ZEYTİN DALI HAREKÂTI – AFRİN

ZEYTİN DALI HAREKÂTI – AFRİN

Yazar: Fatih Bengi, Sun Savunma Net, 27 Ocak 2018

Afrin’de konuşlanan terör örgütü PYD/PKK mensuplarına yönelik harekât “Zeytin Dalı Harekâtı” adıyla 20 Ocak 2018 saat 17.00’den itibaren başladı. Harekatın hedefindeki Afrin, siyasi, ekonomik, güvenlik ve psikolojik açıdan stratejik bir önem taşıyor.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Afrin operasyonu sahada fiilen başlamıştır” derken “Bunu Menbiç takip edecek. Madem Menbiç’te bize verilen sözler şu ana kadar yerine getirilmedi, bunun gereğini yapmamıza kimsenin söyleyecek sözü olamaz” ifadelerini de eklemişti. Erdoğan’ın bu sözlerinden Menbiç-Tel Rıfat hattının da hedeflendiği anlaşılıyor. 

Fırat Kalkanı Harekâtı ardından PKK/PYD/YPG açısından ulaşımın sağlanamadığı El Bab’ın hemen altına Suriye ordusu bir set çekmişti. Bu da Suriye’deki PKK/PYD/YPG’in Afrin’e bir şekilde ulaşmasına imkân verdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) Tel Rıfat’ı düşürmesi halinde bu koridorun önünün kesilmiş olacağı, esas amacın da bu olduğu görülüyor.

Dış sorunlara kısa vadeli, günlük açıdan değil, mümkün olduğu kadar orta ve uzun vadeli perspektiften bakılırsa daha iyi ve daha gerçekçi değerlendirmeler yapılabilir. Bu değerlendirmeyi yaparken geçmişe geri dönmemiz gerekiyor.

Bu duruma gelene kadar Suriye’de neler oldu?

Suriye’nin kuzeyinde, başlangıçtan beri PKK vardı. Zaten PKK’ya ilk kucak açan, terör örgütünün kurduran Baba Hafız Esad’dır.

Suriye’de çatışmalar Mart 2011’de başladı. Suriye Devlet Başkanı Esad, olaylara çok sert tepki gösterdi. Başlangıçta tartışmalar, demokrasi ve diktatörlük üzerinden yürürken, sonra mezhepler ve onların destekleyicileri arasında patlak veren bir iç savaşa dönüştü.

Suriye’de çeşitli unsurların 2015 ve 2018 Ocak ayındaki nüfuz alanları

Afrin, Hatay ve Kilis illerimize komşu, batısı Kürt dağları olarak adlandırılan, yüksek bir arazi kesiminde bulunmaktadır. Ancak burada en önemli şey; Suriye yönetiminin Temmuz 2012’de çatışmadan, Afrin’den çekilerek burayı YPG unsurlarına bırakmasıdır.

Çünkü hem Suriye bir iç savaşa gidiyordu ve oradaki askerlerine ihtiyaç vardı, hem de bu bölgede YPG’nin varlığı, bir anlamda Türkiye için ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Temmuz 2013’e gelindiğinde Suriye’de IŞİD terör örgütü sahneye çıktı. IŞİD, tıpkı diğer terör örgütleri gibi küresel örgütlerin kurdurduğu taşeron bir örgüttür. Esad da muhtemelen Suriye’deki muhalif güçlere karşı kullanmak maksadıyla İŞİD terör örgütünün Suriye topraklarındaki faaliyetine izin verdi.

Temmuz 2013’te IŞİD terör örgütünün sahneye çıkmasının ardından, ortaya Abdullah Öcalan çıktı, o zamanlar Türkiye’de “Açılım Süreci” yaşanıyordu. Ağustos 2013’te şunu söyledi: “Yeni oluşacak Suriye’de bizimkiler başrol oynayacak, orada özerk bölgeler oluşacak, müzakere çökerse, ikinci Suriye’nin eli kulağındadır.” 


