ZARRAB DAVASI YAKLAŞIRKEN

ZARRAB DAVASI YAKLAŞIRKEN

ZARRAB DAVASI YAKLAŞIRKEN

30 Ekim 2017 New York Güney Bölge Başsavcı Vekili Joon H. Kim’in Ek İddianamesi

30 Ekim 2017

Dava No: 1.15-cr-00867-RMB Belge 322 30 Ekim 2017

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 13 Kasım 2017

2013 yılı gerçekten ilginç ve üzücü olaylar ile dolu bir yıldır. Usta gazeteci Mehmet Ali Birand, ünlü akademisyen ve gazeteci Toktamış Ateş,  Ağır Roman kitabının yazarı Metin Kaçan, herkesin sevgilisi olan Deprem Dede Ahmet Mete Işıkara, ses sanatçısı Müslüm Gürses, kalbini sanata veren ressam Burhan Doğançay, Doğan Koloğlu, ilk Avrupa güzelimiz Günseli Başar ve gazeteci Savaş Ay hayatlarını kaybederler.

Yurt dışından da İngiltere’nin ilk kadın başbakanı olan Demir Leydi lakaplı Margaret Thatcher, Hugo Chavez ve Nelson Mandela yaşama gözlerini yumarlar.

2013 yılı, kendisinden önceki 142 yılın yapamadığı bir şeyi de becerir ve Galatasaray Üniversitesi’nin Ortaköy’deki 142 yıllık binasını yakar. ABD Büyükelçiliği önünde, Cilvegözü Sınır Kapısında patlamalar olur, Esat güçleri kimyasal silah kullanır, Kenya’da teröristler saldırır masum insanlar ölür.

Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘‘Şu anda evlerinde bizim zor tuttuğumuz bu ülkenin yüzde elli insanı var. Biz onlara aman sabırlı olun diyoruz’’ dediği, sonrasında ise Faiz Lobisinin ortaya çıktığını ifade ettiği Gezi Parkı olayları patlak verir. Polisin orantısız güç kullanması sonucu insanlar yine yaşamlarını yitirirler.

Taksim Meydanı zorla boşaltıldıktan sonra Erdem Gündüz yüzünü Atatürk Kültür Merkezine (AKM) dönerek ‘‘Duran Adam’’ eylemini başlatır.

Alkollü içkilerin 22.00 ile 06.00 saatleri arasında satışı yasaklanır. Dört AKP’li kadın milletvekili Meclis Genel Kuruluna başörtüsü ile gelirler, AKP çoğunluktadır ve 14 yıl önce Ecevit’in bizzat müdahalesi sonucu atılan Merve Kavakçı benzeri bir olay yaşanmaz.

Gezi Parkı Olaylarının Sembolü – Kırmızılı kadın

16 Kasım 2013 tarihinde Diyarbakır’da tarihi bir buluşma gerçekleşir: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Kürt Bölgesi Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Kürt sanatçı Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses bir araya gelirler. İki sanatçı düet yaparak ‘‘Megri Megri’’ şarkısını söylerler. Türkçe anlamı ‘‘Ağlama’’ olan ve törendekileri gözyaşlarına boğan türkü, aslında PKK’lı bir terörist için yakılan ağıttır.

Megri Megri türküsü PKK’lı bir terörist için yakılan ağıttır ama olsundur. Erdoğan ve Barzani barış mesajları verir, Diyarbakır buluşması tam bir şölene döner, silah ve şiddet devrinin bittiği, tek hedefin kardeşlik olduğu vurgulanır. Çok sonraları Barzani, gençlik hayallerini gerçekleştirmek ister, diğeri ise ‘‘kandırıldım’’ der ve Haşdi Şabi denen ‘‘Bir Garip Örgüt’’ Irak Ordusu adı ile ortaya çıkarak, Barzani’nin gençlik hayallerini toprağa gömer. Onu da ABD aldatmıştır.


