Almanya’da Katil Göçmen Krizi

Almanya’da Katil Göçmen Krizi

 

Eğer, herhangi bir  nedenle başkasının ülkesine giderseniz, o ülkenin değerlerine, yaşam biçimine, kültürüne, vatandaşlarına  ve yasalarına saygı göstermek zorundasınız. Kendi kültürünün ilkel taraflarını,  üstelik de sığınma talebiyle gittiği başka bir ülkeye götürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur! Kadınlara, çocuklara ve başkalarına saygı göstermeyenlerin saygı görmeye hakları yoktur.

 

Yazar: Soeren Kern, GATESTONE Institute, 11 Haziran 2018

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net,  26 Haziran 2018

 

  • ‘‘Susanna öldü. Freiburg’dan Maria; Kandel’den Mia, Flensburg’dan Mireille ve şimdi de Mainz’den Susanna…’’ — Alice Weidel, AfD (Alternative für Deutschland-Almanya için Alternatif) Partisi Eş Başkanı.

 

  • ‘‘Susanna’nın ölümü kaderin cilvesi değildir. Susanna’nın ölümü yıllarca süren organize sorumsuzluğun ve bizim iltica ve göç politikalarımızın kepaze başarısızlığının bir sonucudur. Susanna, kendi ahlaki üstünlüğünü dayatmak için sınır tanımayan ve kontrolden çıkan sol kanat çok kültürlü ideolojinin bir kurbanıdır.’’ — Alice Weidel, AfD Partisi Eş Başkanı.

 

  • “Susanna cinayetinin gerçekleştiği gün, sen Merkel, parlamentoda göçmen krizini sorumluluk duygusuyla ele aldığını ifade ettin. Bu iddianı Susanna’nın anne ve babasına da tekrarlamaya cesaretin var mı? — Alice Weidel, AfD Partisi Eş Başkanı.

 

14 yaşındaki bir Yahudi kızın, iltica talebi reddedilen Iraklı biri tarafından tecavüz edildikten sonra öldürülmesi bütün dikkatlerin yeniden, resmi makamların suç ortaklığı ve kamuoyunun ilgisizliği nedeniyle, yıllardır şiddetini hiç azaltmayan, Almanya’daki tecavüzcü ve katil göçmenler krizine odaklanmasına neden olmuştur.

Şansölye Angela Merkel’in ülkeye çoğunlukla Afrika, Asya ve Orta Doğu’dan bir milyondan fazla erkek göçmeni kabul etmesi sonrasında, binlerce kadın ve çocuk tecavüze veya cinsel saldırılara maruz kalmıştır.

Tamamen önlenebilir olan en son suç, ülkeye girmelerine izin verilenleri araştırmadaki başarısızlık ve göçmen suçluları hapsetmek veya sınır dışı etmek yerine, Alman sokaklarına geri göndermek dâhil, Almanya’nın açık kapı göç politikasının birçok sinsi sonuçlarını tek bir olayda apaçık ortaya koyduğundan, benzeri görülmemiş şekilde kınanması gereken bir olaydır.

Bu suç ayrıca, Alman kadın ve çocuklarını onlardan korumak yerine, çok kültürlülüğü ve işgalci göçmenlerin haklarını savunan, Alman siyasi sınıfının ağır ihmalini de gözler önüne sermektedir.

Polis yetkilileri, 20 yaşında olan Iraklı Ali Bashar’ın, Susanna Maria Feldman’a tecavüz ettiğini, boğarak öldürdüğünü ve sonra da cesedini Wiesbaden varoşlarında, demiryolu rayları kenarında ormanlık bir alana attığını ifade etmektedir. Cinayet sonrasında Bashar, sahte kimlik belgeleri ile Irak’a kaçmıştır.

Feldman’dan 22 Mayıs 2018 tarihinden beri haber alınamamaktadır. Annesi 23 Mayıs günü bir kayıp kişi raporu doldurmuştur. Fakat polis, Bashar ile aynı mülteci barınağında yaşayan, 13 yaşında ismi açıklanmayan bir erkek çocuk polisle temasa geçene kadar, kayıp kızı aramaya, kayıp ihbarının üzerinden bir haftadan daha fazla bir süre geçmesine rağmen başlamamıştır. Feldman’ın cesedi sonunda 6 Haziran 2018 günü bulunmuştur.

 

Iraklı Ali Bashar Almanya’ya, mülteci akınının zirve yaptığı 2015 yılı Ekim ayında, anne ve babası ve beş kardeşiyle birlikte iltica talebiyle gelmiş, hepsi de ekonomik göçmen statüsüne sahip olmuşlardır. Bashar’ın sığınma talebi, Alman yetkililer tarafından 2016 yılı Aralık ayında geri çevrilmiştir. İltica talebi geri çevrildiğinden sınır dışı edilmesi gerekmektedir, fakat temyiz başvurusunda bulunduktan sonra Alman yetkililer ülkede kalmasına izin vermiştir.