Bu tehdidin ardından, 20 Ocak 2014’te Cezire’de, sonra 27 Ocak 2014 ‘te Ayn el Arab (Kobani) ve 29 Ocak 2014’te Afrin’de özerk bölgeler, kantonlar oluştu. 8 Ağustos 2017’de Suriye’nin kuzeyinde Şehba Mıntıkası olarak bilinen bölge dördüncü kanton ilan edildi. Bu sayede, 16 Mart 2016’da Kuzey Suriye Federasyonu olarak ilan edilen bölgede, tam dört kanton kurulmuş oldu. Afrin kantonu Hatay ve Kilis il, Cizîri kantonu ise Mardin ve Şırnak ile sınır komşusudur. Bölge, “Batı Kürdistan” anlamına gelen “Rojava” olarak anılmaktadır. Afrin’de 400 bin, Kobanê’de 200 bin ve Rojava’nın en büyük yerleşimi Cizîri’de ise 1 milyona yakın nüfus bulunuyor. Afrin, 2013’ten itibaren IŞİD’in eline geçen Rakka, Menbiç, El Bab ve Cerablus’tan kaçanlar için sığınak oldu. Yedi kasaba ve 365 köyden oluşan Afrin’in 400 bin civarındaki nüfusu göçlerle iki katına çıkarak 740 bine ulaştı.

Batı Kürdistan Kantonları (Sarı renkli, batıdan doğuya: Efrîn, Kobanê, Cizire)

Buradaki kırılma noktası YPG’nin Amerika’nın desteğiyle Mart 2015’te Ayn el Arab’ı, IŞİD’den alması ve Haziran 2015’te Tel Abyad’ı ele geçirmesidir. Böylece Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde bir “PKK Terör Örgütü Koridoru” gerçekleşmek üzere olduğunu gördü.

2015 sonbaharında ise İdlib, Esad’ın kontrolünden çıktı. Esad’ın iktidarı sallanıyordu, Rusya olaya müdahale etti.

Peki ABD’nin, Rusya’nın ve İran’ın Suriye’de nihai hedefleri ne?

Bölgede aktif rol oynayan bu ülkelerin nihai hedeflerini bilmek olayları anlamak açısından çok önemli.

Rusya’nın nihai hedefi;

  • Putin, Esad ile 49 yıllığına deniz ve hava üssü anlaşması ve çeşitli enerji kaynakları anlaşması imzaladılar. Rusya, en azından kısa vadede, geçiş döneminde Esad’ın kalmasını ve Fırat’ın batısının Rusya ve Suriye kontrolünde olmasını istiyor. Çünkü Ağustos 2016’da Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonu’na başladı. Aynı anda Şam yönetimi de Halep’e operasyon yaptı Türkiye Ekim 2017’de İdlib operasyonuna başladı. Aralık 2017’de Şam Yönetimi çatışmazlık bölgesine, Hama’dan İdlib’e girmeye başladı. Bazı operasyonlarla Rusya, Şam yönetiminin Fırat Batısında güçlendirilmesini konsolide etmeye çalışıyor. Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı operasyonuna başladığımızda Afrin’e girileceği de konuşuluyordu. Fakat Afrin’e gitmek için en doğusundaki Tel Rıfat’tan geçmek gerekiyordu. Ancak Rusya oraya asker yerleştirdi. Bir anlamda Afrin’e girmemizi engellediler.

Suriye’de görev yapan Rus Ordusu askerleri. Foto: AMN

 

  • Fırat’ın doğusu ayrı bir olaydır. Bu da zaten, acaba ABD ile Rusya arasında gizli bir anlaşma mı var sorusunu akla getiriyor. İlginçtir; ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Stanford’daki konuşmasında, “Güneybatı Suriye’de ABD, Rusya ve Ürdün 2017 Temmuz’undan beri beraber hareket ediyoruz. Amaç, bölgedeki tırmanmaları engellemek. Fırat Nehri boyunca da Rusya ile aramızda anlaşma var” diyor. Bu somut olaylar da çatışma istemediklerini gösteriyor.

 

  • Esasında Rusya da Suriye’deki Kürt kartını, daha spesifik olarak YPG kartını ABD’ye bırakmak istemiyor. Hatta bir ara Astana’da Kürtlere ‘‘Kültürel Özerklik’’ verileceğinin taslak anayasaya gireceği dahi konuşuldu.

