S-400 mü, F-35 mi?

S-400 mü, F-35 mi?

 

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 4 Eylül 2018

 

Uzun süredir “S-400 mü F-35 mi” tartışması kamuoyunun gündemini meşgul ediyor. Bu önemli tartışmaya teknik, askeri ve stratejik açılardan katkıda bulunma ihtiyacı doğdu.

ABD, ısrarla Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemleri almasına karşı çıkıyor; acaba neden?

S-400 füzelerinin NATO hava savunma sistemine entegre edilemeyeceği; Türkiye’ye Rus üretimi füze savunma sistemleri yerleştirilmesinin, Moskova’ya NATO kaynakları ve araçları hakkında kapsamlı bilgi edinme olanağı sağlayacağı gibi yuvarlak sözler, tartışmanın perde arkasındaki asıl gerekçelerini görmemizi engelliyor.

Türkiye olarak görünen gerekçelerle, görülmeyen gizli gerekçeleri anlayabildiğimiz taktirde, bu oyundaki hamlelerimizi çok daha etkili yapabiliriz. Bu maksatla konuyu üç ana başlık altında inceleyeceğiz.

1) Türkiye’nin S-400 Hava Savunma Sistemlerini Alması Dünyanın En Pahalı Silah Tedarik Projesi Olan F-35’i Çökertebilir

NATO’nun hava savunmasından sorumlu, aynı zamanda ABD’nin, Avrupa ve Afrika’daki Hava Kuvvetleri unsurlarının komutanı General Tod D. Wolters, geçtiğimiz Temmuz ayında Reuters’e verdiği mülakatta bazı gerçekleri açık etti.

General Wolters verdiği demeçte özetle; “halen F-35 uçaklarının görünmezlik kabiliyetinin ne olduğunu gizli tutabilmek için bu uçakların S-400 hava savunma sistemlerine ne kadar yakın ve ne süre ile uçabileceğinin bilinmediğini, bu hususların tespit edilmesi gerektiğini; S-400’lerin radarlarda tespit edilemeyen F-35 savaş uçaklarının kapasitesi hakkında bilgi toplamasının NATO’nun avantajına olmayacağını; Türkiye’nin aynı anda hem S-400 hem de F-35 uçaklarını kullanacak olmasının endişe yarattığını, Türkiye’nin her iki sistemi de askeri bilgi sistemlerine entegre etmeye çalışmasının milyarlarca dolarlık bu silah sisteminin tedarikini tehlikeye atacağını” söyledi[1]

General Wolters’in demecini kamuoyunun anlayacağı dile çevirelim. Türkiye, S-400 hava savunma sistemleri ve F-35 uçaklarına aynı anda sahip olduğunda her iki silahın birbirine karşı etkilerini tespit etmeye çalışacaktır.

 

F-35 Savaş Uçağı Silah İstasyonları. Foto: Quora.

 

F-35 uçağının tasarım amaçlarından en önemlisi, stealth (görünmezlik) teknolojisine sahip olmasıdır. Bu teknoloji sayesinde uçak, düşük radar yansımasına sahip olacağından, hava savunma radarları tarafından tespit edilemeyecek veya çok geç tespit edilebilecektir. Böylece düşman derinliklerinde, düşmanın hava savunma kabiliyeti tamamen bertaraf edilemese dahi, hava harekâtı icra etmek F-35 uçakları sayesinde mümkün olacaktır.

Stealth teknolojisi bir uçağı tamamen görünmez yapmaz. Zaten F-35’in üreticisi Lockheed Martin de, uçağın kanat altında hiçbir yük taşımadığı durumlarda, gövde altı bomba kapakları kapalı iken, belli irtifa, mesafe ve açılarda görünmez olduğunu iddia etmektedir.