Almanya’da geçirdiği üç yıl süresince Bashar, güvenlik güçlerine fiziksel saldırı, bıçaklı soygun ve yasa dışı silah edinme dâhil kapsamlı bir sabıka kaydına sahip olmuştur. Polis yetkililerine göre Bashar 2018 yılı Mart ayında, ailesi ile birlikte kaldığı aynı mülteci sığınağında yaşayan, 11 yaşındaki bir kıza tecavüz olayında da şüpheli durumundadır

Bashar, bürokratik beceriksizlik nedeniyle, sahte kimlik kullanarak Almanya’dan kaçmayı başarır,  federal sınır polisi, kimlik kartı üzerindeki isimle uçak bileti üzerinde yazılı olan ismin aynı olup olmadığını kontrol etmemiştir.

Bashar, 8 Haziran 2018 günü kuzey Irak’ta tutuklanır ve bir gün sonra da Almanya’ya iade edilir. Halen Wiesbaden’de bulunan bir ıslahevinde gözlem altında tutulmaktadır.

Susanna cinayeti, son 18 ayda illegal göçmenler tarafından gerçekleştirilen dördüncü Alman çocuk ve genç cinayetidir.

16 Ekim 2016 günü, 19 yaşındaki Freiburglu tıp öğrencisi Maria Ladenburger’e, okulunun düzenlediği bir partiden evine döndükten sonra tecavüz edilir ve kız öldürülür. Ona saldıran, kimlik bilgileri olmaksızın 2015 yılı Kasım ayında Almanya’ya giriş yapan Hussein Khavari’dir. 1999 yılı Kasım ayında Afganistan’da doğduğunu iddia etmiştir. İddia ettiği yaşı (16) nedeniyle kendisine reşit olmayan refakatçisiz göçmen statüsünde sığınma hakkı verilmiş ve bir koruyucu ailenin yanına yerleştirilmiştir.

Khavari’nin, Ladenburger davasında şüpheli olarak tutuklanmasından sonra Stern dergisi, Şubat 2014’de Khavari’nin Yunanistan’ın Korfu Adasında, 20 yaşındaki bir kadını bir uçurumun kenarından iterek öldürmeye teşebbüs suçu nedeniyle 10 yıl hapis cezasına mahkûm olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kadın saldırıdan kurtulmuş ve Khavari de hapishanede 18 ay yattıktan sonra çocuk suçluların affına dayanılarak salıverilmiş, sonra da Almanya’ya göç etmiştir.

Yunanistan’daki dava esnasında Khavari mahkeme üyelerine, Ocak 1996’da İran’da doğduğunu ve Avrupa’ya Ocak 2013’de geldiğini anlatmıştır.

Almanya’daki davada Khavari, Ladenburger’e tecavüz ettiğini ve onu öldürdüğünü itiraf etmiştir. Dava esnasında Khavari’nin 29 Ocak 1984 tarihinde İran’da doğduğu ve Ladenburger’i öldürdüğü zaman gerçekte 32 yaşında olduğu ortaya çıkmıştır. Khavari tecavüz ve cinayet suçuyla ömür boyu hapse mahkûm edilmiştir, fakat Alman yasalarına göre; 15 yıl yattıktan sonra af talebinde bulunma hakkına sahiptir.

27 Aralık 2017 günü, Almanya-Fransa sınırına yakın Rhineland-Palatinate federal eyaletinde bulunan Kandel’de yaşayan 15 yaşındaki Mia Valentin,  yerel bir eczanede bıçaklanarak öldürülmüştür. Saldırgan, iltica talebi reddedilen, 15 yaşında olduğunu iddia eden Afganlı Abdul Mobin’dir.

Valentin ve saldırgan birkaç aydır bir ilişki yaşamaktadır, fakat Valentin 2017 Aralık ayı başlarında bu ilişkiyi sonlandırdığında, Mobin onu tehdit etmeye başlamıştır. 15 Aralık günü kızın ailesi polise resmi bir şikâyette bulunmuştur. Polis 17 Aralık tarihinde ve yine 27 Aralık günü sabah erken saatlerde Mobin’i ziyaret etmiştir. Aynı gün, Mobin kızı takip etmiş ve girdiği eczanede, oradan satın aldığı bir mutfak bıçağı ile kızı bıçaklamıştır. Valentin hastaneye götürülürken ambulansta hayatını kaybetmiştir.