  

  • Rusya’nın diğer bir hedefi de kendisine tehdit oluşturacak Uygur Türkleri, Özbekler, Çeçenler Şam yönetimine karşı mücadele ile oyalamaktır. Suriye’deki mücadele bitince nereye gidecekler. Bu Rusya için bir sorun. Bunların büyük bölümü şu anda İdlib’de bulunuyor. Rusya geliştirdiği stratejilerle bunları eritmeye çalışıyor.

 

Kısacası Rusya, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana gibi görünüyor, fakat toprak bütünlüğünü korurken bugünkü yapılanma mı, yoksa farklı bir yapılanmayla mı bunu yapmak istiyor, bu şu an çok net değil, en azından Suriyeli Kürtlere özerklik verilmesini düşünüyor gibi.

ABD’nin nihai hedefi?

Ortadoğu dediğiniz zaman Amerika’nın birinci hedefi İran’dır. Ortadoğu bölgesinde attığı her adımın mutlaka İran ile bağlantılı olduğunu görüyoruz. Bir kere bölgede Amerika’nın stratejisini çok iyi analiz etmek gerekiyor.  Amerika Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde; “İran dünyanın terörist örgütleri desteklemede en önde gelen ülkesidir.” “Irak bağımsız bir devlet olarak uzun vadede bizim stratejik partnerimizdir.” diyor, yani Irak’ı İran’a karşı bir güç denge unsuru olarak görüyor.

Suriye’de YPG unsurlarını destekleyen ABD askerleri. Foto: Sputnik International

 

  • Suriye’de İran’ın ve Rusya’nın etkisini kırmak istiyor. Buna karşın ABD hem Suriye rejimi ve İran aleyhine, hem de müttefikleri İsrail ve Ürdün’ü korumak maksadıyla Güney Suriye’de nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor.
  • ABD, 2011’den itibaren Esad’ın gitmesini istiyor. Ama kısa vadede Rusya desteği nedeniyle Esad’ı gönderemeyeceğini de biliyor. Esad’ın kalması biraz da YPG/PYD’ye karşı takınacağı tavırla ilgili. 
  • IŞİD terör örgütü bitmesine rağmen ABD son açıklamasında “Biz Suriye’de kalacağız” dedi. Çünkü Irak’ta yaptığı hatayı bir daha tekrarlamak istemiyor. Amerikan ordusu Irak’tan erken ayrıldı. Obama’nın yaptığı en büyük hatalardan biriydi. Amerika’nın niyeti Fırat doğusundaki devletleşmeye giden YPG’nin yapılanmasını sağlamlaştırmak, Fırat’ın doğusundaki yapılanmayı konsolide etmek. Orada bir silahlı güç oluşturmak. Bu hem Suriye ile hem de İran’la ilgili stratejisinin bir parçası. ABD’nin Fırat’ın doğusundaki Suriye’de 12-13 üssü var. Amerikan askeri sayısı 5000 civarında. Savunma Bakanı 2 Aralık 2017’de “Biz YPG’yi polis gücü olarak destekleyeceğiz” dedi. 14 Ocak’ta IŞİD’le Mücadele Sözcüsü, “30 bin kişilik bir Sınır Güvenlik Gücü kurulacak; Türkiye, Suriye ve Irak hududunda konuşlandıracağız” ifadelerini kullandı. 22 Aralık CENTCOM komutanı da silahlı güç oluşturulacağından bahsetti. 5000 tır silah gönderildi. ABD, Fırat’ın Doğusu olayında o kadar hassas ki, Türkiye’nin Menbiç ve Rakka operasyonuna destek taleplerini kabul etmedi. Menbiç’e yapılması düşünülen operasyonu engelledi. 

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; ABD muhtemelen Suriye’de bir federatif yapı düşünüyor. Irak modelini Suriye’de de uygulamak istiyor. Bir bakıma da acaba Türkiye-Rusya-İran bütünleşmesini YPG’yi kullanarak mı kırmak istiyor.

İran’a gelince;

Rejim güçleriyle birlikte, Suriye’nin doğusunda Irak sınırına ulaşacak bir hat açmaya çalışıyor ve böylelikle Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut karayolu hattını garanti altına almayı amaçlıyor. Böylece ABD ile Rusya arasındaki, Fırat’ın doğusu ile batısı şeklindeki ittifakı delmeye çalışıyor.