Türkiye, her iki silah sistemine aynı anda sahip olduğunda, F-35’in hangi mesafe, irtifa ve açılarda, S-400’ün radarları tarafından tespit ve atış için takip edilebildiğini, yapacağı test uçuşları sayesinde belirleyecektir. Böylece, birbirini destekleyecek şekilde farklı mesafe ve açılarda yerleştirilmiş 2 x S-400 bataryası tarafından savunulan bir bölgeye, F-35 uçaklarının nüfuz edemeyeceği gerçeği anlaşılacaktır. Daha da önemlisi, belki de S-400’ü dizayn eden firmanın iddia ettiği gibi F-35’in görünmezlik teknolojisinin, S-400 radarları karşısında tamamen etkisiz olduğu gerçeği oltaya çıkacaktır.

16 Ekim 2017 tarihinde Lübnan hava sahasını kullanarak Suriye’ye yönelik operasyon yapan bir İsrail F-35 uçağının, Suriye’nin S-200 füzeleri ile vurulması bu yönde bir gerçeğin açığa çıkabileceğinin kuvvetli bir emaresidir.

 

F-16 Savaşan Şahin.  Foto: Air Force Technology

 

Diğer bir emare olarak F-16 Blok 50 uçaklarının hikâyesini burada anlatmak gerekiyor. Türkiye’de F-16 Blok 50 uçakları ilk kullanılmaya başlandığında ABD, uçakların üzerindeki yeni boyanın uçağa kısmı görünmezlik özelliği kazandırdığını söylemişti. İddiaya göre F-16 Blok 50 uçağına, başka bir F-16, diğer uçaklara göre daha yakından kilit atabiliyordu. F-16 Blok 50 uçağına yeni boyası sayesinde uzak mesafelerden kilit atmak mümkün değildi. Uçağın ilk testlerini hava kuvvetlerinden iki pilot gerçekleştirmişti. Bu pilotlardan birisinin ismini vermeyeceğim, ama diğeri bugün FETÖ şüphelisi olarak yurtdışı görevdeyken geri dönmeyen ve çeşitli zeminlerde Türkiye aleyhinde konuşturulan Hava Kuvvetlerinden atılan eski Tuğgeneral Mehmet Yalınalp’tir. Her iki test pilotu, F-16 Blok 50 uçaklarının böyle bir özelliğinin olmadığını tespit etmelerine rağmen Mehmet Yalınalp, Hava Kuvvetlerine uçağın bu yönde bir kabiliyeti olduğu yönünde rapor vermiştir. Muhtemelen rapor hâlen Hava Kuvvetleri Karargâhında duruyordur. ABD’nin kendi silah sistemleri konusunda yalan söyleme örnekleri ortada dururken, F-35 uçağının görünmezlik yeteneğine nasıl inanacaksınız?

Eğer F-35 uçaklarının görünmezlik özelliği S-400 hava savunma sistemleri karşısında etkisiz ise bu uçağı satın almayı planlayan, Avustralya, Danimarka, İsrail, İtalya, Japonya, Hollanda, Güney Kore, İngiltere ve Türkiye gibi ülkeler, hatta ABD Hava Kuvvetleri dahi kararlarını yeniden gözeden geçirecektir. F-16, F-18 ve F-15 gibi üçüncü jenerasyon uçaklara göre birçok açıdan daha kötü performansa sahip bir uçağa, görünmezlik teknolojisi olmadıktan sonra, 3-4 kat fazla para vermek hiç kimsenin işine gelmez. Böylesi bir gelişme, dünyanın en pahalı silah tedarik programı olan F-35 projesinin tarihi bir fiyaskoyla sonuçlanmasına neden olur.

İşte bu nedenle ABD Senatosu, askeri bütçe tasarısını onaylamasıyla birlikte Türkiye’ye, F-35 savaş uçaklarının teslimatını geçici olarak durdurmuştur. Tasarının maddeleri içinde Savunma Bakanlığı’nın, Trump’ın onayının ardından 90 gün içinde Türkiye’ye dair bir raporu Kongre’ye sunması öngörülüyor. Buna göre, Türkiye’nin ABD’den alacağı F-35’leri, Rusya’dan alacağı S-400 savunma sistemiyle birlikte kullanmasının ABD savunma sistemine bir zarar getirip getirmeyeceği araştırılacak. Bu süre zarfında da Türkiye’ye teslimat yapılmayacaktır[2].