Mobin, Almanya’ya Nisan 2016’da gelmiş ve başlangıçta Frankfurt kentinde bir mülteci sığınağında kalmıştır. Daha sonra Rhineland-Palatinate federal eyaletinde küçük bir kasaba olan Germersheim’deki bir mülteci kampına transfer edilmiş ve sonra da Neustadt’ta bulunan bir gençlik tesisine gönderilmiştir. İltica talebi Şubat 2017’de reddedilmiş, fakat sınır dışı edilmemiştir. Valaentin’in okulunda, bir gence attığı yumruk nedeniyle polis tarafından bilinen Mobin, Alman yetkililer gerçek yaşını belirlemeye çalışırken gözaltında tutulmaktadır.

12 Mart 2018 günü Flensburg’da 17 yaşındaki Mireille Bold, iltica talebinde bulunan 18 yaşındaki Afganistanlı Ahmad Gulbhar tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür. İddialara göre kız başını örtmeyi ve İslam dinine geçmeyi kabul etmediği için öfkelenen Gulbhar kızı öldürmüştür. Gulbhar Almanya’ya 2015 yılında, reşit olmayan refakatçisiz göçmen statüsü ile gelmiştir. İltica talebi reddedilmesine rağmen asla sınır dışı edilmemiştir.

Saldırgan ile aynı binada yaşayan Bold, öldürülmeden önce en az bir kez yardım için polis çağırmıştır. Bold ailesinin iyi bir dostu, Bild gazetesine verdiği demeçte: ‘‘Ahmad, kızı sürekli olarak kontrol altında tutmak isteyen kıskanç biriydi. Ocak 2016’dan beri ilişkileri sürüyordu, fakat sürekli olarak arada boşluklar vardı. Ahmad kızın İslam dinine geçmesini ve başörtüsü takmasını istiyordu’’ açıklamasında bulunmuştur.

‘‘Kız emin değildi. Ne zaman başörtüsüz sokağa çıksa problem oluyordu. Mireille bana onun Afganistan’dan tek başına kaçtığını ve ailesine büyük özlem duyduğunu anlatmıştı. Bir inşaat mühendisliği firmasında iş bulmak istiyordu. Kızla tanıştıktan sonra sürekli onu telefonla arayıp neler olduğunu öğrenmek istiyordu.’’

Saldırgan mahkeme öncesinde gözaltında tutulmaktadır.

Diğer genç kızların öldürülmesinde olduğu gibi, Susanna cinayeti de politik çevrelerden her zamanki tepkilere ve Alman politikacılar ile medyanın sahte öfkesine neden olmuştur.

Susanna cinayetinde halkın öfkesinin seviyesine bakıldığında, Almanya’nın artık bardağı taşıran son noktaya gelmiş olabileceği görülmektedir: Alman hükümeti nihayet tecavüzcü ve katil göçmenler krizindeki rolü nedeniyle sorumlu tutulmaya başlanmıştır.

Çok satan Bild gazetesi ‘‘Hükümet Susanna’nın ailesine affetmesi için yalvarmalı’’ başlığını atmıştır. ‘‘Bir çocuğun öldürülmesinden daha kötü olan tek şey bir çocuğun ülkemizde olmaması gereken bir cani tarafından öldürülmesidir.’’

FDP (Freie Demokratische Partei-Hür Demokratlar Partisi) lideri Christian Lindner, işlenen suçun birçok soruyu akla getirdiğini ifade etmektedir: ‘‘Neden iltica talebi reddedilenler kalıcı bir şekilde sınır dışı edilmemektedir? Neden suçlu ve ailesi sahte kimlik belgeleriyle Almanya’dan kaçabilmiştir?’’

FDP’den Alexander Graf Lambsdorff yaptığı açıklamada; ‘‘Bu, bizim Alman güvenlik birimlerimizin tipik bir örneğidir, sistemde düpedüz gereğinden fazla boşluk var, bu durum yıllardır süregelen korkunç bir acıdır.’’ ifadelerini kullanmıştır.

SPD (Sozialdemokratische Partei Deutschlands-Almanya Sosyal Demokrat Partisi) yöneticisi Carsten Schneider ise süratle açıklığa kavuşturulması gereken şeyin, şüphelinin kaçmayı nasıl başarabildiği ve mümkün olan en kısa zamanda yargılanmak üzere Almanya’ya nasıl geri getirilebileceğidir.

‘‘Federal İçişleri Bakanlığı mevcut kontrol mekanizmalarının giriş ve çıkışlarda da kullanılmasını sağlamalıdır.’’ diyen SPD sözcüsü Burkhard Lischka sözlerini; ‘‘Böylesine şüphe uyandıran belgelerle ve gideceği yer de göz önüne alındığında, Federal Polisin basit bir parmak izi karşılaştırması ile suçlunun kaçmakta olduğunu anlaması gerekirdi’’ şeklinde sürdürmüştür.