IŞİD terör örgütüne karşı Ruslara katılan İran askerleri. Foto: Your News Wire

Oluşturulmaya çalışılan PKK/PYD/YPG terör koridoru Türkiye için hayati bir güvenlik sorunu. Terör örgütü PYD/PKK, Suriye’nin Türkiye sınırının büyük bölümünü; %65’ini işgal ederek Ankara için başlıca güvenlik tehdidi haline geldi. Suriye’deki bu oluşum, Irak’taki oluşumla aynı değildir. Irak’ın kuzeyinde Irak Anayasası’na dayalı olarak oluşturulan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi var.

Suriye’de ise tablo tam ters. Önemli farklar var. Suriye’nin kuzeyinde oluşan PYD oluşumu, PKK’nın organik bağlantısı olan bir parti. Silahlı gücü YPG. O da PKK’nın kendisi. YPG’nin içinde Türkiye’den giden binlerce PKK’lı var. Burada ilk kez kendi topraklarının sahibi, bir bölgeyi kontrol ediyor, idari yapısı var, silahlı gücü var. ABD’nin açıklamasına göre en az 30 bin olduğu görülüyor. Bu durum Türkiye’de yıllardır devam eden terörün bitirilememesi yani güvenliği açısından, hem de toprak bütünlüğü açısından kabul edilemez bir durum.

Zeytin Dalı Operasyonunun Hedefi: Afrin. Harita: Informed COMMENT

Afrin Türkiye için neden bir tehdit? Askeri operasyon açısından bakıldığında nasıl bir yer?

Suriye’nin kuzeybatı ucundaki Afrin, Halep’in en büyük ilçelerinden. Nüfusu 740 bin. Afrin’in merkezinde az sayıda Arap, Mabata bölgesinde Alevi Kürtler, Kastel Cındo ve Ezazê civarında Ezidi Kürtler bulunuyor. Kürt nüfusunun ağırlıkta olması açısından da Kobane’ye benzetilen Afrin, Rojava özerklik hareketi açısından son derece önemli. Ekonomik açıdan ise Kürt hareketine en çok destek vermiş olanı. 300 civarında Rus askeri var. 8000 YPG’li olduğu söyleniyor. Askerî açıdan dağlık ve harekât yapmaya zor bir arazi.

Afrin;

Türkiye’de terör yaratmak açısından bir tehdittir. Türkiye’nin Hatay ve Kilis illerine sınır Afrin, Hatay’ın Amanos Dağları’na açılıyor. Afrin dağları, Hatay içindeki Amanos Dağları ile birleşen kontrolü güç engebeleriyle, sık sık teröristlerin sızma girişimlerine sahne oluyor.

PYD/PKK, söz konusu bölgeden militan, silah ve mühimmat sızdırarak, Türkiye’deki terörü besleme çabalarını sürdürüyor. Kilis’in tamamı Hatay’ın büyük bir bölümü terör örgütünün silahlarının menzilinde. Örgüt, Afrin’den Kilis ve Hatay’a sık aralıklarla taciz ateşi açıyor.

Güvenlik kaynakları, Afrin’den Amanos Dağlarına sızdırılanlar arasında tanksavar, roketatar, Doçka tipi ağır makineli tüfek, Kaleşnikof ve Amerikan yapımı M16 piyade tüfekleri gibi silahlar ile uçaksavar mühimmatlarının yer aldığını bildiriyor.

Afrin Operasyonunda durum. Harita: Oriental Review.org

Örgütün elinde ABD’nin Nisan 2016’dan bu yana PYD/PKK’ya sağladığı çok namlulu roket atarlar (ÇNRA) ve füze rampaları, 80 ve 120 mm. çaplı havanlar, MK19 bombaatar, M4 Cabrine ve M16 piyade tüfekleri, ABD yapımı BGM-71 TOW-Anti tank füzeleri, Humwee tipi askeri araçlar, Cougar tipi zırhlı personel taşıyıcılar, insansız hava gözlem araçları ile FGM-148 Javelin Anti-tank füzeleri bulunuyor.

Fırat kalkanı harekât bölgesine tehdit;

Afrin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Özgür Suriye Ordusu ile gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesinin batı ucunda bulunuyor.