Aslına bakarsanız teslimat süresi, F-35 tedarik niyetinde olan ülkelerin, alım taahhütlerini uçak sayılarıyla birlikte garanti edene kadar uzatılacaktır. Yoksa proje batar. Diğer yandan ABD, Türkiye’ye 100’ün üzerinde uçak satmaya çalışarak, Ankara’nın bağımsız dış politika izlemesinin önüne geçmeye çalışmaktadır.

 

S-400 Hava Savunma Sistemi. Foto: RAYAN World

 

Bu noktada Türkiye’nin yapması gereken, S-400 hava savunma sistemini satın alarak, ABD’yi F-35’leri satmamaya zorlamak, bu sayede bu batık projeden kendisini kurtarmaya çalışmak olmalıdır. Ancak Türkiye projeye geliştirme safhasından bu yana ortak olduğu için ve şimdiye kadar 900 milyon dolar gibi ciddi bir miktar ödeme yaptığından, bu ihtimal biraz uzak görünmektedir. Bu şartlarda ise Türkiye, F-35’lerin görünmezlik kabiliyetinin, özellikle S-400 gibi gelişmiş bir hava savunma sistemine karşı ne olduğu tespit edilmeden, ödediği 900 milyon doları kurtaracak sayının dışında bir alım garantisi vermemelidir. Maksimum satın alacağımız uçak sayısı, 1-2 filoyu yani 16-32 uçağı kesinlikle geçmemelidir.

2) S-400 Bölgedeki Stratejik Dengeyi Değiştirebilecek Bir Silahtır

S-400 hava savunma sistemi; F-16, F-15, F-18, F-35, Tornado, Eurofighter gibi taktik av-bombardıman uçakları, B-1, B-2, B-52 gibi stratejik bombardıman uçakları, balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarına karşı geliştirilmiş çok etkili bir hava savunma sistemidir. Sistem, 600 km mesafeden hedefleri tespit ve takip edebilmekte, 400 km uzaklıkta ve 30 km yükseklikteki hedeflere atış yapabilmektedir.

 

Tomahawk Seyir Füzesi. Foto: Alalam News Network

 

Yukarıda örnekleri verilen taktik av-bombardıman uçakları, ya hedefin üzerine gelerek klasik mühimmat veya lazer güdümlü GBU-10, 12, 16 gibi mühimmatlar atmakta veya hedefin azami 28 km uzağından uydu (GPS) güdümlü BLU-109, 110, 111 (JDAM) gibi mühimmatlar kullanmakta veya hedefe yaklaşmadan azami 100 km mesafeden AGM-154 (JSOW) gibi mühimmatlar ile hedefe taarruz edebilmektedir. Avrupa Birliğinin envanterinde olan taktik av-bombardıman uçaklarının kullanabildiği en uzak mesafelerden atılan STORM SHADOW/SCALP füzesinin menzili 250 km’dir. Bu bilgiler ışığında, 400 km’ye atış yapabilen S-400 hava savunma sistemi ile savunulan bir hedef bölgesine, taktik av bombardıman uçaklarının yaklaşması çok da kolay olmayacaktır.

ABD’nin stratejik bombardıman uçakları tarafından kullanılabilen 370 km menzilli AGM-158A ve 1,000 km menzilli AGM-158B (JASSM-ER)[3] füzeleri ile Tomahawk gibi uçak ve gemilerden atılabilen seyir füzeleri ile S-400’ün etkili menziline girmeden hedeflere atış yapmak mümkündür. Ancak S-400 hava savunma sistemi, seyir füzelerini vurma kabiliyetine sahip olduğundan taarruz eden seyir füzelerinin de başarı oranı düşük olacaktır.