Dokuz yıldır sürmekte olan Ergenekon Davası karara bağlanır ve 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon’un silahlı terör örgütü olduğunu kabul ederek sanıklara ceza yağdırır. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise, Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘‘Ben Ergenekon Davasının Savcısıyım’’, Deniz Baykal’ın da ‘‘Avukatıyım’’ dediği kararı, yerel mahkemenin oluşumunda ve soruşturma, yargılama, delil toplama aşamalarında adil yargılanma ilkelerine aykırılık gerekçeleriyle bozacaktır. Bozma kararı sonucunda haksız olduğu ortaya çıkan taraf ‘‘ALDATILDIK’’ diyecektir. Türk halkı gelecekte bu sözleri yine duyacaktır.

İbrahim Tatlıses, Recep Tayyip Erdoğan, Mesut Barzani ve Şivan Perver. Foto: posta.com.tr

Amerikan filmlerinin yayın haklarıyla ilgili olarak, yedi milyon avro kadar vergi kaçırmakla suçlanan İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi’ye verilen dört yıllık hapis cezası temyiz mahkemesi tarafından onanır.

Avrupa ve Asya’yı denizin altından birbirine bağlayacak olan Marmaray dualarla açılır, Tiger Woods, Antalya’daki bir golf turnuvası öncesinde Boğaz Köprüsünde gösteri yapar. Vali Hüseyin Coş, bir coşku anında, kendisine ‘‘Allah belanı versin!’’ diye bağıran vatandaşı göstererek; ‘‘O gavatı bana getirin!’’ der. 29 Mayıs günü üçüncü köprünün temeli atılır, törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de katılır. Time dergisi yılın en etkili 100 insanı listesini yayınlar, listenin liderler bölümünde Fethullah Gülen ve Abdullah Öcalan da vardır. Titanlar kısmında Elon Musk, ikonlar kısmında ise Kate Middleton vardır, Türkiye’den başka kimse yoktur.

Ve 17 Aralık 2013 günü, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile yürütülen bir soruşturma kapsamında, aralarında bakan çocukları, belediye başkanı, banka yöneticileri ve iş adamlarının bulunduğu 37 kişi gözaltına alınır.

Çok sonraları, Hâkim ve Cumhuriyet savcısı adayları kura töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Şayet 17-25 Aralık girişiminin ardından yargıda ve emniyet teşkilatında gerekli operasyonları yapmamış, gerekli tedbirleri almamış olsaydık, 15 Temmuz’un rengi çok daha farklı olabilirdi. Milletimiz elbette bu ihanet çetesine teslim olmazdı. Ama darbenin bastırılması da bu kadar hızlı ve etkili gerçekleşmeyebilirdi. Hamdolsun, Rabbimin yardımı, milletimizin cesareti ve dirayeti sayesinde Türkiye, ikinci bir Kurtuluş Savaşı olarak gördüğümüz bu mücadeleden galip çıktı” ve ‘’17-25 Aralık’ta ihanetin kaynağı olan yargı ve emniyet, 15 Temmuz’da, milletle birlikte darbenin önüne geçilmesinde en çok hizmeti geçen kurumlar oldu’’ diyecektir.

Time Dergisi 2013 Yılı Etkili Yüz İnsan Listesi – İkon Kate Middleton, Lider Fethullah Gülen, Titan Elon Musk ve Lider Abdullah Öcalan.

2013 yılında bütün bunlar olurken, başka yerlerde oldukça ciddi şeyler de olmaktadır. Neler mi? Sıralayalım. Örneğin; ABD Hazine Bakanlığının 30 Temmuz 2012 tarihli 13622, 77 Fed. Reg. 45897 sayılı uygulama emriyle, 31 Temmuz 2012 günü sabahın ilk ışıkları ile uygulamaya koyulacak olan İran ile ilgili yeni yaptırımlar yürürlüğe girer.

