık ki mahkeme heyeti Kemal Gürüz Hoca dahil 21 kişiye ceza verdi.)

Öte yandan Kozmik Oda kumpasındaki rolleri nedeniyle Yargıtay’ın ceza verdiği Nihal Uslu ve Halil İbrahim Kütük adlı hâkimler de 28 Şubat soruşturmasında önemli görevler üstlenmişlerdi. Anılan kişiler Temmuz 2012 yılında çıkarılan 3’üncü Yargı Paketi kapsamında, kamuoyunda kısaca “Özgürlük Hâkimleri” olarak bilinen kişilerdir. Ancak bu kavram onlara hep yabancı kaldı; zira göreve geldikleri günden itibaren verdikleri kararların hepsi “tutukluluğun devamı” yönünde oldu.  

Velhasıl, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin FETÖ üyeliği ve devlet güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçlarından mahkûm ettiği zat-ı muhteremlere ilişkin bu kısa bilgilerin de bilinmesinde yarar var.

Aslında Yargıtay’ın bu kararı “28 Şubat davasının da diğer kumpas davalar gibi bir FETÖ kumpası” olduğunun dolaylı ama somut bir kabuldür ve çok önemlidir.

Dolayısıyla bu kararın halen istinaf aşamasında olan 28 Şubat davasını nasıl etkileyeceğini de merak konusu haline getirmiştir.

Son olarak şunu belirtmek isterim:

Kimsenin kötülüğünü istemem… Ancak bu şahıslara hiç merhamet hissi besleyemiyorum. Gerçekten çok canlar yaktılar, çok ocaklar söndürdüler, çok kul hakkı yediler. Üstelik Kozmik Oda gibi devletin ve TSK’nın en kritik noktalarına girerek son derece önemli bilgileri hizmet ettikleri hain odaklara aktardılar.

Bunun adı “vatana ihanet”tir.

Vatana ihanetin bedeli kaç yıldır, onu da okuyucuya bırakıyorum.  

 

Alican TÜRK

 

 

NOT:

(*) Hâlbuki Erbakan yaşadığı müddetçe 28 Şubat’ı hiç bir yerde ve hiçbir zaman bir askerî darbe olarak tanımlamamış, bunu ima dahi etmemiş, askerlerden de asla şikâyetçi olmamıştır. Mustafa Bilgili ve o tarihte ona destek verenler 28 Şubat’ı askerî darbe olarak göstermek ve dönemin askerleri hakkında soruşturma başlatabilmek için tam 14 yıl Erbakan’ın ölmesini beklemişlerdir.

Yazar Profili

Alican Türk
Alican Türk
(E) Öğ.Kd.Albay, Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu, "Doğu ve Güneydoğu'da FAİL MEÇHUL CİNAYETLER VE GERÇEKLER" ile "28 ŞUBAT - SİNCAN'DAN TARİHE NOTLAR" (2 cilt) adlarında iki kitabı var.
Detaylar için lütfen özgeçmişine bakınız.

Bir Cevap Yazın