S-400 tarafından savunulan hedeflere taarruz etmek, çok pahalı olan seyir füzelerini kullanmayı gerektirdiğinden ekonomik açıdan maliyetli, daha da önemlisi vurulabilecek uçak ve füzelerin kayıp oranları düşünüldüğünde prestij açısından çok daha külfetli olacaktır. Bir anlamda S-400 hava savunma sisteminin, belirli bir bölgeyi uçuşa yasak bölge ilan etme kabiliyeti vardır. Bu anlamda S-400 stratejik bir savunma sistemidir.

 

Doğu Akdeniz’in sunduğu doğal gaz fırsatları. Harita: TEKMOR MONITOR

 

Hatırlanacak olursa, Türkiye, Rus uçağını düşürdükten sonra, Suriye hava sahası Türk uçaklarına uçuşa yasak bölge ilan edilmişti. Suriye’nin Afrin bölgesine yapılan Zeytin Dalı operasyonunun en kritik dönemlerinde Amerikan yapısı F-16’larımız, Rusya izin vermedikçe kara harekâtına destek verememiştir. Bu örnekten hareketle, Türkiye’nin gelecekte S-400 hava savuma sistemlerine sahip olması durumunda, Kuzey Irak’ta veya Kuzey Suriye’de veya bir başka bölgede uçuşa yasak bölge ilan etmesi mümkün olacaktır. Hâl böyle olunca 2. İsrail projesi tehlikeye girer…

Daha da önemlisi dananın kuyruğu Doğu Akdeniz’de kopacak. Kıbrıs açıklarındaki ve Meis Adası’nın güneyindeki gaz yatakları ve bölgeden geçecek enerji koridorları, Batı ile Türkiye arasında ciddi bir paylaşım kavgasına sebep olacaktır. Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemlerine sahip olması, bu bölgelerin kolayca gasp edilmesinin önündeki önemli engellerden birisidir. S-400 hava savunma sistemleri, bölgeyi uçuşa yasak bölge ilan ederken, bizim uçaklarımızın bu sistemlerin şemsiyesi altında bölgede daha kolay operasyon icra etmesini sağlayacaktır. Benzer bir durum Ege harekât alanı için de geçerlidir.

İşin özeti; ABD, bölgede askeri dengenin değişmesini istememektedir. Washington, Türkiye’nin kendisini ve çıkarlarını savunmasına yardımcı olacak S-400 sistemine sahip olmasına karşı çıkmakta, bu sayede Ankara’yı bölgede oynanan oyunların dışında tutmaya çalışmaktadır. Hata konu biraz abartılacak olursa, Washington’un gelecekte Türkiye’ye müdahale planlarının imkânsız hale gelmemesi için S-400 alınmasına ve bu sayede gelişecek olan Türkiye-Rusya iş birliğine karşı çıktığı değerlendirmesi bile yapılabilir. Bu manada ABD’nin Türkiye’nin bir savunma sistemi almasına karşı çıkması saldırgan bir tutumdur.

 

Rus ve Türk liderler basın toplantısı esnasında. Foto: OILPRICE

 

3) S-400’ler Rusya ile Stratejik Ortaklığın Önünü Açarken Domino Etkisi Yaratacaktır

Ülkeler arasındaki silah alım ve satışları aynı zamanda çok güçlü diplomasi araçlarıdır. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın alması, her iki ülkenin karşılıklı bağımlılık kapsamında ilişkilerini geliştirecektir. Türkiye, Rusya ilişkisi sadece S-400 satışı ile sınırlı kalmaz; askeri, ekonomik ve politik alanda ilişkiler hızla gelişecektir. Türkiye gibi Ortadoğu ve Balkanlarda çok etkili bir ülke ile iş birliği yapmak, Rusya’nın kuşatılmışlığını kırarken, Moskova’ya ciddi bir güç kazandırır. Türkiye ve Rusya’nın ortak hareket etmesi, otomatikman İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerin bu ortaklığa dâhil olmasını sağlayacaktır. Katar’ın da bu ittifaka katılma olasılığı çok yüksektir. Bu 6 ülke Ortadoğu’daki güç dengelerini kökünden değiştirir. Washington kontrolündeki kukla yönetimlerin iktidarda kalması zorlaşır. Bu yöndeki bir gelişme, ABD tehdidi algılayan diğer ülkelerin, S-400 gibi Rus silahlarına yönelmesiyle bir domino etkisi yaratarak yeni dünya düzeninde Türkiye-Rusya eksenli yeni bir bloğun oluşmasına sebep olabilir. Moskova, Ankara (Sünni) ve Tahran (Şii) ile birlikte hareket ettiğinde içindeki Müslüman azınlığın ayaklandırılma tehlikesini atlatacak, bu yeni ortaklık sayesinde ABD, AB ve özellikle Çin ile arasındaki güvensizliği dengeleyebilecektir.

Sonuç

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üç ana gerekçeyle ABD, Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemlerini almasına karşı çıkmaktadır. İşin ilginç yanı ABD’nin gözümüzün içine baka baka, Türkiye’yi de parçalanmaya götürebilecek, komşu iki ülkeyi parçalayarak sınırımızda kukla bir devlet kurma niyetiyle, PKK’ya binlerce TIR silah yardımı yaparken ve kurduğu bu suni yapıyı koruma altına almak maksadıyla bölgede onlarca üs kurarken, Ankara’nın uslu çocuk olup, sözünden çıkmamasını istemesi çok şaşırtıcıdır. Türkiye’yi aptal yerine koymaya çalışarak izlenen bu yüzsüz politikayı anlamak mümkün değildir. Aslında kendi çıkarına olmayan, sadece İsrail’in dayatmasıyla izlediği bu politika, Washington’un Türkiye’yi kaybetmesine neden olmuştur. Artık geri dönülmez bir yola girilmiştir ve bu oyunda kaybeden hem ABD hem de İsrail olacaktır.

Ekonomik yaptırımlar veya hâlâ NATO’ya bağlılıktan söz eden birkaç muhalefet partili diplomatın çabaları Türkiye’yi bu yoldan çeviremez. Bilakis yaptırımların artması ve ekonominin kötüleşmesi bu süreci hızlandıracaktır.

AKP Hükümetinin ekonomik kriz sebebiyle S-400 alımından vaz geçerek Washington karşısında diz çökmesi düşünülemez. Bu ihtimalde Türkiye, tehdidin ana kaynağı ABD’ye muhtaç olurken, Rusya’yı satarak iki ülke arasında ciddi bir güvensizlik doğmasına neden olur. Sonuç itibariyle çekiç ve örs örneğinde olduğu gibi ABD ve Rusya arasında sıkışan Türkiye’nin ayakta kalması mümkün olmaz. Bu sebepten hiç kimse S-400’den vaz geçeceğimizi beklemesin.

 

[1] https://www.rt.com/news/433299-turkey-s400-f35-nato-challenge/

[2] https://www.dw.com/tr/erdoğan-s-400lere-ihtiyacımız-var/a-45304280

[3] https://missilethreat.csis.org/missile/jassm/

Yazar Profili

Osman Başıbüyük
Osman Başıbüyük
İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlamıştır. 1986 yılında Işıklar Askeri Lisesi, 1990 yılında Hava Harp Okulundan mezun olmuştur. Uçuş eğitimini 2’inci Ana Jet Üs K.lığında tamamladıktan sonra kol uçucusu, lider ve öğretmen olarak Türk Hava Kuvvetlerinin çeşitli filolarında F-104 ve F-16 uçaklarında pilot olarak görev yapmıştır.

Bir Cevap Yazın