 Yaptırımlar ile ABD parası veya değerli metallerin, İran Hükümeti ve İran Hükümetinin sahip olduğu bankalar ve işler dâhil, satış ve alımına yardım eden herkes yaptırım kapsamına dâhil edilmektedir. (ÇN: Kader, sanki bazıları için ağlarını örmeye başlamıştır).

ABD bu kararları alırken, Reza Zarrab, Halk Bank üzerinden, İran Milli Petrol Şirketi ve İran bankalarının, altın satın almak ve Türkiye’den, tekrar dövize çevrilebilecekleri veya İran’a taşınabilecekleri Dubai’ye ihraç etmek için ayrılan fonları kullanarak, İran petrol gelirlerine erişmelerini sağlamaktadır.

Zarrab ve Halk Bank bu altın dışsatımı işini, İran Hükümetine altın sağlamak yaptırımlara dâhil edildikten sonra, bu işten asıl fayda sağlayanlar, İran devlet bankaları olmasına rağmen yine de sürdürmüşlerdir. ABD Hazine Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde savcılar, Atilla ve diğer Halk Bank yetkililerinin, ihraç edilen tonlarca altının, özel sektörden İranlı altın ve mücevher satıcıları tarafından getirildiklerini iddia etmektedirler.

6 Şubat 2013 tarihinden başlamak üzere ITRA (Iran Threat Reduction Act) kapsamında İran petrol satışlarına uygulanan yaptırımlar genişletilerek, İran petrolünün satışı ile ilgili mali transfer yapan bankaların, diğer tedbirlerin yanı sıra:

  1. İran’a yapılacak olan ödemeleri yabancı bir banka emanet hesabında muhafaza etmesi,
  2. Petrol gelirlerinin, sadece İran’ın petrol sattığı ülkeden olmak üzere, izin verilen yiyecek ve ilaç gibi insani maddeler için kullanılması hükmü getirilmiştir.

Diğer bir ifadeyle; İran’ın Türkiye’ye petrol satışından elde ettiği gelirlerin, Türkiye’deki bir bankaya yatırılması ve sadece Türkiye ile İran arasındaki ticarette kullanılması gerekirdi, bunun aksine olarak herhangi bir mali kurumun bu transferleri kolaylaştırması ABD yaptırımlarının ihlali anlamına gelmektedir.

Yaptırım! Yaptırım’ diye bağıran ABD, 16 Ocak 2016 tarihinde 37 yıllık İran ambargosunu sonlandırır.

Hemen hemen aynı zamanlarda IFCA (Iranian Freedom and Counterproliferation Act), değerli metallerin, devlet dışı organizasyonlar dâhil İran ülkesine satışı, tedarik edilmesi veya transfer edilmesinde direkt ve dolaylı olarak katkıda bulunan herkesi kapsayacak şekilde değerli metaller yasağını genişletmiştir. Bu yasak 2013 yılı Ocak ayında ilan edilmiş ve 1 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (ÇN: Kader ağlarını örmeye devam etmektedir).

Yukarıdaki son altı paragraf, savcılar tarafından hazırlanan iddianameden alınmıştır. Aynı iddianame ile devam edelim. Sayfa 5, 6 ve 7’nci sayfalarda yer alan iddialar aşağıdaki gibidir.

Zarrab, Atilla ve onların iş birlikçileri, artan bu yaptırımlara iki şekilde tepki gösterirler. Bunlardan ilki; sanıkların, İran Merkez Bankası, İran Petrol Bakanlığı ve İran Milli Petrol Şirketinden üst düzey yetkililerin yanı sıra, zamanın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan dâhil Türk Hükümetinden üst düzey yetkililer ve zamanın Genel Müdürü Süleyman Aslan dâhil Halk Bankasından diğer yetkililerle birlikte çalışarak, İran petrol gelirlerini Halk Bank üzerinden Dubai’deki paravan şirketlere, transferleri İran’a yapılan sahte yiyecek satışları olarak göstererek, aktarmak maksadıyla bir sistem kurmaları olmuştur.