CDU (Christlich Demokratische Union-Hristiyan Demokrat Birliği) partisinden Eckhardt Rehberg de yaptığı açıklamada; ‘‘Susanna’nın vahşice öldürülmesi bana büyük bir üzüntü ve acı veriyor. Bütçeden sorumlu bir politikacı olarak, sığınma sürecinin tamamının yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söylüyorum. Bunun için gereken parayı sağlayacağız.’’ ifadelerine yer vermiştir.

Göçmenliğe karşı olan AfD (Alternative für Deutschland-Almanya için Alternatif) partisi ise bütün federal hükümetin derhal istifa etmesini talep etmiştir. Twitter’e yüklenen bir video görüntülerinde AfD Eş Başkanı Alice Weidel’in: ‘‘Susanna öldü. Freiburg’dan Maria, Kandel’den Mia, Flensburg’dan Mireille ve şimdi de Mainz’den Susanna…’’ sözlerine yer verilmiştir.

‘‘Susanna’nın ölümü kaderin cilvesi değildir. Susanna’nın ölümü yıllarca süren organize sorumsuzluğun ve bizim iltica ve göç politikalarımızın kepaze başarısızlığının bir sonucudur. Susanna, kendi ahlaki üstünlüğünü dayatmak için sınır tanımayan ve kontrolden çıkan sol kanat çok kültürlü ideolojinin bir kurbanıdır. Susanna bunun yanı sıra Şansölye Angela Merkel’in ikiyüzlü ve bencil kabul politikasının diğer bir kurbanıdır.’’

‘‘Yasal olarak Ali Bashar’ın asla Almanya’ya girmesine izin verilmemesi gerekirdi. Sığınma talebi iki yıldan daha fazla bir zaman önce reddedilmişti ve sınır dışı edilmesi gerekmekteydi. Bashar, fiziksel şiddet, polise saldırı ve yasadışı silah bulundurma suçları nedeniyle polis tarafından bilinmekteydi. Mart 2018’de, mülteci sığınağında yaşayan 11 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz ettiğinden şüphelenilmişti. Yasalara göre Bashar çok uzun bir süre önce Almanya’yı terk etmeli veya tutuklanmalıydı.’’

‘‘Alman vatandaşlarının gerçek kaygılarını göz ardı ederken, sığınma talebinde bulunan sahtekârlar ve suçlulara hoşgörülü olan saçma bir iltica yasası ve garip bir sığınma politikası.’’

‘‘Ali Bashar, ailesi ve beş kardeşi, burada vergi mükelleflerinin ödedikleri vergiler ile yaşadılar, sınır dışı edilmeyebilirlerdi, fakat Ali’nin işlediği suçtan sonra bir şekilde para bularak, sahte belgelerle Almanya’dan kaçabildiler. Sınırları açık olan Almanya’da bu hiç sorun değil.’’

‘‘Susanna cinayetinin gerçekleştiği gün, sen Merkel, parlamentoda göçmen krizini sorumluluk duygusuyla ele aldığını itiraf ettin. Bu iddiayı Susanna’nın anne ve babasına tekrarlamaya da cesaretin var mı? Sanırım hayır.  Senin katı kalpliliğin ve kendini haklı gösteren tutumun, senin kendini, politikalarının kurbanlarına kişisel bir söz dahi söylemekten üstün gördüğün anlamına geliyor. Bu,  vatandaşlarımız için kabul edilemez bir durumdur. Sonunda sorumluluğunu kabul edecek misin Bayan Merkel? Sen ve bütün kabinen, bu ülkede yaşayan aileler, artık çocukları için korkmalarını gerektirmeyecek bir iltica yasasının yapılabilmesi için derhal istifa etmelidir.

Stern dergisi bütün olanlara bakarak şu sonuca varmıştır: ‘‘Susanna olayına gösterilen duygusal tepkiler Almanya’nın nasıl değiştiğini ortaya çıkarmıştır. Mülteci krizinin yaşandığı yaz ayında, yüz binlerce insan bu ülkeye geldiklerinde, Alman toplumunda bardağın taşacağına dair ikazlar daha o zamanlar vardı. Susanna olayı kontrolün artık kaybedildiği, özellikle kanun ve düzeni seven bir toplumda, sığınma politikasını artık kontrol edemeyen aşırı gergin bir devlet izlenimini uyandırmaktadır. Federal Göçmen ve Mülteci Ofisindeki kötü yönetimle ilgili mevcut skandalın (göçmen memurları 1.200’den fazla insana sığınma hakkı vermek için nakit olarak rüşvet aldıklarını kabul etmiştir) başarısız devlet izlenimini güçlendirdiği görülmektedir.

 

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

 

 

Germany’s Migrant Rape Crisis: “Failure of the State”

“Susanna is dead. Maria from Freiburg; Mia from Kandel; Mireille from Flensburg; and now Susanna from Mainz….” – Alice Weidel, co-leader AfD party. “Susanna’s death is not a blind stroke of fate. Susanna’s death is the result of many years of organized

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın