Erdoğan’ın Türkiye’deki Geleceği Hiç Parlak Görünmüyor

Sırada Kim Var?

Erdoğan’ın Türkiye’deki Geleceği Hiç Parlak Görünmüyor

 

Yine bir seçim öncesi, Erdoğan düşmanı Stanley Weiss’in yazısını daha önce yayınlamış ve sırada Daniel Pipes, Michael Rubin ve Leela Jacinto var demiştik. Michael Rubin de küstah yazısıyla ateşe başladı… Yine soruyoruz: Sırada kim var?

Yazar: Michael Rubin, Washington Examiner, 30 Ocak 2019

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 20 Şubat 2019

 

 

Artık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan rejiminin gerçek doğası hakkında hiçbir şüphe yok. Geçtiğimiz yıl Freedom House Türkiye’yi, Rusya, İran, Kuzey Kore ve Venezuela’nın da aralarında olduğu ‘‘Özgür Olmayan’’ ülkeler sınıfına düşürmüştür.

2012 yılında Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye’yi ‘‘En Büyük Gazeteci Hapishanesi’’ olarak nitelendirmiş ve o zamandan günümüze dek geçen sürede durum daha da kötüleşmiştir. Vergi daireleri Erdoğan’ın rakiplerine bağış yapma cesaretinde bulunanları denetlemektedir. Türk hapishaneleri ağzına kadar siyasi mahkûmlarla doludur. Erdoğan, demokrasiyi alaycı bir şekilde arzu edilen istasyona gelindiğinde inilecek bir tramvaya benzetmesinin son aşamasına gelmiş gibi görünmektedir.

Birleşik Devletler ve Avrupa’yı ziyaret eden Türklerin çok geniş bir kesimi, Türk toplumuna nüfuz eden korku ve paranoyadan bahsetmektedir. Dünyanın en istismarcı otokratik rejimlerinde olduğu gibi Türkler de yanlış bir kelime veya kulaklara fısıldanan bir şakanın soruşturma, tutuklanma veya hapisle sonuçlanmasından korkmaktadırlar. Tıpkı Soğuk Savaş dönemi Komünist rejimlerinde olduğu gibi kıskanç bir komşu veya mağdur bir iş adamı sahte bir rapor tanzim ederek insanın hayatını mahvedebilir.

Diktatörler ilk bakışta iktidarları döneminde güvendeymiş gibi görünebilirler, fakat demokratlar her sabah meşru görev sürelerinin yasallık ve güveniyle uyanırken diktatörler her gün, o gün son günleri olacakmış korkusuyla uyanırlar. Diktatörlerin hiç birisi kalp krizi, suikast veya darbeleri beklemez, fakat bunlardan biri veya diğerinin önünde sonunda geleceğine emin olabilirler.

Erdoğan’a geri dönelim, iktidara ilk geldiği neredeyse 15 yıldan sonra, Türk lider iktidarını sağlama almış gibi görünmektedir, gerçi seçimleri, oyları kendi atadıkları ve destekçilerinin sayması nedeniyle çok küçük bir çoğunlukla kazanmıştır.

Erdoğan’ın görev süresi nasıl sona erebilir? Sadece dört olasılık bulunmaktadır:

Devlet Töreni

Erdoğan’ın tercihi budur. Fakirlikten gelen Erdoğan bugün milyarlarca dolar tutarında bir servetin sahibidir ve iktidardaki dizginlerini gevşeterek bu serveti kaybetmeyi riske sokmak istememektedir. Bütün dindar görünme çabalarına rağmen eşi Emine de eski Arjantin devlet başkanının eşi Evita Peron gibi lüks yaşam bağımlısı haline gelmiştir.

 

Rahim kanserinden çok genç yaşta hayatını kaybeden karizmatik Evita Peron ve eşi Arjantin
Devlet Başkanı Juan Peron, Buenos Aires’te Casa Rosada Government
House’ın
balkonunda halkı selamlarken. Ekim 1950. Foto: AP

Erdoğan’ın iktidarda kalma arzusunu şekillendiren tek motivasyonlar aile servetini biriktirmek ile iç ve dıştaki düşmanlarını aşağılamak değildir. Samimi, hoş görüşüz de olsa dini inanç diğer bir faktör olabilir. Türkiye 100’üncü kuruluş yıldönümüne yaklaşırken, Erdoğan ikinci bir cumhuriyet kurma ve Atatürk’ün mirasını sonunda tabuta koymayı hedeflemektedir.

Erdoğan’ın iktidarda kalmasındaki en büyük neden, belki de ailesinin servetini korumaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi veya AKP, onun iktidara gelmek için kullandığı bir araç iken, o artık, her ikisine de sürgündeki imam Fethullah Gülen bağlantıları nedeniyle her zaman hapsedilebilecekleri fısıldanan, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gibi partinin güçlü isimlerini bir kenara atmıştır. Oğulları Ahmet ve Bilal’i ailenin milyarlarca dolar tutarındaki servetini yönetmekle ve halen Hazine Bakanı olarak görev yapan damadı Berat Albayrak’ı da kendisinin yerini almak üzere görevlendirmiştir.

 

Hosni Mubarak’ın oğlu Gamal (sağda) ve karısı Khadiga al-Gamal. Foto: Seattle Times.

 

Fakat Erdoğan’ın unuttuğu bir şey bulunmaktadır. Mısır Devlet Başkanı Hosni Mubarak’ın, oğlu Gamal’ı iktidara getirme gayretleri sadece kitlelerin değil, ordudaki elitlerin de ona karşı cephe almasına ve Mubarak’ı iktidardan uzaklaştırmalarına neden olmuştur. Ne olursa olsun, kendisi gittiğinde Adalet ve Kalkınma Partisi üyelerinin Ahmet, Bilal ve Berat için kullanmak üzere çekecekleri kılıçları Erdoğan çok hafife almaktadır.

Sürgün

Erdoğan’ı paranoyaya sürükleyen nedenlerden bir tanesi de kendisini yeteri kadar güvende hissetmemesidir. Türkiye kaynayan bir düdüklü tenceredir ve onun güvenlik kuvvetleri de bu tencerenin kapağıdır. Fakat her tutuklama, el koyma ve tasfiye ile yaklaşan ekonomik kriz basıncı giderek artırmaktadır. Düdüklü tencerenin patlaması bir an meselesi olabilir.

Erdoğan, 2013 yılında Mısır’da seçilmiş ilk Müslüman Kardeşler devlet başkanı olan Mohamed Morsi’nin iktidardan devrilmesini kınamaktan hoşlanmakta, fakat gerçek hikâyeyi görmezden gelmektedir. Sadece bir yıl içinde kutuplaşan ve giderek ideolojikleşen Morsi, milyonlarca Mısır vatandaşının desteğini kendi aleyhine döndürmeyi başarmıştır.

 

Solda Mohamed Morsi demir parmaklıklar arkasında, sağda onu deviren
General Abdel Fattah el-Sisi. Foto: The Guardian

 

Devlet Başkanı Abdul Fatteh el-Sisi’yi eleştirenler, meydana gelen olayı bir darbe olarak nitelendiriyor olabilirler, fakat onun destekçileri de Mısır’da olanları bir devrim olarak adlandırmaktadırlar. Kim ne derse desin bir şey çok açıktır: Morsi halkın desteğini kaybetmemiş olsaydı Sisi’nin iktidara gelmesi asla mümkün olmazdı.

Soldan sağa İdi Amin, Zine El Abidine Ben Ali, Viktor Yanukovych ve Yahya Jammeh.

Türk halkı isyan ederse Erdoğan ne yapacak? En iyi seçeneği sürgüne kaçmak olabilir. Uganda diktatörü İdi Amin, sürgün yeri olarak Suudi Arabistan’ı seçmişti. Tunus’un eski güçlü adamı Zine El Abidine Ben Ali de aynı şeyi yapmıştı. Ukrayna lideri Viktor Yanukovych’nin tercihi ise Moskova’ydı ve eski Gambiya başkanı Yahya Jammeh ise kendisine sürgün yeri olarak Ekvator Gine’sini seçmişti.

Tıpkı merhum Libya lideri Muammar Qadhafi’nin etrafında hiç dostunun kalmaması gibi Erdoğan’ın değişken davranışları da onun seçeneklerini sınırlayabilir. Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler örgütünü kucaklaması, sürgün yeri olarak Suudi Arabistan’ı bir seçenek olmaktan çıkarmaktadır.