Örgüt, Afrin’in komşusu Azez’de gerek muhalif askeri unsurlar gerek sivil halka yönelik yoğun tacizlerde bulunuyor. Son aylarda çok sayıda sivil, Afrin dağlarından ağır silahlarla açılan ateşler sonucunda hayatını kaybetti. Muhalifler, Türk silahlı kuvvetlerinin bölgeden çekilmesi durumunda, PYD/PKK’nın Afrin’den ilerleyerek Fırat Kalkanı bölgesini ele geçirmek isteyeceğini değerlendiriyor.

Böylece terör örgütü doğuda Fırat Nehri çevresiyle batıdaki Afrin’i birbirine bağlamayı hedefliyor.

İdlib gerginliği azaltma bölgesine tehdit;

İdlib, Afrin’den Akdeniz yönünde ilerlemek isteyen PYD/PKK’yı güneyinde bir engel. Muhaliflerin ve rejim karşıtı silahlı grupların kontrolündeki İdlib’de, Türkiye’nin girişimleriyle Astana anlaşmaları sayesinde gerginliği azaltma bölgesi oluşturulması terör örgütünün çıkarlarıyla çatışıyor.

Batı Kürdistan. Harita: Wikimedia Commons

Esad rejimi, İran kontrolündeki güçler ve Rusya’nın İdlib’deki gruplarla çatışarak direnişi kırması durumunda, PYD/PKK Afrin-İdlib hattında Akdeniz’e ilerleyebileceğini hesaplıyor. Bu nedenle Türk ordusunun İdlib’e girerek Afrin’i güneyinde bazı ateşkes gözlem noktaları kurması örgütü rahatsız etti.

Örgüt, gözlem noktası için keşif faaliyetlerine başlamasından itibaren TSK unsurlarını sürekli taciz etti.

İdlib’de sürecin kontrolden çıkıp ateşkesin çökmesi durumunda PYD/PKK bu hatta ilerleme fırsatlarını yeniden değerlendirecek.

Türkiye’nin Afrin’e yönelik harekâtı ile gözlem noktalarının güvenliği ve işleyişi güvence altına alınmış olacak.

Siviller evlerine dönecek.

Türkiye’nin Afrin’e yapacağı harekâtın bir hedefi de teröristlerin ilçenin güneydoğusunda işgal ettikleri Tel Rıfat ilçesi ve çevresinden kaçan sivillerin evlerine geri dönmesine imkân sağlamak.

Örgütün Tel Rıfat’ı işgali sırasında yaklaşık 50 bin Arap, Türkiye sınırında muhaliflerin kontrolündeki Azez ilçesine sığınmıştı. Azez’deki çadır kamplarda yaşam mücadelesi veren Tel Rıfat halkı, evlerine dönme umuduyla yaşıyor.

PYD/PKK, Tel Rıfat ve çevresinde kalan halka yönelik keyfi alıkoyma ve zorla silah altına alma gibi uygulamalarına devam ediyor.

Suriye topraklarında kurulmak istenen ve Türkiye’nin güney sınırı boyunca uzanan sözde Batı Kürdistan. Harita: Wikimedia Commons

Akdeniz’e çıkış hedefinde sıçrama tahtası.

PYD/PKK, ABD’nin terör örgütü IŞİD ile mücadele gerekçesiyle sahadaki müttefiki haline gelmesinden sonra Suriye’de büyük bir alanı işgal etti.

ABD’nin havadan ve karadan yoğun desteğiyle ülkenin dörtte birini ele geçirdi.

Bu yayılma esnasında, Akdeniz’e çıkış noktasına kavuşmak, gelecekte devletleşmek ve dış dünyadan doğrudan yardım almak isteyen örgütün en büyük hedefi haline geldi.

En doğuda, Suriye-Irak sınırından başlayarak Suriye-Türkiye sınırı boyunca Akdeniz yönünde ilerleyen örgüt için Afrin bir sıçrama tahtası durumunda.

Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı ile örgütün doğu-batı bağlantısında kısmi bir engelleme yaptı.

Ancak örgüt, Esad’la çok boyutlu ilişkileri sayesinde Irak sınırındaki alandan Afrin’e kadar, rejim bölgesi üzerinden erişim sağlıyor.