İkinci olarak, altın yasağının devreye girmesi sonrasında Türk Hükümeti, yaklaşan seçimler öncesinde Türkiye’nin ekonomik istatistiklerini manipüle etmek maksadıyla Zarrab ve Halk Bank yetkililerine altın dış satımına kaldığı yerden devam edilmesi talimatını vermişlerdir.

Kaynak: TUİK – T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı

Altın dışsatımı ve sahte yiyecek ticaretinin her ikisi de zamanın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan dâhil Türk hükümet yetkililerine ve Aslan dâhil banka yetkililerine verilen çok büyük miktardaki rüşvetler ile desteklenmekte ve korunmaktadır. Örneğin, 2013 yılı Mart ve Nisan aylarında, Zarrab ile iş birliği yaptığı Abdullah Happani arasında; Çağlayan ve Aslan’a verilen rüşvet miktarını bağdaştırma konusunda yapılan elektronik posta yazışmalarında yer alan Happani’nin hazırladığı tablolar, Zafer Çağlayan’a on milyonlar değerinde ABD doları, Avro ve Türk lirası olarak ödemeler yapıldığını ve değerli taşlar ile mücevherler verildiğini ortaya koymaktadır.

 

Bu plan ilk olarak Halk Bank tarafından uygulamaya koyulmuş ve esas olarak bir yaptırım uzmanı olan Aslan tarafından tasarlanmıştır. 26 Mart 2013 tarihinde Zarrab, Happani’ye, Halk Bankta düzenlenen ve Aslan’ın Zarrab’a; ‘‘İran bankalarına olan altın satışı ve ticaretini bir buçuk ay sonra durduracaklar’’ dediği, Aslan’ın yiyecek işi yapılması yönünde ısrar ettiği ve bu durumda işi iki üç ay daha uzatacağını ifade ettiği bir toplantıyı anlatır.

İleride Elektronik Posta Sızıntısı

Aslında kendisi ve Zarrab’ın yaptıkları işin, yiyecek işi değil de döviz değişimi ve altın transferi olduğunun bilincinde olan (tıpkı Atilla ve Aslan’ın oldukları gibi) Happani’nin; ‘‘Yiyecek işini nasıl yapacağız?’’ sorusuna Zarrab da Aslan’ın ‘‘Dubai’den İran’a gönderebiliriz. Nereden olursa olsun bir doküman sağlayabildiğinizde yapın… Problem değil. Nereden bulursanız bulun ve yapın.’’ şeklinde talimat verdiğini aktarmıştır.

Zarrab, Happani ve diğer iş ortakları böylece kendilerini Halk Bank üzerinden yapılan transferlerin sanki İran’a yapılan yiyecek transferleri gibi görünmesini sağlayacak dokümanları bulma ve oluşturma görevine adarlar. Zarrab ve Aslan, 22 Nisan 2013 tarihinde bir elektronik posta yazışmasında,  altın ticaretinden yiyecek satışlarına döndürecekleri işin mevcut durumu hakkında görüş alışverişinde bulunurlar. Aslan sorar: ‘‘Hakan Atilla tarafından önerilen yöntemlerle ilgili bir probleminiz var mı? Yiyecek sektörü ile ilgili.’’ Zarrab yanıt verir: ‘‘Hayır, tamamen doğru bir yöntem.’’

 

Dubai’den kalkan 5.00 ton kapasiteli gemilerde yukarıdaki gibi bir aşırı yükleme problemi yoktur. 140.000 tonluk yük sadece kâğıt üzerindedir.

Komploda yer alanlar, Atilla tarafından önerilen yöntemlerle ilgili bir problemle karşılaştıklarında, onlara hatalarını nasıl düzelteceklerini söyleyen yine Atilla’dır. 2 Temmuz 2013 günü Zarrab ile Atilla arasında geçen ve kayda alınan telefon konuşması kayıtları, Atilla’nın Zarrab’ı, dokümanlarda rapor edilen tonaj miktarı ile sorguladığını göstermektedir.