Rusya da iyi bir alternatif değildir. Vladimir Putin için Erdoğan faydalı, ama nihayetinde Batı’yı kızdırma faaliyetlerinde kullandığı bir oyuncaktan başka bir şey değildir. Erdoğan artık faydalı olmadığında, Putin onu bir kedinin fare ölüsünü çöpe atması gibi bir kenara atacaktır.

Solda Slobodan Miloseviç, sağda Saddam Hussein.

 

Venezuela’daki Maduro rejimi çok uzun sürmeyebilir. Bütün bu seçenekler devre dışı kaldığında, masada sürgün yeri olarak sadece Katar ve Azerbaycan kalmaktadır. Erdoğan’ın ileriyi görme kabiliyeti varsa, yerine gelecek olan veya uluslararası ortamdaki düşmanları, bankalarda bulunan birçok hesabını dondurmadan önce bu ülkelerden birinde kendisine bir gayrimenkul satın alacaktır.

Hapis Cezası

Diktatörler genellikle, her şey kendi aleyhlerine döndüğünde dahi bir gün yeniden iktidarı kazanacakları yanılgısına düşerler. Eski Sırp Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç bir hapishanede ölmüştür. Eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hussein kendisine teklif edilen Dubai’de lüks sürgün yaşamını reddetmiş ve sarayında sadece bir gün daha kalabilmiştir. Amerikan tankları Bağdat’a yaklaşırken, sonradan içinden çekip çıkarılacağı bir fare deliğine saklanmıştır. Saddam son yıllarını hapishanede geçirmiş, yargılanmış ve son nefesini de hapishanede kurulan bir darağacında vermiştir. Hosni Mubarak da saraydan hapishaneye taşınanlar arasındadır, fakat sonradan affedilmiştir.

Halkın öfkesinin patlaması ve Türkiye’de bir rejim değişikliği olması durumunda savcıların Erdoğan’ı suçlayabilecekleri birçok suçu bulunmaktadır. Başbakan seçildiğinde, İstanbul belediye başkanlığı dönemine ait bekleyen yolsuzluk dosyaları bulunmaktadır. Çok büyük bir servet biriktirmesinin hiçbir yasal açıklaması bulunmamaktadır. Kendi AKP’li yakın arkadaşları dahi onun dış ülkelerde banka hesapları olduğuna tanıklık etmişlerdir.

Sızdırılan telefon konuşma kayıtlarını uydurma olarak nitelendirse de hiçbir istihbarat analizcisi onun bu değerlendirmelerine katılmamakta ve yolsuzlukla mücadele polisinin evine baskın yapabileceğine inandığındaki panik halini açıklamamaktadır. Daha sonra ortaya çıkan belgeler de para aklama ve saptırma hikâyelerine katkı sağlamıştır. Cizre, Nusaybin, Sur ve Şırnak gibi Kürt yerleşim yerlerini imha etmesi insanlığa karşı işlenen suç niteliğinde olabilir.

Kısacası Erdoğan sivil bir ayaklanma karşısında fazla duramaz, en kötüsü olmasa da kendisini onlarca yıl kalacağı bir hapishanede bulabilir.

 

İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan Necmettin Erbakan
ile birlikte  İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesinin yıl dönümü
kutlamalarında İnönü Stadyumunda halkı selamlarken. 30 Mayıs 1997. Foto: Al Monitor.

 

İnfaz

Erdoğan, hapse atılan ve onu eleştirenler intikam almak isterler ve adalet sistemi izin verirse infaz edilecek ilk Türk lider olmayacaktır. 1950 yılında Demokrat Parti’den Adnan Menderes, ülkede yapılan ilk serbest seçim sonrasında iktidara gelmiştir. Sonraki on yıl süresince Menderes, hükümeti yönetmeyi sürdürerek Türkiye’nin NATO’ya girişine önderlik etmekle kalmamış benzeri görülmemiş bir ekonomik başarı da yakalamıştır.

Ancak 1960 yılında Soğuk Savaşın perde arkasında onun solculuğu hakkındaki şüpheleri ve kamu hayatında İslam dinine olan toleransı nedeniyle Türk ordusu liderliğinde yapılan bir darbeyle iktidardan indirilir ve hapse atılır. En sonunda da bir mahkeme Menderes’i yolsuzluk, anayasayı ayaklar altına alma ve İstanbul’da birkaç düzine Yunan asıllı Türk vatandaşının hayatlarına mal olan planlı bir katliam tertiplemekten suçlu bulur. 17 Eylül 1961 tarihinde Türk cuntası Menderes’i asarak idam eder.