Afrin, PYD/PKK için günün birinde Akdeniz’e çıkış umudunu koruduğu bir uç nokta durumunda.

İşte hedefteki Afrin. Foto: Hürriyet.

Güvenlik açısından; Sayıları 10 bini bulan radikal unsurların da İdlib’den çıkarılmasından sonra, Fırat kalkanı harekâtıyla temizlenmiş el-Bâb’a kadar olan bölgeyle Afrin ve İdlib’in birleşmesinden oluşacak Türkiye nüfuzundaki alan, el-Bâb operasyonunda elde edilen güvenlikli bölgenin neredeyse iki katı olacak. Böylece Türkiye’nin güneyinde önemli sayılabilecek bir alan güvenlikli bölge olacağından, hem Türkiye’ye yönelen tehditler azalacak hem de Suriyeli mültecilerin yerleşebileceği, Türkiye’nin kontrol ve koruması altında bir nüfuz bölgesi olacak. İleride siyasi çözüm için masaya oturulduğunda da Türkiye’nin eli ABD, Rusya ve İran kadar güçlü olacak.

Afrin’e yapılan harekât mutlaka TSK’leri açısından en ince detayına kadar planlanıp icra ediliyor. Şüphesiz Suriye’de atılacak her adımın riskleri de mevcut. 

Böyle bir durumdan ABD’nin, Rusya’nın, Suriye’nin, İran’ın büyük rahatsızlık duyacağı çok açıktır. 

TSK’lerinin bu konuda başarılı olacağına inancımız, güvenimiz tam. Ancak bu harekâtı Fırat Kalkanı ile karşılaştırırsak… Çok daha zor.

 

  • Harekâtın yapıldığı arazi, coğrafya, mevsim şartları zor
  • Afrin’de daha tecrübeli ve donanımlı YPG ile ilk defa direkt çatışmaya girilmektedir. 
  • En önemli problem; sahada aktif durumda olan ABD ve Rusya’nın öngörülemeyen tavırlarıdır.
  • Ayrıca bu operasyon, el-Bâb’da olduğu gibi, terörist olduğu hususunda herkesin mutabık olduğu IŞİD terör örgütüne karşı değil, Türkiye’nin terörist olarak gördüğü PYD/YPG üzerine yapılacağından, dünya kamuoyuna “Kürtlere karşı yapılan bir operasyon” şeklinde yansıtılabilir. Bu örgütü kuran ve kullanan küresel güçlerin tepkisi olacaktır. Diplomatik mücadeleye sürdürmemiz, Türkiye içinde ve sınır boylarında PKK’nın eylemlerine karşı da dikkatli olmamız gerekiyor.

 

Sonuç olarak; bu harekât Türkiye’nin güvenliği açısından yapmak zorunda olduğu, mecbur bırakıldığı, riskli ama TSK’nın imkân kabiliyetinde olan bir harekâttır, ama bazı yorumcuların da söylediği gibi kısa sürede bitecek bir harekât kesinlikle değildir. Bu şartlar altında Türkiye’nin diplomatik mesaiye ağırlık vermesi ve en baştan koyduğu siviller ile teröristi ayıran tutumuna özen göstermeye devam etmesi gerekmektedir. Zaman ilerledikçe bu hassas dengenin daha da fazla denetleneceği dikkate alındığında, Ankara’nın sabırlı, sakin ve ittifak sisteminin aleyhine gelişmelere yol açmayacak ve koz vermeyecek hareket tarzları geliştirmesi önem arz etmektedir.

 

Tanrı Mehmetçiğimizin ve ülkemizin yar ve yardımcısı olsun.

Yazar Profili

Fatih Bengi
Fatih Bengi
1985 yılında Kara Havacılık Okulunda pilotaj eğitimini tamamlayarak pilot olan Bengi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde Takım, Bölük, Tabur ve Alay komutanlıkları görevlerini yürütmüştür. 2009 yılında Yüksek Askeri şura kararları ile Tuğgeneral rütbesine terfi ettirilen Bengi, 2013 yılında Kara Havacılık Okul Komutanlığı görevinden ‘‘Kadrosuzluk’’ nedeniyle emekli olmuştur.

Bir Cevap Yazın