Atilla; ‘‘Ben, 140.000 tonluk malın 5 ton kapasiteli bir gemi ile taşınmasının birazcık zor olduğunu ve sahte işlemlere konu olan yiyeceklerin sözde kaynağının da problem olduğunu düşünüyorum’’ demektedir, anlatmak istediği şey Dubai’de buğday yetişmediğinden kaynağın Dubai olarak gösterilemeyeceğidir.

Atilla, yapılan transferlerin çok büyük olduğu yönünde de Zarrab’ı uyarır, Zarrab hatasını bilmektedir ve ‘‘Bay Hakan, burada teknik bir hata yaptık, bunu anlıyorum, transferleri bundan sonra beşer milyonluk dilimler halinde yapacağız’’ der.

Dubai’de tarım, yoksa Zarrab haklı mıydı?

9 Temmuz 2013 tarihinde kaydedilen bir telefon görüşmesinde Atilla yine bir hatayı düzeltmektedir. Halk Bankın Zarrab’tan aldığı sahte dokümanlarda, gemilerin taşıyabileceklerinden çok daha fazla malı taşıyor göründüğünü anlatmaktadır.

ABD Hazine Bakanlığı, Atilla ve Aslan ile yaptığı çeşitli görüşmeler ve toplantılarda ikiliyi, İran’ın paravan şirketler kullanarak ve sahte belgeler düzenleyerek yaptırımları delme gayretleri konusunda bilgilendirirler, fakat bankanın en üst düzey iki yetkilisi, Hazine bakanlığı yetkililerine, Halk bankın bu tür düzenbazlıkları belirlemek için çok itina ile hazırlanmış prosedürlere sahip olduğunu iddia ederler.

Çevirenin Notları: Evet sayın okurlar, 2013 yılından hatırlarda kalanlar ve Zarrab Davası ilave iddianamesinden bazı alıntılar. Yorum tamamen sizlere ait, benimkiler ise aşağıda:

Deliller hukuka uygun yollardan elde edilmelidir. Sayın Joon H. Kim, umarım 27 Kasım 2017 tarihinde icra edilecek duruşmada, iddianamesine esas olan delilleri nasıl elde ettiğini açıklayacaktır.

Bizimkiler Gezi Parkı olayları ile uğraşırken ve Zarrab bir yem olarak sunulurken, yine çok büyük bir ALDANMA olayı yaşanmıştır. Bu savımı, Zarrab ve Atilla’nın bilerek ve tıpış tıpış ABD’ye gitmelerinin ortaya çıkması ve kanarya gibi şarkı söylemeleri (bülbül gibi ötmeleri) destekleyecektir.

Bu dava Türkiye’nin başını çok ağrıtacaktır. Savcı Bharara’yı FETÖ terör örgütünün üyesi olmakla suçlamak kimseyi kurtaramayacaktır.

Tıpkı bu yazıda alıntılar yapılan ek iddianame dokümanı gibi, ABD adalet sisteminde her şey açıktır ve bu dava ile ilgili olarak gizlilik kararı alınabileceği yönünde hiçbir emare de görülmemektedir. Bunun anlamı: Zarrab ve Atilla’nın ‘‘KANARYA GİBİ ŞARKI SÖYLEMELERİ’’ durumunda, bütün gerçeklerin yadsınamayacak ve inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya çıkacak olmasıdır. Ve bu gerçekler, yazının başında anlatılan, 2013 yılında meydana gelen bazı ilginç olayları da bütün ÇIPLAKLIĞI ile gözler önüne serecektir.

Yazar Profili

Ercan Caner
Ercan Caner
Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir.
Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını
sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri
(2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO
deneyimlerine sahiptir.

Bir Cevap Yazın