Menderes olayında, ne askeri darbe ne de infaz haklıydı. Her ne kadar Türk tarihçiler genelde Türkiye’nin sistemini korumayı gerçeğe yeğleseler de Adnan Menderes’in kaderindeki adaletsizliği görmekte birleşmişlerdir. 1990 yılında Türk parlamentosu Menderes’i affetmekle kalmamış onun anısına bir anıt mezar yapılmasını da izin vermiştir.

 

İstiklal Madalyası sahibi olan ve 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak
idam edilen Adnan Menderes. Foto: Manisa Denge

 

Menderes’in infazı Türkiye’yi yaralamasının yanı sıra bir de emsal oluşturmuştur. Menderes masum olsa da Erdoğan birçok olayda suçludur. Birçok açıdan Menderes bir şehit olsa da etnik temizlik, savaş suçları, teröre destek ve kitlesel yolsuzluklara katılanların ödeyecekleri nihai bir bedel vardır. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve diğer ölüm cezası karşıtı organizasyonlar şikâyet edebilirler, fakat onlar genellikle ilkeleri siyasetten daha önemsiz görürler. İnsan Hakları İzleme Örgütü açısından İsrail’e saldırmak, Erdoğan ile zaman kaybetmekten çok daha kârlıdır. Türk lideri bir şehide dönüştürmek, yeni nesil Türk siyasetçileri de son nesillerin yaşadığı aynı kutuplaşma ve huzursuzluk ile karşı karşıya bırakacağından Erdoğan’ın infaz edilmesi mantıklı değildir.

Orta Doğu ve Türkiye’de; özellikle de özgür olmayan toplumlarda, profesörler, basın ve devlet adamlarında analiz ve fikir savunuculuğu konusunda çok sık kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Bazıları, rejimin hedeflerine uymayan senaryoları dile getirmeye olumsuz tepki gösterebilir. Fakat gerçeğin fantezi ile karışma gibi sıkıntılı bir tarafı vardır. Erdoğan’ın yakın geleceği hiç parlak görünmemektedir ve aşağılanma ile adalet her an Erdoğan ve ailesinin alıştığı lüks yaşam ve iktidarın yerini alabilir.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yayıncı kuruluş ile Erdoğan ve Türkiye düşmanı, FETÖ darbe girişimini önceden haber veren eski Pentagon görevlisi yazar Michael Rubin’in görüş ve iddialarını içermektedir.

Yazının çevrilerek paylaşılması Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin yazıda ifade edilen görüşleri paylaştığı anlamına gelmemektedir.

 

Öncelikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a hayâsızca saldıran bu eski Pentagon görevlisini, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanına yaptığı yakıştırmalar için şiddetle kınıyorum.

Daha önce Sun Savunma Net sitesinde; ‘‘Erdoğan Bizim Dostumuz Değil’’ başlığı ve ‘‘Yine bir seçim öncesi ve Erdoğan düşmanı Stanley Weiss’ten yeni bir Erdoğan karşıtı yazı. Sırada Daniel Pipes, Michael Rubin ve Leela Jacinto var’’ alt başlığı ile Stanley A. Weiss tarafından kaleme alınan ve Medium’da yayınlanan yazıyı (https://sunsavunma.net/erdogan-bizim-dostumuz-degil/) sayın okuyucularımız ile paylaşmıştık. Öngörümüz doğru çıktı ve eski Pentagon görevlisi Michael Rubin de atışa başladı. Sırada Daniel Pipes ve Leela Jacinto var…

Sözde demokrasi götürme perdesi altında, gittiği her yere kan ve gözyaşı götüren Amerika ve bir ülkenin devlet başkanı hakkında böyle bir yazıyı kaleme alan yazarı şiddetle kınıyorum.

Yazımızı, Vatan Şairi Namık Kemal’in ünlü Hürriyet Kasidesinden bir dize ile sonlandıralım.  

Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten.

Namık Kemal

 

Erdogan’s future in Turkey does not look bright

There is no longer any real debate about the nature of President Recep Tayyip Erdogan’s regime. This past year, Freedom House dropped Turkey’s ranking to “not free,” joining a club populated by the likes of Russia, Iran, North Korea, and Venezuela. In 2012, Reporters Without Borders described…

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın